Toplumlararası güven yaratmak mı istiyorsunuz?

Tümay Tuğyan

 


Kıbrıs’ta müzakerelerin son derece olumlu bir çevresel destekle başlaması, sürecin devamı açısından umut verici.

Hem içerden, hem de dışarıdan...

Ama günün sonunda, taraflar arasında uzlaşılacak bir çözüm metninin hayata geçebilmesi için, toplumların onayına ihtiyaç var.

Annan Planı referandumlarının sonuçları, toplumların ne düşündüğünün birinci derecede önemli olduğunun en ‘YAKICI’ kanıtı.

Bu nedenle müzakerelerle eş zamanlı olarak, adına ister ‘Güven Yaratıcı/Artırıcı’, ister ‘Yakınlaştırıcı’ deyin, bir dizi önlemlerin hayata geçirilmesi gerekiyor.

Liderlerce imzalanan ve müzakereleri başlatan ortak açıklamada da altı çizilen bu önlemlerin, kağıt üzerinde bir iyi niyet belirtisi olarak kalmaması, bilfiil insanların hayat alanına yansıması önemli.

Yalnız bu noktada önemli olan bir unsur daha var.

Toplumlar arası güven tesisi için atılacak ya da atılması gündeme gelecek adımların, diğer her konuda olduğu gibi bir yarışa dönüşmemesi gerekiyor.

Önemli olan her iki toplumun faydasının da gözetileceği, bölünmüşlüğün yarattığı karşılıklı izolasyon politikalarının yine karşılıklı girişimlerle hafifletileceği açılımların gündeme gelmesi.

İlk etapta aklımıza ne geliyor mesela?

Kıbrıslı Türkler’in neye ihtiyacı var?

Ercan’a ayak basacak uluslararası uçuşlara...

Mağusa limanından uluslararası ticaret yapmaya...

Kıbrıslı Rumlar’ın neye ihtiyacı var?

Türkiye ile ilişkilerinin normalleşmesine; yani Türkiye limanlarının Rum uçaklarına ve gemilerine, iki ülkenin ekonomik pazar alanlarının birbirlerine açılmasına...

Ve sonrasında örneğin Maraş...

Maraş, siyasi yönü bir yana, ekonomik olarak çok ama çok maliyetli bir açılım olsa da, iyi niyet göstergesi olarak pilot bir uygulamanın gündeme gelmesinin yararını yadsımak mümkün değil.

On yıllardır tellerin ardında bir hayalet şehre dönüştürülen Maraş’ın bir kısmının ‘perilerden’ arındırılması, hem her iki topluma ekonomik anlamda artı değer katacak, hem de mülkleri (aslında geçmişleri) göz göre göre farelere yem edilen Maraşlıların yüreğinin üzerinde oturmakta olan koca koca taşların ağırlığı azalacak.

***

Yukarıda birkaçını saydığımız tüm bu unsurlar, yıllardır Kıbrıs sorununun pazarlık payları olarak kullanılageldiler.

Ve de genellikle, ‘bütünlüklü çözümün unsurları’ olarak görüldüler.

Oysa o ‘bütünlüklü çözüm’ için, o bütünün parçalarının bazılarının şimdi şu anda çözülmeye ihtiyacı var.

***

Ve diğerlerinden farklı olarak, ekonomik anlamda kimseye bir şey kazandırmayacak olsa da, belki de tümünden çok daha fazla ‘birleştirici’ bir etki yaratacak bir öneri de benden!

Zamanında iki toplumu birbirinden koparan ‘kayıplar konusu’ da pekâlâ bu sürecin birleştirici unsurlarından biri haline getirilebilir.

Kayıpların akıbetlerinin belirlenmesi konusunda epeyi yol alındı alınmasına ama çoğunluk, bugün hâlâ toprağın altında.

Kayıplar konusunda devletlere herhangi bir sorumluluk yüklenmediğinden, çalışmalar tamamen ‘şahitlerin’ insafında sürdürülüyor.

Oysa devletler, bu ‘sorunun’ baş sorumluları değil mi?

Yüzlerce insanın kaybolmasında, bugünün devletleri olan o günün üst düzey yönetimlerinin parmağı yok mu?

Var!

Ve bu devletler, illâ ki pek çok gömü yerinden haberdar.

Peki, gizli arşivlerin (yazılı ya da sözlü) karşılıklı olarak açılması ve devletlerin suskunluklarını bozup, gömü yerleri bilinen kayıpların bulunması için harekete geçmesinden âlâ güven yaratıcı önlem mi arıyorsunuz?