Tekke Bahçesi’nde 21 Temmuz 1974’te çekilmiş fotoğraflar…

Sevgül Uludağ

Selimiye Camisi eski imamı rahmetlik Ahmet Gürses’in arşivinde Tekke Bahçesi gömüleriyle ilgili fotoğraflar bulan torunu Serkan Soyalan, bunları bizimle paylaştı…

 

 

Selimiye Camisi eski imamı, rahmetlik Ahmet Gürses’in arşivinde, Tekke Bahçesi gömüleriyle ilgili fotoğraflar bulan torunu Serkan Soyalan, bunları bizimle paylaştı.

İlk kez gördüğümüz ve siz okurlarımızla paylaştığımız bu fotoğraflar, 21 Temmuz 1974’te çekilmiş fotoğraflar…

Savaşta öldürülenlerin Tekke Bahçesi’ne gömülmesi esnasında, hoca olarak rahmetli Ahmet Gürses de görev yapmış – fotoğraflar bu gömüler esnasında çekilmiş… Fotoğrafları kimin çektiğini bilmiyoruz – bunların herhangi bir gazetede o günlerde yayınlanıp yayınlanmadığını da bilmiyoruz. Ancak fotoğrafları dikkatlice incelediğimizde, Tekke Bahçesi yanındaki Vakıflar Pasajı’nın ve Vakıflar Pasajı içindeki kışlık sinemanın henüz yapım aşamasında olduğunu görebiliyoruz… Tekke Bahçesi’nin etrafını çevreleyen duvarlar da görülüyor ve duvarın dışında şimdiki binalar henüz inşa edilmemiş… Bu binaların inşası sırasında, bazı insan kalıntılarının bulunmuş olduğu okurlarımız tarafından yaygın biçimde anlatılmaktaydı…

Tekke Bahçesi’nin yanısıra başka yerlerde de görev yapmış Ahmet Gürses o savaş günlerinde – hoca olarak definler esnasında hazır bulunup dua etmiş…

Şair-yazar Serkan Soyalan, onun torunu ve dedesinin hatıralarını toparlayarak 2016 yılında “Dedem Ahmet Gürses” başlıklı bir kitap yayımlamıştı…

Bu kitapta, rahmetli Ahmet Gürses, bu gömülerden söz ediyor…

“Dedem Ahmet Gürses” başlıklı kitabında, 146, 147 ve 148nci sayfalarında “Şehitlere görev…” başlığı altında, Serkan Soyalan şöyle yazıyor:

“Kıbrıs’ta 1963 yılında başlayan çatışmalarda şehit düşenler Tekke Bahçesi diye bilinen ve Evkaf’a ait olan boş arsanın içine gömülmeye başlamıştı. 1963-1974 yılları arasında Lefkoşa ve civar köylerde şehit düşenler ile diğer bölgelerde yaralanıp getirildiği Lefkoşa Hastanesi’nde şehit düşenler bu şehitliğe gömülmüştür.

Ahmet Gürses, bu şehitlikte mezarları bulunan 155 şehidin çoğunun defin işleminde bulunmuştur. Gürses Hoca, o acı günleri şöyle anlatır:

‘15 Temmuz’dan başlayarak anlatmak istiyorum. Rumlar 15 Temmuz’da suikast yaparak Makarios’u devirmek istediler. Ben camiden eve dönünce eşim bana ‘Buradaki karargahtan aradılar, seni istediler. Bütün gençleri topladılar’ dedi. Lise son sınıf ve üniversite öğrencilerini toplamışlardı. Benim büyük oğlum o zaman son sınıfta okuyordu, onu da götürdüler. Ben de merakla oraya gittim, komutanla görüştüğümde bana “Sen niye geldin?” dedi. “Ne bileyim, bizi aramışsınız” dedim. “Hayır, sen bize başka yönden lazımsın, şehitlikte lazımsın” dedi. Ondan sonra döndüm geldim eve. Şimdi bu sokağa adını vermiş olan kişi şehit oldu: “Ecvet Yusuf”…

O aylarda müthiş sıcaklar olurdu. Ben bir görevliden yetki aldım. Bu şehitlikte gönüllü mezar çıkaran arkadaşlar için bana bir bölük göstersinler, gideyim öğlenleri tayin alayım ve gidip dağıtayım arkadaşlara. Bir gün genç bir arkadaş şehit oldu. Babasını da çok iyi tanırdım. Şimdi o da rahmetli oldu. Hala çok sevdiğim arkadaşım yemişçi Lapatozlu Kemal, beni sabahları gelip evden alır ve Tekke Bahçesi’ne götürürdü.

Bu genç arkadaş şehit olduğu gün, Lapatozlu Kemal’e “Ben Türk Bankası karşısındaki kahveye gidip soğuk bir su içeyim, ciğerim yandı” dedim.

Sırtımda cübbe, başımda sarık, kahveye gittim. Kahve kapısının içinde oturan gencin babasıyla karşılaştım, göz göze geldim ancak bize tüm şehitlikte çalışanlara sıkı bir emir verdilerdi. Hasan şehit oldu Fatma şehit oldu, kimseye bir şey söylemeye hakkımız yoktu. Cezalandırılırdı söyleyen. Öğrenmek isteyen Vakıflar’a gitsin, oradan öğrensin. Rahmetli doktor Özkan Bey hesap tutardı kaç kişi defnedildi diye. 20 Temmuz’da gökyüzü mavi değil, kıpkırmızıydı. 21 Temmuz’da asker ve sivil olmak üzere 74 kişi defnettik. Neyse konumuza dönelim, kahveciye rica ettim, “Bana bir bardak soğuk su verir misin?” diye. Şehit gencin babası kahveciye döndü, “Hayır, hocaya su verme” dedi.

Bir an dondum kaldım. Hayret ettim. “Önce gayet soğuk bir kola açın kendisine, akabinde soğuk su verin” dedi. Kahveci bana kolayı getirince, adamın gözlerinin içine bakarım, boğazımdan geçen kola sanki kurşun oldu. Kurşun geçmiş kadar oldu boğazımdan. Çok teşekkür ettim, Kemal geldi arabasıyla, Arabahmet semtine gittik; orada bölük vardı. Yolda Kemal’e olanları anlattım, hayret etti o da. Ben bu hikayeyi gerek Türkiye’de, gerek İngiltere’de defalarca anlattım. Her anlattığımda da aynı duyguları yaşarım.

Biz şehitlikte görev yaparken, sürekli mücahitler gelirdi ve bizlere eşlik ederler, mevlid okurduk. Zaman zaman yanımıza Berber Salim (Salim Gürler) ve Salahi Tozduman da gelirdi ve bana eşlik ederlerdi. Resimlerimiz de vardır beraber.

Bu harekat durduktan sonra Muratağa-Atlılar-Sandallar köylerinde katliam yapıldı. Ben oraya Müftü Efendi’nin arabasıyla gidiyordum. İlk merasim orada olacaktı. Bir toprak yığınının altında 58 kişi vardı. Sonra tek tek ayırdılar. Merasim bittikten sonra ben orada bir dua okudum. İçim çok sızladı. Onun üzerine adamcağızın biri geçerken Müftü Efnedi’ye dedi ki, “Beni arabanızla evime kadar götürür müsünüz?” “Hay hay” denildi, arabaya aldık, evine kadar getirdiğimizde “Benim 10 kişilik bir nüfusum vardı” dedi. 8 çocuğum, eşim, bir de ben. Harekat başladığı zaman dışarıda bir yerde kısılmış. Mağaraya mı sokuldu, ne yaptılarsa bilmem artık. Rumlar hücum etti köye. Arkalarından da Türk ordusu gelince, Rumlar bozguna uğramış. “Türk askeri geldiği anda ben çıktım, evime gittim. Benim üzerimde 9 yara var. Eve girdiğim zaman eşimin başı bir tarafta, gövdesi bir tarafta, 8 çocuğumun gövdesi bir taraftaydı. Siz söyleyin bana hangisine yanayım, hangisine ağlayım” dedi. Allah bu arkadaşa öyle büyük bir sabır verdi ki, intihar etmedi, çıldırmadı…”

Serkan Soyalan arkadaşımıza bu tarihi fotoğraflar nedeni ile çok teşekkür ederiz...