TATAR’IN ESERİ

Sami Özuslu

Tebrikler, tebrikler, tebrikler…
Siyaseti kendi istediğiniz şekilde dizayn etme operasyonunuz gayet başarılı oldu.
‘Come on Ers’ diye diye, kendisi dahi kazanacağına inanmayan bir ismi saraya çıkardınız.
‘Tek seslilik’ ve ‘biat’ isteğiniz halloldu.
Bravo!..
Ama yetmedi…
Hükümeti de dizayn edecektiniz…
Bunun için ‘hükümet partisi’nde de dizayn çalışması yaptınız.
‘Nush ile uslanmayan’a ‘kötek’ gösterdiniz, hepsi çil yavrusu gibi dağıldı.
Fakat sonra ortalık karıştı.
Bakın, şimdi ne hükümet kurulabiliyor, ne ‘hükümet partisi’nde başkan seçilebiliyor.
Hükümet kurulsa da, başkan seçilse de oturduğu makamda kimse rahat olmayacak, sürekli ‘diken üstünde’ hissedecek.
Bir makam uğruna bakın, neler becerdiniz!..
**
Olup bitenlerin bir numaralı sorumlusu bizzat Ersin Tatar’dır.
Hem toplumuna, hem de kendi partisine onanmaz zararlar vermiştir.
Vücuttaki yarayı kapatmaz, açıkta bırakırsanız eğer her türlü enfeksiyona davetiye çıkarmış olursunuz.
Kıbrıslı Türklerin demokratik yapısı ve de bütünlüğü ciddi bir tehdit altındadır. Zira yara açıktır, açıktadır.
Olanca mikroplar vücuda akın edecektir.
O yara iyice temizlenip kapatılmadıkça, vücut enfekte olmaya, cerahat toplamaya devam edecek.
İltihap yayılırsa, ‘hasta’ için hayati tehlike doğabilir.
Tatar ve ona her türlü desteği veren, müdahalenin her türünü mubah gören Ankara’daki yönetim ve buradaki elemanları Kıbrıslı Türklere fenalığın en büyüğünü yapmıştır.
Toplumunu düşünen kimse bunu yapmaz.
**
Müdahaleden mustarip Kıbrıslı Türklerin ‘vücudu’nun cerahatten temizlenmesi zaman alacaktır.
Demokrasinin tekerine sokulmuş çomak, uzunca bir süre toplumu meşgul ve huzursuz edecektir.
Buna sebebiyet veren işbirlikçi siyasiler de nasibini alacaktır elbette bundan, ama olan yine topluma olacaktır.
Ekonomik ve sosyal sorunların biriktikçe biriktiği, sorunların aşılamaz hale geldiği bu dönemde iç huzuru çoğulcu demokratik değerlere ve hukukun üstünlüğü ilkesine uygun şekilde oluşturmak varken, seçilen bu antidemokratik ve hem hukuk hem etik dışı girişimler toplumsal varlığı da tehdit etmektedir.
Şairin ‘demediği’ gibi...
Bir ‘makam’ uğruna ya Rab, ne şafaklar söndürülüyor!