Tekrar 18 olsaydım...?

Tümay Tuğyan

Üniversite eğitimi, bir tercihin sonucu olarak hayatımızın geri kalanına yön vermesi bakımından, insan hayatının önemli bir parçası.

İçinde bulunduğumuz öğretim yılında, orta eğitim kurumlarından mezun olmaya hazırlanan ve yükseköğretimini Türkiye’de tamamlamak isteyen gençlerimiz, bu hedefe yönelik ilk dönemeci bu Pazar geçecekler.

Yükseköğretime Geçiş Sınavı, bu Pazar yapılıyor.

Bu sınav sonucunda, yola devam etmek için gerekli koşulları yerine getirebilenler, sırada bekleyen Lisan Yerleştirme Sınavı için hazırlıkları sürdürecekler.

Türkiye değil de Kuzey Kıbrıs’ta ya da Avrupa veya başka bir yerde üniversite eğitimi hedefleyenlerin de bu ülkelerin kendi sistemlerine göre düzenlenen ‘giriş’ prosedürlerini yerine getirmeleri gerekiyor.

Bu prosedürler ülkeden ülkeye değişiklik gösterse de, farklı sınav ve sıralama yöntemleri uygulansa da, değişmeyen şey; bu sürecin orta eğitimi takiben yaşanması.

Duyar gibiyim, ‘başka ne zaman yaşanabilir ki?’ diye sorduğunuzu.

Haklısınız haklı olmasına da, yine de bir yerde yanlış olan bir şeyler var.

***

İnsanın fikrinin ve zikrinin gelişimi, bir süreç işi.

İlgi alanlarının, keyif aldıklarının, pratikle birlikte daha gerçekçi bir zemine oturması ve bunu müteakip verimlilik profilinin oluşması vs.

Peki üniversite tercihimizi, yani meslek seçimimizi yaptığımız 17-18 yaş aralığında, bu tür bir ‘gelişim’ ve de ‘oluşum’ sürecinden bahsedebilmek mümkün mü?

Hayır!

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin ilk maddesidir; ‘Her birey on sekiz yaşına kadar çocuk olarak kabul edilir’.

Ve biz, yasalara göre henüz çocukken, ömrümüz boyunca icra edeceğimiz mesleği seçmek zorunda kalıyoruz.

Yok mudur ‘hayalindeki mesleği’ seçip de çok uzun yıllar boyunca o hayali mutlu biçimde icra edenlerimiz?

Vardır elbette.

Ama kaçta kaçımız bu ‘mutlu’ azınlıktanız?

Bile isteye tercih ettiğimiz bir alanda eğitim alsak da, bu tercihimizin ileride, aslında ‘yanlış’ olduğunun ortaya çıkması, işten bile değil.

Ki ‘sıralama’ yöntemiyle işleyen bir yükseköğretime giriş sisteminde, pek çok zaman ‘doğrudan tercihimizi’ değil de, ‘puan bazında mümkün olanlar arasındaki tercihlerimizi’ kazanmak durumunda kalıyoruz.

Meslek tercihlerimizi yaptığımız dönemin de, bu tercihlerimiz üzerinde önemli etkisi var.

Örneğin benim üniversiteye hazırlandığım dönemde, İşletme ve Uluslararası İlişkiler bölümleri son derece popülerdi.

Ve ben iddia ediyorum, ‘İşletme’ eğitimi aldıktan sonra, en sıradan tabiriyle ne iş yapacağının ya da hangi alanlarda iş fırsatlarıyla karşı karşıya kalacağının farkında dahi olmayan birçok insan, sırf popüler diye tercih kontenjanını çeşitli üniversitelerin ‘İşletme’ bölümleriyle doldurmuştur.


***
Şu andaki aklımla, ben yine gazetecilik eğitimi almak istemezdim mesela.

İşimi sevsem de, mesleki anlamda çok daha fazla keyif alacağıma emin olduğum başka ilgi alanlarım var artık.

Böyle hisseden sadece ben miyim?

Hiç sanmıyorum.

Ama gelin görün ki, ‘hiçbir şey için geç değildir’ sözü hayatın pratiği içerisinde her zaman geçerliliği olan bir söz değil.

Neyse, tam da sınav arifesinde moral bozmaya gerek yok.

Gençler, Pazar günü hepinize başarılar!