“Tingiridis Sokağı’ndan hatıralar...”

Sevgül Uludağ

Çok değerli arkadaşımız Halil Paşa, sosyal medya sayfasındaki paylaşımında, Lefkoşa Surlariçi’nde bir sokaktan, “Tingiridis Sokağı”ndan hatıralarını aktarıyor... Halil Paşa şöyle yazıyor:

“Babam kırk yılı aşkın bir süre, Lefkoşa'da o zamanlar "doğrultmacılık", şimdilerde "oto-doğrultma" ya da "kaportacılık" diye anılan meslekten çıkarırdı ailemizin ekmeğini. Önceleri "Tingiridis'in Sokağı" olarak anılan ve sonradan "Hürriyet Sokağı" olarak Türkleştirilen sokakta geçti yarım asra yaklaşan ömrü babamın.  Şimdi Güney'de BMW'nin acenti olan, Ermeni kökenli Bilaguda ailesinden öğrendi mesleğini. 1974 öncesi Kıbrıs Türk Liderliğine yakın akraba iki Türk ailesi bu dükkanları Ruma verdikleri taşınmazlarıyla takas edince, 1963 olaylarından sonra kira gelirlerini Vakıfların aldığı dükkanlar da, Kıbrıslı Türk ailenin mülkiyetine, dolayısına kirasına geçmiş oldu. İlk aydan itibaren kiralar artırıldı. İlkokuldan liseye okuldan arta kalan zamanlarımın çoğunu babamın işine yardım ederek geçirdiğim Lefkoşa'nın göbeğindeki bu sokak, çocukluğumun ve gençliğimin hatıralarıyla doludur.”

“SOKAĞIN EL DEĞİŞTİRDİĞİ İLK GÜN, SU KESİLDİYDİ...”

“Hiç unutmam sokağın el değiştirdiği ilk gün dükkanımıza gelen su kesilmiş ve babam da ayrı bir bölmede bulunan su rubinetlerini kontrol etmek için beni göndermişti. Yeni sahibini ana suyun başında buldum. Suyun kesilme nedenini sorduğumda cevabı basit oldu. "Söyle babana artırsın bu ay kirayı". Birkaç yıl sonra da sahipleri dükkanların yıkılması için dava açtılar ya. Babamın sırasında yer alan bütün dükkanlar yıkıldı. Karşı taraftaki dükkanlarda kalan esnafı o zamanlar genç bir avukat olan Kıvanç Rıza (bir esnaf da akrabasıydı) savunmuş ve dükkanların yıkımını engellemeyi başarmıştı.”

“BABAM DÜKKANDAN ATILINCA ÇOK ÜZÜLDÜYDÜ...”

“Babam dükkanından atıldığında ben daha üniversiteye devam ediyordum. Çok üzülmüştü. Kısa süre sonra da kansere yakalandı. İki yıl dolmadan da aramızdan ayrıldı.

Dün artık yalnızca mobilyacı Recep Usta'nın hayatta olduğu Tingiridis'in Sokağına gittim. Yıkılmayan sıradaki dükkanların sokağa bakan cepheleri sarı bir taşı andıran döşemeyle kaplanmıştı. Ama pek çoğu boştu. Babamın bulunduğu yıkılıp yeniden inşa edilen sıradaki dükkanlar ise yürekler acısıydı. Ne yazık ki birer pansiyona dönüştürülmüştü. Bir tanesinin üzerine de sıvasız bir kat ilave edilmişti. İki duvar, iki yerinden delinmiş, bir tanesinin bacasından kapkara dumanlar tütüyordu. Sokağı kesif bir çöp kokusu kaplamıştı. O kadar üzüldüm, o kadar üzüldüm ki...”

“AKPINAR PASTANESİ YERİNE BİR OTEL KONDURULMUŞTU...”

“Sokağın başında "Akpınar Pastanesi" gitmiş yerine bir otel kondurulmuştu. Az ileriye yürüyünce bir tarafta Nebil Nabi'nin eczanesi ile Derviş Erel'in dülger dükkanları Abdi Çavuş'un girişinde marazla selamladılar beni. Karşıda "Kel İrfan"ın bakkal dükkanının, demir kepenkleri yıllardır indirilmiş olmalı ki paslanmıştı. Bakkal dükkanının içerisinde bir köşede "yarı tatlı-yarı sterko" şarap içip ot tüttüren erkenden yaşlanmış ve şimdi hayatta olmayan benden önceki kuşağın esnafının hal-i pür melali canlandı gözümün önünde. "İrfan dayı, al bu bir şilini, ver babamın Önder Konyağını..." Biz bu ülkeyi yönetemedik... Sonra da kaybettik. Bu şimdi artık bize birer yabancı olmuş yüzyıllık sokaklarımızdan ve de bir zamanlar düğünlerimizin eğlencelerimizin başkenti Saray Hotel'imizin  hal-i harabından o denli belli ki.”

Tingiridis Sokağı, Hürriyet Sokağı'na dönüştürülmüştü...

Akpınar Pastanesi yerine bir otel kondurulmuş...

Saray Otel'in şimdiki hali...


***  GEÇMİŞLE YÜZLEŞMEYE DAİR YAZILAR...

“Kosova bombardımanının 25. yıldönümü: Yeni bir savaş dönemini tetikleyen NATO müdahalesi...”

Aleksandar Miladinovic/BBC

O dönem, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa topraklarındaki en büyük askeri operasyondu.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin onayı alınmadan girişilen ilk askeri müdahaleydi. Dört yıl sonra ABD'nın Irak'ı işgaline emsal oluşturdu ve Rusya lideri Vladimir Putin tarafından Gürcistan ve Ukrayna işgallerini meşru kılmak için kullanılan bir karardı.

24 Mart 1999'da NATO, Kosova'daki Arnavutlara karşı baskı ve katliamları durdurmak için sayısız siyasi girişimin başarısız olmasından sonra eski Yugoslavya'ya karşı 78 gün süren bir hava saldırısına başladı.

NATO saldırılarında asıl olarak Sırbistan, Kosova ve Karadağ'daki askeri tesisler hedef alınsa da, aynı zamanda önemli sivil altyapı da vuruldu.

Belgrad makamları en az 2500 kişinin öldüğünü, 12.500 kişinin de yaralandığını açıkladı, ancak net ölü sayısı hala bilinmiyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü ve Uluslararası Af Örgütü, hava saldırılarında 500 dolayında sivilin öldüğünü söylüyor.

Bombardıman sırasında, 300 binden fazla Arnavut Kosova'dan kaçıp, komşu Kuzey Makedonya ve Arnavutluk'a sığındı.

Bombardıman, Haziran 1999'da Sırp lider Slobodan Miloşeviç'in, Kosova'dan güçlerini çekmesi ve yerlerine NATO barış gücü birliklerinin gelmesini öngören bir barış anlaşmasını kabul etmesiyle sona erdi.

Bugün, aradan 25 yıl geçmesine rağmen NATO hala 5 bin askeriyle Kosova'da Kosovalı güvenlik güçleri ve Sırp azınlık arasında zaman zaman çıkan çatışmalarda arada kalıyorlar.

BM onayı eksikliği

Kosova krizine diplomatik bir çözüm bulmak için yıllar süren çabalar son olarak 1999'e herhangi bir sonuç alınamamasıyla sona erdi.

Batılı müttefikler, BM Güvenlik Konseyi'ndeki Rus ve Çin vetosundan kaçınma ve BM Genel Kurulu'nda operasyona destek bulma girişimleri sonuç vermedi.

Dönemin NATO Sözcüsü Jamie Shea, BM Genel Kurulu ve Güvenlik Konseyi üyelerinin büyük çoğunluğunun NATO müdahalesine destek verdiğini iddia etti.

Shea BBC Sırpça'ya yaptığı açıklamada "BM onayı yok değildi, Rus onayı yoktu. Operasyon insani bir müdahaleydi" dedi.

"Sivillere karşı insan hakları ihlalleri ve şiddeti durdurmak ve Kosovalı Arnavut nüfusun Kosova'da kalabilmesi için tasarlanmıştı."

BM'de ortak bir tavır alma çabalarının tümünü desteklese de, Rusya, sözde "Kosova örneğini" kendi askeri müdahaleleri için kullanmakta gecikmedi.

Leicester De Monfort Üniversitesi'nden tarih profesörü Kenneth Morrison "Rusya Şubat 2008'e Gürcistan'ı, Güney Osetya'daki Rusça konuşan nüfusu Gürcistan Ordusu'ndan koruma bahanesiyle Gürcistan'ı işgal etti" dedi.

Profesör Morrison, aynı bahanenin Rusya'nın 2022'deki Ukrayna işgalinde de bahane olarak kullanıldığını, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından hemen sonraki bazı olayların da buna işaret ettiğini vurguladı.

Siyaset uzmanı Aleksandar Djokiç de "Rusya, 1992 ve 1993'te Gürcistan ve Moldova'ya askeri müdahelerini de sivilleri savaş suçlarına karşı korumakla" meşru göstermişti" diyor.

"Putin'in herkese devamlo 'Kosova örneğini' hatırlatmasına karşın NATO'nın Rusya'dan birkaç şey öğrendiğini söyleyebiliriz."

Dünya haritasında, NATO'nun Yugoslavya bombardımanının kıtanın ötesinde sonuçları oldu.

Kenneth Morrison "Başta İngiltere Başbakanı Tony Blair olmak üzere müdahalenin mimarları, Kosova operasyonunu tam bir başarı olarak ve askeri gücün halkları otoriter rejimlerden 'kurtarmak' için kullanılabileceğine yönelik bir kanıt olarak gördü" diyor.

"Prensipte insani amaçlara ulaşmak ve otoriter rejimlere meydan okumak için kullanılabileceğine inancı, Irak'ta bir felakete yol açtı."

'Önemli miras'

Kosova'da Belgrad'ın desteklediği 100 bin dolayında Sırp'ın kaldığı tahmin ediliyor. Büyük bir çoğunluğu ülkenin bağımsızlığa karşı çıkıyor.

Kenneth Morrison "NATO bombardımanı önemli bir miras bıraktı. Sadece Slobodan Miloşeviç'in 2000 yılında iktidardan düşmesi de değil. Aynı zamanda Kosova'nın 2008'de bağımsızlığını ilan etmesinin ve tanınması konusunda uluslararası bölünmeler yaşanmasının yolunu açtı" diyor.

"AB ve ABD'nin ilişkileri normalleştirme çabalarına karşın, Kosova ve Sırbistan arasındaki gerilim devam etti."

Sırbistan Kosova'nın bağımsızlığını tanımayacağını ve BM üyesi olmasına asla izin vermeyeceğini söylüyor. Belgrad'ın tutumu Rusya, Çin ve diğe bazı ülkelerce de destekleniyor.

İki eski Yugoslavya cumhuriyeti Slovenya ve Hırvatistan AB'ye katıldı, Sırbistan ve Kosova ise büyük ölçüde ilişkilerini normalleştirmelerine bağlı olan uzun bir katılım sürecinde.

Karşılıklı tanıma hem Belgrad hem de Priştine için bir ön koşul. Sırbistan ayrıca, NATO'nın Barış için Ortaklık projesiyle yakın bir işbirliği yapmasına karşın, askeri tarafsızlığını sürdürdü.

NATO bombardımanına yol açan neydi?

Bir dönem, sayısız ulusal ve etnik toplulukların bir arada yaşayabileceğini gösteren bir örnek olan eski sosyalist Yugoslavya, 1990'lardaki bir dizi kanlı savaşın ardından çözüldü.

Altı cumhuriyetin tümü ayrı devletler haline gelirken, o dönem Sırp bölgesi olan Kosova'da Miloşeviç yönetiminin Arnavutların bağımsızlık girişimini zorla bastırmasıyla, gerilim büyüdü.

Birçok Sırp, Kosova'yı uluslarının doğum yeri olarak görüyor, ancak bölgede yaşayan 1,8 milyon kişinin % 92'si Arnavut.

1998'de Kosova Kurtuluş Ordusu'nun Arnavut milisleri ve Sırp güvenlik güçleri arasında aralıklarla görülen çatışmalar çok daha kanlı bir hale geldi.

Uluslararası topluluk, Balkanlar'daki bir diğer kanlı savaşı önlemek için Belgrad ve Priştine arasındaki bir dizi müzakereye destek verdi.

Fransa'da haftalar süren son müzakereler, Ocak 1999'da 44 Arnavut'un öldürülmesiyle başlamıştı.

Güçlü uluslararası baskıya karşın, görüşmelerden sonuç alınamadı ve Belgrad güçlerini Kosova'dan çekmesi ve yerlerini NATO barış gücünün almaını öngören barış anlaşmasını reddetti.

Tartışmalı hedefler

24 Nisan'da NATO füzeleri, devlet yayın kuruluşu RTS'hin stüdyolarının bulunduğu binayı vurdu ve 16 televizyon çalışanı ölürken, 18'i yaralandı.

İttifak o dönem, RTS'nin Miloşeviç yönetiminin "propaganda makinasının bir parçası olduğun" öne sürerek saldırıyı meşru göstermeye çalışırken, Belgrad "suç" diye tanımladı.

7 Mayıs'ta Sırbistan İçişleri Bakanlığı ve ordu karargahı bombardımanla yerle bir edildi. Birkaç füze Belgrad'daki Çin Büyükelçiliğine isabet edip, üç Çinli gazetecinini ölümüne, elçilik personelinden 10'dan fazla kişinin yaralanmasına yol açtı.

Bombardıman, 10 Haziran 1999'da Belgrad'ın komutası altındaki tüm güçlerin bölgeden çekilmesi ve NATO öncülüğündeki 36 bin kişilik barış gücünün konuşlandırılmasını öngören anlaşmayla sona erdi.

Slobodan Miloşeviç 2000 yılındaki bir halk ayaklanmasıyla iktidarını kaybetti ve iki yıl sonra da Uluslararası Eski Yugoslavya Ceza Mahkemesi'nde yargılanmaya başlandı. İnsanlığa karşı suç, soykırım ve savaş suçlarıyla itha edildi. 2006'da karar alınamadan önce tutukluyken öldü.

(BBC - Aleksandar Miladinovic – 24.3.2024)