Tepemize binmişler

Cenk Mutluyakalı

 

Elleri bağlanmış yurdumun.
Gözleri bağlanmış…


Bu nasıl bir “ironi”dir
Meclis’te yemin ediyorlar.
Yüz metre ileride, linç!
- “Yurdun ve halkın bölünmez bütünlüğünü…”
O Meclis’in “tepesine” çıkmışlar!
TE-PE-Sİ-NE !
Ellerinde Türkiye bayrakları, küfrediyorlar.
Gözleri “Madımak Madımak” bakan bir kalabalık taşlıyor camları…
Yemin ediyorlar Meclis'te, “Hukukun üstünlüğüne…”
 

...
Elleri bağlanmış yurdumun.
Gözleri bağlanmış…
O taşlar “kafa” kırsa ne olacak, içindeki düşünce orada...
Fikirler kırılmaz taşla!.
El ele yürüyor hınç, nefret diz dize, bir işaret fişeğiyle yürüyor kitle…

...
Korku tüneline çağırıyorlar hepimizi.
Ve sıradanlaşıyor “tapınma” hallerimiz.
Utanç büyüyor.
Yürüyor vandallık.
Polis “talimli” izlemede!
“Başkomutan” diyorlar, toplum lideri, “egemen” başı, kovuluyor garantörün gözü önünde!
Taş atıyorlar, demir atıyorlar, çekiç atıyorlar…
“Yakalım, kül edelim” çığlığında bir kadın...
İçimiz yanıyor.
Heyhat ilk kez oluyor bu, TC Büyükelçiliği önü korunmuyor.
Barikat kurmamış çevik kuvvet.
Tırmanıyorlar binaya, balkondalar, camı kırıyorlar, tabelayı söküyorlar, vuruyorlar, kırıyorlar...
Yetişiliyor imdada (!)
Meclis önüne dayanıyorlar, birisi omuzlara alınmış, “orospu” diye bağırıyor.
İki bayrak birden var elinde!
Yemin ediyorlar içeride, “demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti…”

...
Linç histerisi sıradanlaşıyor.
Utancımız gizleniyor 74’ün yarattığı menfaat düzeninin altına!
“Faşizme karşı omuz omuza” diyor bir çığlık.
Omuzlar içine çekiliyor, yuvarlanıyor laflar,  “Kraliçem bin yaşa”yı görmüş ada, kralına tapıyor huşu içinde!
“Egemenlik kayıtsız şartsız” yazılı duvarın önünde yemin ediyorlar.
Tepesine çıkmışlar Meclis’in…
Yağmur hafiften çiseliyor…

...
Sanki ilk kez duymuşlar gibi!
Daha ilk günden yayınlarının odağına “işgal”i koydu bu gazete!
Bin kez yazdı.
Kimi savundu, kimi tersledi.
Basın özgürlüğü, elbette farklı düşünenlerin özgürlüğü.
Söküyorlar şimdi içimizdeki güzelliği…
Camları kırık binanın… Oda karanlık… Utanıyorum “nasılsınız” demeye… Pencereler önünde ters çevrilmiş masalar. Çerçevelerden taşmış bir öfke kırık dökük seçiliyor, tam önünde anıt, tam karşıda meclis, ötesinde elçilik!
Cam kırıkları arasında izliyorum.
Pespaye bir kurtuluş kalmış, kurtarıcıdan geride…
Şener Levent eli tabancada oturuyor.
Sigara ezim ezim dişlerinde…


...
Elleri bağlanmış yurdumun.
Gözleri bağlanmış…
Söz tükeniyor, yemin bitiyor, “temel hak ve özgürlükler” ağrıyor, “namus ve şeref üstüne” yağmur çiseliyor, yobaz yağıyor, faşist yağıyor, bu yurt başkalaşıyor.
Tepemize binmişler…
İçimiz ağlıyor!