Toplumsal düzenin dikişleri

Cenk Mutluyakalı

Toplumsal düzenin dikişleri patladıkça hepimiz biraz daha keskinleşiyoruz ister istemez…

Yurttaşlık hakkını sonradan kazanan kişilerin, özellikle ağır suç işlemeleri halinde yurttaşlıktan çıkarılması ve sınır dışı edilmesi gereğini son günlerde ciddi ciddi sorgulamaya başladım.

Böylesi bir adım insan haklarına uygun mu?
Muhtemelen değil.

Çünkü doğuştan yurttaş olanlarla sonradan bu hakkı kazananlar arasında farklı muamele yapmak, eşitlik ilkesi açısından ciddi sorunlar yaratır.

Ama öte yandan ülke giderek daha güvensiz, daha denetimsiz ve daha yaşanmaz bir hale geliyor.

O zaman asıl soruyu sormak gerekiyor:
Yurttaşlık bu kadar kolay ve bu kadar denetimsiz verilebilir mi?
Ülkeye giriş, çalışma izni, ikamet ve yurttaşlık süreçleri böylesine belirsiz olabilir mi?

Çünkü "ayar bozan" güç dengeleri var.
Biliyoruz.
Kimilerine dokunulamıyor.

***
Muhaceret, çalışma izni ve vatandaşlık süreçlerinde "af" adı altında sergilenen siyasal lütuflar yasaklanmalı öncelikle!

Yeni yurttaşlık koşulları –kim olursa olsun– çok ciddi kriterlere göre ilerlemeli…

Yine çalışma ya da ikamet izinleri de…

Tüm bu süreçler şeffaf, denetlenebilir ve yargı denetimine açık bir yapıya kavuşmalı.

Asıl mesele ise denetim...
O yok işte…
Çünkü o kadar çok 'kayıtsız' iş var ki!

Kimin öğrenci, kimin turist, kimin işçi olduğunu anlayamıyoruz.

Üstelik sürekli değişen kurallar, tüzükler, uygulamalar var. Mesela yeni duydum; Türkmen yurttaşlara yalnızca "bakıcı" olmaları durumunda çalışma izni veriliyormuş.

Yani "etnik kimliğe" göre iş ayrımı nasıl olur, anlamadım.

"Pakistanlılar bahçıvan olabilir, Türkmenler bakıcı, Hataylılar berber..."

Bu kez ne oluyor tabii…
Öğrenci kaydı yaptırıyor ama butikte çalışıyor.
Ya da "bakıcı" olarak geliyor ama başka iş yapıyor.

Her uygulamanın objektif, şeffaf ve ölçülü olması beklenir.
Olmuyor!
Olmuyor!
Olmuyor!

Hayatın her alanında, özellikle de kadına yönelik şiddet artıyor.

Elbette şiddetin tek nedeni göçmenlik ya da yurttaşlık politikaları değildir. Ancak denetimsizlik ve keyfî uygulamalar hayatlarımızı dağıtıyor.

Bir ülkede statülerin ve kuralların saygınlığı kalmamışsa; infial yaratan her yeni cinayette, şiddet vakasında ya da utanç tablosunda sesimizi yükseltip, birkaç gün sonra derin bir sessizliğe gömülmemiz kaçınılmazdır.

Biliyorum, böylesi gerilimlerin ve tepkilerin ardından kimileri 'vatan'dan söz edecek, kimileri 'bayrak'tan yine… Çirkef yatağı büyüdükçe…
 



Bir gümrük çalışanının uyarısı

Bir gümrük çalışanından gelen mesajı da paylaşmak istedim.
Elbette bir gözlem bu...
Mutlak "doğru" kabul edemeyiz.
Yine de üzerinde düşünülmeye değer...

"Cenk bey merhaba güvenlikle ilgili yazınızı okudum. Bir gümrük çalışanı olarak uzun zamandır gözlemlediğim görüşlerimi size aktarayım.

Maalesef son yıllarda bildiğiniz gibi muhaceret işlemleri büyük oranda polaisler değilnde sivil hizmet görevlileri tarafından yapılmaktadır.

Bu insanlar gerel maaş gerekse çalışma şartlarından dolayı sürekli bu görevlerden vazgeçmektedirler.
Kalıp devam edenlerin psikolojisini de siz tahmin edin. Ülkeye giriş yapacak birini yeteri kadar sorgulanması gerekirken burada o disiplini göremiyoruz. Bu mevkilerde acilen bir denetim ve düzenleme ihtiyacı vardır"