Tezer esenyel abimiz. Nam-ı diğer “TEDDY”...
Benim için olduğunca birçok Kıbrıslı müzisyeni de etkilemiş, müzikal olarak eğitmiş, katkı koymuş bir insandı. Kendisiyle o kadar çok anı biriktirdim ki hangisini anlatayım diye çok düşündüm. Belki bir gün onunla ilgili bir kitapçık hazırlayabilirsem, onunla olan müzikal anılarımı daha detaylı anlatabilirim sizlere.
Tezer abiyle tanışmamız ilk kez Girne’nin Dome Hotel’inde oldu. ‘80’li yılların başı. Ben, Osman Cankoy, Niyazi Nasıfoğlu, rahmetle andığım Mehmet İslamoğlu (kedi) ile birlikte, lisedeki müzik hocamız İbrahim Belevi’yle Dome Set orkestrası olarak hotelde sahne alıyorduk. Hepimiz daha lise öğrencisi. Programa genelde öncelikle biz öğrenciler başlıyor ardından da hocamız, klavyenin başına geçerek müziğimize devam ediyorduk.
O ilk başladığımız anlardan birinde, ailesiyle birlikte restorana giren, renkli pantolon ve gömleğiyle, upuzun saçlarıyla bir anda hepimizin gözlerini üzerine çeken bu kişi Tezer Esenyel idi. O da başını bize çevirerek gülümsedi, selam verdi. Sonra biz birbirimize bakmaya başladık “kimdir acaba” diyerekten. Üç-beş şarkıdan sonra yanımıza geldi “merhaba, birlikte bir parça çalalım mı gençler” deyince “elbette” dedik hep bir ağızdan. Sahnede güzel bir de piyanomuz vardı. Piyanonun başına geçti, bize doğru döndü ve “Black Macig Woman”i biliyor musunuz?” diye sordu. Hepimizin ağzı kulağında “evet” dedik ve onunla müzikal yolculuğumuz, dostluğumuz kendisini sonsuzluğa gönderene kadar devam etti.
‘80’li yılların başından itibaren onunla sahne aldığımızdan kısaca bahsedeceğim ama şu soruya bir yanıt verelim... kimdi Tezer Esenyel?
Teddy, Ankara Devlet Konservatuarı’nda nefesli sazlar bölümünde –ki Obua çaldığı bilgisi aklımda kaldı- altı yıl okumuş, sonra okulu bırakıp sahne hayatına yönelmiş, özellikle 1968 yılından itibaren Ankaralıların yakından tanığı OKSİJEN grubunun kurucusu, klavyecisi, yorumcusu ve lideriydi. OKSİJEN grubundan önce de yine Ankara’nın en önemi gruplarında biri olarak anılan RİTM 4’ün de elemanıydı.
Aslında Tezer abiyle ilgili son yıllarda, rahatsızlığı arttıkça bir araştırmacı refleksiyle belgeler toplamaya başlamıştım. Bir yerlerde ‘60’lar, ‘70’lerin en önemli magazin dergilerinden biri olan SES’te, OKSİJEN grubuyla ilgili bir habere rastlamıştım. Fotoğraf olarak çözünürlüğü kötüydü. Aklıma hemen, bu adanın bana göre en önemli müzik arşivcisi olan Hüseyin Hallaçoğlu abiye mesaj attım. Onda bu derginin olması büyük bir olasılıktı. Yanılmadım. “vardır” deyince hemen gidip aldım ve tüm sayfanın fotoğrafını çektim. Kendisine buradan tekrar teşekkür ediyorum. Ve SES Mecmuası’nın 18 Nisan 1969 tarihli nüshasında yer alan OKSİJENLER (Tezer abi çoğul olarak anılmasına hep karşı çıkmış, grup isminin sadece OKSİJEN olduğunu her fırsatta dile getirmişti) ile ilgili röportajdan bir bölüm paylaşmak istiyorum sizlerle.
“SES mecmuası, 18 Nisan 1969, syf:16/17
Müzik Albümü: OKSİJENLER
Yazı ve fotoğraflar: Ahmet Erol Tangün
Ankara (Özel)
.....
... bazı profesyonel topluluklarımız da zaman zaman Psycodelic tarzında eserlerle sahneye çıkıyorlardı. Fakat hiçbiri Ankara gençliğini çılgına çeviren Oksijenler kadar bu türde başarılı olamamışlardır. Yarın (19 Nisan Cumartesi) İstanbul’da bir konser verecek olan Oksijenler gerçekten bu yeni akımın Türkiye’deki tek temsilcileridir. Rengârenk kıyafetleri, uzun saç ve sakalları ve yaptıkları müzikle bir The Cream’den bir Jimi Hendrix’ten pek bir farkları yok. Onları aratmayacak kadar da başarılılar.
Oksijenler oldukça yeni bir grup. Kuruluş tarihi 1968’in Aralık ayı. Grup yeni, ama grubu meydana getiren elemanların müzik geçmişleri oldukça eski. Çoğu, bir zamanların ünlü orkestrası Ritm 4’te çalışmış.
Grubun şefi Tezer Naşit. 1947 yılında Kıbrıs’ta doğmuş. Org çalıyor. Aynı zamanda da topluluğun solisti. 1962’den 1968’e kadar 6 yıl konservatuarın müzik bölümünde okumuş. Bu tarihten sonra tahsil hayatına veda edip Başkent’i çılgına çeviren Oksijenler grubunu kurmuş. “Biz” diyor, “bilinenin ve alışılagelmişin dışında yepyeni bir müzik türünün öncüsüyüz. Yaptığımız müzik bugün dünyada çok yaygın olmasına rağmen, Türkiye’de henüz yeni duyuluyor. Adına Psycodelic diyorlar. Psycodelic müzik ritm olarak ‘soul’a çok yakındır. Fakat aslında herkesin tanıdığı “Blues”un bir gelişmiş şekli olarak kabul edilmektedir. Bu tür müziği icra ederken, çalanların hislenerek parçalara kattıkları çok şey vardır. Hisler her zaman değişik olduğu için de herhangi bir parça ikinci defa çalındığında, ilk defakinden daha başka olmaktadır. Psycodelic’te en çok kullanılan ve büyük fayda sağlanılan şey, çağımızın elektronik alanda göstermiş olduğu ilerlemeye dayanmaktadır. Çünkü bu müzikte elektronik âletler ve dolayısıyle elektronik sesler kullanılmaktadır. Bu bakımdan Psycodelic, ses tonu olarak çok kuvvetli bir müziktir.”
Bu yazıdan da anlaşılacağı gibi Tezer abinin öncülüğünde kurulan OKSİJEN grubu, Türkiye’de Psycodelic müziğin öncülüğünü de yapmış. Söz konusu elektronik cihazlardan bahsedilince tekradan Tezer abiyle yaptığımız müzik dönemine gittim bir anda.
Dome Hotel’deki karşılaşmamızdan sonra ilk yolculuğumuz, kendisinin çalıştırdığı Girne’nin o yıllardaki en önemli diskoteklerinden biri olan Wagon Wheel Disco olmuştu. Bizler haftasonu Dome’daki müziği bitirdikten sonra Wagon Wheel’e giderdik. Oraya da bir davul kurmuştum ama hatırladığım kadarıyla Dome’daki davuldan birkaç eksik parçayı da yanımda taşırıdım (gülüyorum).
Ben, Niyazi Nasıfoğlu, Osman Cankoy, Mehmet İslamoğlu, Mehmetali Akçal artık Tezer abinin ‘80’lerin Kıbrısındaki ilk grup elemanları olmuştuk. Hem bizim Girne Gelişim olarak hem de kendisinin kurduğu Cosmic Dance isimli grubumuzla konserler vermeye beach party’lerde çalmaya başladık. İşte gerek Wagon Wheel’de gerekse konserlerde elinde Gibson gitarı, bir masanın üzerinde de acaip sesler çıkaran (gülüyorum) Moog keyboardu vardı.
Tezer abiyle müzik yapmaya başladığımız günden itibaren müzik kültür yelpazemiz de çok gelişmekteydi. Soul müzikten Funk, pop, rock, R&B, pop Jazz türlerinde hem dinleyici hem de müzikal anlamda çok şey kazandırdı bizlere. Sahne aldığımızda repertuarımızda neler yoktu ki... örneğin David Bowie’nin 1969 tarihli “Space Oditty” şarkısını ilk ondan dinledim, ilk kez onunla çaldım. Diskoteğinde bizlere böylesi müzikler de dinletiyordu. MAZE grubunu da ondan dinledim. Amerika’nın 1970’lerden başlayıp gelen soul, R&B gruplarından biriydi.
Konser repertuarımız mı? Bugün dile getirmek zor görünse de o yıllarda Frankie Goes To Hollywood’un “Relax” şarkısından tutunuz da, “Another Brick In The Wall”, Stevie Wonder’in “Master Blaster”, “Lately”, “Abony And Ivory”, “Part Time Lover”, George Benson’ın “Give Me The Night”, Bob Marley’den nice şarkılar, Eddy Grant’tan “I Don’t Wanna Dance” ilk aklıma gelenlerdir.
Tezer abinin en azından benim bildiğim iki de bestesi vardı. Biri “Kelebek” diğeri de “Sonsuzluk Kervanı” idi... dediğim gibi yazacak çok daha fazla şey var. Kısmet bir gün diyelim.
Işıklar içinde uyu Tezer abi, bize, müziğimize çok şey kattın. Her daim hatırlanacaksın...