Tartışalım mı kardeşlerim?

Serhat İncirli

İfade özgürlüğü nedir?

-*-*-

İfade özgürlüğü, insanların düşüncelerini serbestçe açıklayabilme hakkıdır… 
Haaa, bu hak başkalarının hak ve özgürlüklerine zarar vermeyecek şekilde kullanılmalıdır… 

-*-*-

İfade özgürlüğü, şiddete veya suça açıkça teşvik içeren bir hak olamaz!

-*-*-

Nefret söylemi içermemelidir!

-*-*-

Hakaret ve iftira, ifade özgürlüğü kapsamında değildir!

-*-*-

Kişisel verilerin ihlali de ifade özgürlüğü dışında tutulmalıdır!

-*-*-

Ve tabii ki bizimkisi gibi ülkelerde, “Milli güvenlik veya kamu düzeni” diye açıklanan iki kurum söz konusudur; bu iki kuruma yönelik “tehdit” söz konusu olmamalıdır ki burası tartışılabilir!

-*-*-

Milli güvenlik nedir?
Kamu düzeni, hangi düzendir?

-*-*-

İşte bu iki kurumun üzerinde “hukuk” ya da “adalet” olmalıdır ki, hukuk çerçevesinde, milli güvenlik ve kamu düzeninin sınırları da net şekilde belirlenmiş olsun! 

-*-*-

İfade özgürlüğü olan bir ülkede; her birey, düşüncesini, görüşlerini, eleştirilerini; otorite baskısı veya herhangi bir otoritenin keyfine bağlı olmaksızın açıklayabilmelidir!

-*-*-

İfade özgürlüğü sınırları dahilinde, “… devleti, kurumları veya kişileri eleştirme” de bulunur!

-*-*-

Bir ülkede, devlet yanlış yapıyorsa, devleti yönetenler hatalıysa, kişiler bunu eleştirir…

-*-*-

“Devlet yöneticileri”, mizah veya ciddi yazı ya da sözlerle eleştirilebilir olmak zorundadır!

-*-*-

Nerede?

-*-*-

Dediğimiz gibi özellikle devlet veya devlet yöneticilerinin eleştiriyi kabul etme seviyeleri, o ülkedeki hukukun üstünlüğü ile doğru orantılıdır!

-*-*-

Bir ülkede ne kadar çok hukuk varsa, o kadar çok devlet yöneticisi hoşgörüsü vardır!

-*-*-

Elbette herkes, hükümet politikalarını eleştirebilir… 
Ancak bu, hükümet edenlere hakaret veya şiddet çağrısı içermemelidir… 

-*-*-

KKTC’de ifade özgürlüğü, Anayasa ile güvence altına alınmıştır.
Anayasa’nın 24, 25, 26 ve 27’inci maddeleri bu özgürlükleri düzenler… 

-*-*-

KKTC’de “düşünce suçu yoktur”…
Dileyen, dilediğini düşünebilir ve dile getirebilir!

-*-*-

Yeter ki; bu düşünce; ulusal güvenliği, anayasal düzeni, kamu güvenliğini, kamu düzenini, genel sağlığı, genel ahlakı “bozmayıp”; başkalarının şöhret ve haklarını, devlet sırlarının açıklanmasını ve yargının otoritesini ve tarafsızlığını “olumsuz yönde” etkilemesin!

-*-*-

Yaklaşık 40 senedir yazı yazarım… 
Özellikle Kıbrıs sorununda veya mesela Türkiye’de “hukukun üstünlüğü” ya da “Kürt meselesi” ile ilgili konularda, elbette birçok kişi ile aynı düşüncede olmayabilirim!

-*-*-

Mesela Kıbrıs sorununda, “her halkın elbette bir devleti olmalı” noktasındayım ve Kıbrıslılar için bu devletin “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin “federal” şekle dönüşmesi ile ortaya çıkmasını savunurum!

-*-*-

Kıbrıs’ın bölünmesine karşıyım!

-*-*-

“Hayır Kıbrıs bölünmeli ve benim ayrı eşit ve egemen devletim olmalı” mı diyorsunuz?

-*-*-

Buyurun söyleyin!
Söylemenize kesinlikle katılmam ama söyleme hakkınızı sonuna kadar savunurum!
Bu yüzden kimseye küfretmem!
Etmedim!

-*-*-

“Ayrı, etnik Türk temeline dayalı ayrı, eşit ve egemen bir devlet isterim” dediğiniz zaman size soru sorarım…

-*-*-

Soru şu:
“Peki, Türkiye Cumhuriyeti de bir devlettir değil mi? İnsanın bir devleti olması ne güzel! O zaman bir Kürt vatandaş da kendi devletini isterse ne olur? Kürtlerin, Türkiye’de devlet kurma hakkı olmamalı mı? E o zaman sizin Kıbrıs’ta ayrı bir Türk devleti hakkınız nasıl oluyor da oluyor?”

-*-*-

Bazı kardeşler, “Sui Generis” falan diyerek meseleyi açıklar!
Ona da bir şey demem!

-*-*-

Ama bazı kişiler var ki; görüşlerinizi dile getirmenizi veya yazmanızı hiç hazmedemezler!

-*-*-

Sui Generis, "başka bir kategoriye tam olarak sokulamayan, kendine özgü özellikleri nedeniyle ayrı değerlendirilmesi gereken" anlamındadır… 
İşte bu bazı kişiler, “sui generis” de diyemiyor; doğrudan bodoslama hakaret, küfür ve tehdide başlıyor… 

-*-*-

Artık alıştım!
Küfür ve hakaret olmadığı zaman, “ben bugün ne tür bir hata yaptım?” diye düşünmeye dalıyorum!

-*-*-

Dün bir yazı yazdım…
Beş Mil veya Pladini ya da Escape bilemediniz Yavuz Çıkarma Plajı’nın bundan 30 yıl sonrası için belirlenmiş olan statüsünü anlattım… 

-*-*-

Yazının sonunda da bazı endişelerim olduğunu belirttim… 

-*-*-

Nelerdi endişelerim?

-*-*-

Şöyle yazdım endişelerimi:
Birinci endişem, burası şeriata uygun bir plaja dönüşür mü?
Haremlik – selamlık bölümleri falan… 

-*-*-

İkinci endişem; Derinya’daki gibi “Türk olmayan giremez” anlamına gelen, uygulama yaşama geçirilir mi?

-*-*-

Üçüncü endişem; izdihamdan kirlilik; kirlilikten de hiç denize ulaşamamak söz konusu mu?

-*-*-

Haaa bir de merak ettiğim konu, askerde hala torpilli çocukları plajlara garson yapıyorlar mı?

-*-*-

Sosyal medyada yazının paylaşıldığı platformlardaki eleştirilerden bazıları ise şöyle:

-*-*-

“Endişemiz ve tek endişemiz sen normal yollardan ve doğman gereken noktadan çıkmadığındır.”

-*-*-

“He he Yenidüzen… KKTC vilayettir… Üç tane PKK devleti kurulmayacak… PKK’lılığınız ınız ile yeni düzenler yaratıp durmayın sonuçları ağır olacak.”

-*-*-

“Oraya girmek için kan testi yapılır. Türk olanlar girer, senin gibiler testi geçemez.”

-*-*-

“Domuzlar giremez”.

-*-*-

“Esas konuya gel, seni içeri alacaklar mı almayacaklar mı?”

-*-*-

“Katıksız İslam düşmanı”.

-*-*-

“Sen plaja gitmezsen kirlenmez!”

-*-*-

Amerikalı yazar ve eğitimci Dale Carnegie ne demiş?
"Her aptal eleştirebilir, şikâyet edebilir ve kınayabilir; çoğu da bunu yapar."


"Almanya'nın Bielefeld kentindeki Kunsthalle Bielefeld Sanat Müzesi'nin önünde bulunan Auguste Rodin'in 'Düşünen Adam' (Der Denker) adlı heykeli."