TEENNİ...

Ferdi Sabit Soyer

 

Davos'ta Kıbrıs sorununda önemli görüşmeler yapıldığı bir doğrudur. Üstelik Davos'taki toplantılar sırasında kamuoyuna çok olumlu mesajların verildiği de bir gerçektir.

Davos'a denk gelen bir dönemde AKEL Genel Sekreteri Sayın  Kibrianu'nun Türkiye ziyareti ve Türkiye Başbakanı Sayın Davutoğlu ve Dışişleri Bakanı Sayın Çavuşoğlu ile görüşmesi de Davos'a eklenen ve olumlu havayı daha da geliştiren diğer bir etken oldu.

Davos sonrası CB Sayın Akıncı'nın basında yer alan, ama üzerinde pek de durulmayan bir açıklaması oldu. Sayın Akıncı açıklamasında, Mayıs ayında Referandum olmazsa dünyanın sonu olmayacağını ve esasın 2016 yılı içinde çözüm için  yolu tamamlamak olduğunu söyledi.

CB Sayın Akıncı'nın bu ifadelerinin, dün, çözüm için Mayıs'ı işaret eden sözlerden daha  gerçekçi bir tanımlama olduğunu  yazmıştım.

BELİRSİZLİK ÜZERİNE

İki liderin,BM Genel Sekreteri ile de buluşması  ve Sayın Ban Ki Moon'un da olumlu ve ümit vaat eden açıklaması da Davos'ta yaşandı. Peki ne oldu?

Bunca olumlu sözden sonra Kıbrıs'ta  liderler buluşması gerçekleşti. Bu buluşmadan sonra CB Sayın Akıncı, bir aile yakınının vefatı üzerine toplantı sonrası açıklama yapmadı.

Ama Başkan Sayın Anastasiadis bir açıklama yaptı. Bu açıklamada da Sayın Anastasiadis," iki liderin belirsizlikler olduğu üzerine anlaştıklarını" açıkladı.

Hoppala, bunca olumlu sözden sonra, "bu ne lahana, be ne turşu" diye düşünmemek mümkün mü? Bu neden  oldu? Ortada bir yalan mı var, yoksa başka bir şey mi var? Bunu ele almak gerekir.
Bu açıklamaya neden olan olay bence çok açık. Bu konjüktürde ben bunu, Mayıs sendromunun ön göstergesi olarak tanımlamak isterim.
Yani SEÇİM.

Ne acıdır ki bu ülkede demokratik süreçler içinde seçimlerde pek çok olayın ve sıkıntının tartışılıp, sonuçta krizlerin çıkış yolunun esastan ele alınacağı bir atmosferleri yaşanmamaktadır.
Bu Kuzeyde de Güneyde de böyledir. Siyasi güçler seçimlerde esaslı konulara dair can sıkacak konuları  değil de, halktan daha fazla oy alacakları bir söylem ve tavrı benimsemektedirler.

Yani seçimler, " TEENNİ " ile hareket edilecek bir alan olmaktadır. Bunun için esas değil, imaj öne çıkmaktadır.

Kısacası seçimlerde ilerisini düşünmek; özlü ve esaslı meselelerin tartışılması değil, en fazla oyu almak olarak şekillenmektedir.  Bunun içinde acelesiz iş yapma, meziyet  olmaktadır.

İşte Davos sonrası gerçekleşen liderler buluşmasından sonra yapılan, iki liderin "belirsizlikler olduğuna dair" anlaştığı açıklaması, buna dayalıdır.

Bakın, Davos sırasında Güneyde Sayın Anastasiadis topa tutuldu, " milliyetçi" çevreler tarafından. Ne imiş?

Sayın Akıncı ile ayni platformda bulunmaktan ötürü KKTC'nin düzeyini yükseltmiş! Bu olay Kuzeyde de bazı çevreler tarafından tersten ele alındı. "Bir İLK gerçekleşti" söylemleri ile buna tersten katkı sağlandı.
Yalnız bu mu?

AKEL Genel Sekreteri Sayın Kibrianu'nun gerçekten çok önemli bir adım olan Türkiye ziyareti de buna örnektir. Kopan vavelya üzerine Sayın Kibrianu, Türkiye ziyareti öncesi basında yer alan ve çok da üzerinde durulmayan bir açıklama yaptı. Buna göre Sayın Kibrianu,  Türkiye'ye , "resmi Ulusal Konsey tezlerini" götüreceğini söyledi. Bunu okuyan biri hemen ne der? Eğer bunu götüreceksen gitmene gerek yok, mektup yaz der.

Yani, Davos sonrası gerçekleşen liderler buluşmasından sonra Sayın Anastasiadis'in  ve  Türkiye ziyareti öncesinde Sayın Kibrianu'nun açıklamalarının tek bir nedeni var. Mayıs ayındaki SEÇİMLER.
Çünkü, Kuzeyde ve Güneyde seçim atmosferini belirleyen ana etken TEENNI ile hareket etmek mantığıdır.

KRİZLER ve ÇÖZÜM

Ünlü düşünür Jean Piaget'in çok önemli bir tespiti var. " Büyük kriz, krizden çıkmak için yapılması gerekenlerin ne olduğunun bilindiği, ama sistemin yapısının buna izin vermediği zaman, yaşanandır" der.

Evet, bu gerçek yalnız Kıbrıs sorunu için geçerli değildir. Tüm demokratik, ekonomik, sosyal, kültürel sorunların çözümü içinde geçerlidir. Bu yüzden ne Kıbrıs sorununda, ne de ekonomik, demokratik toplumsal diğer tüm sorunlarda, olağan sıkıntı aşamasını çoktan geçmiş ve kronikleşmeye yüz tutmuş krizlere dönen sorunlarımızın çözümsüzlüğüne yol aşan hususlar, Jean Piaget'in ifade ettiği bu tespitte  var olan gerçekte saklıdır...

Onca  soruna karşın, Türkiye'de yaşanan son iki seçimde olanlara bakın.... Onca ağır ekonomik,demokratik ve toplumsal sorunlara karşın seçimler çıkış için esası değil, ama daha ziyade farklılıkların birbirini,  " hırsız " ve "hain" diye suçladığı bir atmosferde geçti.

Bu yüzden seçimler maalesef ağır sorunların çözüm dinamiğini aşmaya değil, ama ağır sorunların daha da ağırlaşmasını getiren gelişmelere kapı açtı.

Bu bizdeki seçimlerde böyledir. Esas ve özlü konular değil, ama daha fazla oy almak ve diğerini maf etmek üzerine kurulu kampanyalar yaşamaktayız.

Göreceksiniz, gelecek milletvekilliği seçimi de eğer farklı bir zemin oluşmazsa, ayni temelde gelişecek.
Bu kez seçim kampanyaları tam bir deterjan reklam kampanyasına  benzeyecek. En iyi bulaşık sabunu benim. Kirleri en iyi ben temizlerim, en beyaz yapacak olan benim görüşümdür  zemininde olacak gelecek seçimler... Bu yüzden karşılıklı suçlamalar, karalamalar ve bunlara dair açıklamalar saldırı ve savunmalarla geçecek gelecek seçim.

Kıbrıs sorunu  gibi temel ve kronikleşmiş bir  sorunun çözümü için, bu sorunu yaratan  statükocu anlayışların dışında, çözüm için  çok farklı ve değişik bir görüşün Kuzey ve Güneyde gelişmesi şart iken... Değişim, Barış ve Çözüm  için yola çıkanların, Kuzeyde ve Güneyde  çözümsüzlüğü belirleyen düşünce ve statükocu anlayışların çizdiği genel çemberin içinde kalıp, seçimlerde TEENNİ ile yarışma çabaları, sonuç itibarı ile ne kadar iyi niyetli olursanız olun, yıllardır süren statükoyu sarsamadı, aksine statükonun kendini yeniden üretmesine yol açtı..

Bu nedenle de genel olarak, "ulusal" diye ifade edilen yaklaşımların genel çemberi içinde, siyasi güçlerin çözüm için farklarını anlatma çabası,  bu krizin hala aşılamamasının da nedenlerinden biridir.
Bu yüzden Güneyde Mayıs'ta yapılacak seçim, şimdiden çözüm çabalarının freni olmaya başladı.
Bu atmosferde Kuzeydeki statükoculara kabuklarından  çıkmaları içinde imkan sunmaktadır. Çünkü Güneydeki seçim mantığı bunlara aradıkları fırsatı vermektedir.. Baksanıza daha şimdiden. kendilerini " mukavemetçi" diye tanımlayanlar, Mücahit Ordusu üniformalarını giyerek, TC Büyükelçiliğini ziyaret edip tavır geliştirmeye başladılar.

Bu ziyaretlerde bunları yatıştırma adına verilen beyanatlarda, çözüm dinamiğine dönük kuşku ve güvensizlik halleri oluşmasına katkı koymaya başladı.

Evet, Güneyde  Mayıs ayındaki seçimler, sürece hem zehir katmaya, hem de çözüm deviniminin hızını kesmeye adaydır. Bu yüzden statükoyu besleyecek tüm anlayışlara karşı kararlı ve "itina" ile tavır geliştirmek önemli olmaktadır.