Tarih dersinde “kayıplar”ı anlattık…

Sevgül Uludağ

Bülent Ecevit Anadolu Lisesi’nde 12 Yabancı Dil Sınıfı öğrencilerine “kayıplar”ı anlattık, öğrencilerin sorularını yanıtladık…

 

 

Dün (26 Nisan 2019) sabah, Bülent Ecevit Anadolu Lisesi’nde 12 Yabancı Dil Sınıfı öğrencilerine, “Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi” dersinde, “kayıplar”ı anlattık.

Bülent Ecevit Anadolu Lisesi tarih öğretmeni Hülya Tek’in sınıfına konuk konuşmacı olarak gittik ve öğrencilere “kayıplar”la ilgili araştırmalarımıza nasıl başladığımızı, bulgularımızı, “kayıplar”ın gömü yerlerinin bulunması için Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum okurlarımızla birlikte YENİDÜZEN ve POLİTİS gazetelerinde ne tür çalışmalar yaptığımızı aktardık. 12 Yabancı Dil Sınıfı tarih dersinde anlattıklarımızı, Sorumlu Müdür Muavini Alev Egemen de izledi.

Sabahleyin okula gittiğimizde bizi bir sürpriz bekliyordu: Bülent Ecevit Anadolu Lisesi öğrencileri okulun avlusunda toplanmışlardı ve bizi bekliyorlardı. Burada tarih öğretmeni Hülya Tek bir konuşma yaparak bizi öğrencilere takdim etti  ve Nobel Barış Ödülü adaylığımız nedeniyle bizi kutladı. Buradaki törende daha sonra okul müdürü Sibel Karakaya bize bir buket çiçek verdi. Buket verilirken, okulun öğrenci konseyi temsilcileri ile 12 yabancı dil sınıfı öğrencileri yanımızdaydı… Biz de bu anlamlı törende yaptığımız konuşmada okul öğrencilerine “kayıplar”la ilgili çalışmalarımızdan kısaca bahsettik ve bu anlamlı tören nedeniyle okul yönetimine ve tarih öğretmeni Hülya Tek’e teşekkür ettik.

Sınıfta ise bizi bir başka sürpriz bekliyordu. 12 Yabancı Dil Sınıfı öğrencileri, “kayıplar”la ve bizim çalışmalarımızla ilgili bir kitapçık hazırlamışlardı ve bu kitapçığı bize öğrencilerden bu projenin sorumlusu olan Beste Dal sundu. Bütün sınıf  olarak hazırlanan bu kitapçık çok anlamlı bir sürpiz oldu bizim için…

Daha sonra sınıftaki akıllı tahtayı kullanarak öğrencilere “kayıplar”la ilgili çalışmalarımızı, “kayıp” yakınlarının acı bekleyişini, hayatlarının bu bekleme sürecinde nasıl felç olduğunu aktardık ve fotoğraflar eşliğinde Dohni, Muratağa, Palekitre, Galatya gibi yerlerde yaşanan katliamlar ve geride kalan ailelerin neler yaşamış olduklarını akardık.

Bülent Ecevit Anadolu Lisesi müdür, müdür muavini ve öğretmenlerine, özellikle tarih öğretmeni Hülya Tek’e, etkinliğin fotoğraflarını çeken genç öğretmen Buse Vaizoğlu’na, 12 Yabancı Dil Sınıfı öğrencilerine ve hakkımızda kitapçık hazırlanmasında proje sorumlusu olan öğrencilerden Beste Dal’a çok teşekkür ederiz…

 


BASINDAN GÜNCEL….

 

 “Kıbrıs’taki olayları NATO talimnamelerine veya özel harp psikolojik savaş yöntemlerine göre yorumlamak…” (7)

 

“EOKA ve TMT, nasıl militan seçiyordu?...”

 

Ulus IRKAD

 

Peki gerek EOKA ve gerekse TMT nasıl militan seçiyorlar ve militan seçerken hangi kıstaslara önem veriyorlardı? İşte bu zihniyetin nasıl militan bulduğu nizamnamede vardır:

“Kontrgerilla komutanları, mücrim ve serkes tabiattaki unsurlardan yararlanmayı bilmişler ve tıpkı Nazi imparatorluğunun lümpenlerden oluşan S.A. birlikleri gibi onları örgütlemişlerdir. Bu temelde, faşistler üzerinde yapılacak istatistiki bir çalışma “serkes tabiattaki” unsurların kimler tarafından örgütlendiğini ortaya koyacaktır. Kontrgerilla komutanlarına, silahlı kuvvetlerin eski mensuplarını durum mahkemesinde, özel faktörler arasında dikate alma görevi verilmiştir”(Parlar,1997,84).Bu arada 1979 yılında İngiltere’de yayımlanan “The Rise and the Fall of Cyprus Republic”(Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Doğuşu ve Batışı) adlı kitapta yazar Kiriacos Markides kitabında bayağı detaylı bilgiler vermekte ve Grivas’ın EOKA eylemlerinde, daha fazla tehlike-savaş görmemiş, yeni yetme, maceracı, soğuk kanlı gençlik unsurlarına yer verdiğini kitabında yazmaktadır. Bir bakıma Pan Türkist-Alperen unsurların bir tasvirini yapmaktadır. Benzerlikler dikkat çekicidir.

EOKA’da da durum aynıdır ve tabi ki EOKA İngiliz ajanı kaynarken, Grivas’ın da bir NATO Generali olduğu unutulmamalıdır. Kaldı ki Grivas’ın NAZİ’lerin Yunanistan’I işgal ettiği yıllarda NAZİ’lerin menfaatine çalıştığı ve komünistlere karşı “X” örgütünü kurarak onlara karşı cinayetler işlediği, onları Nazilere ispiyonladığı da bilinmektedir. Grivas EOKA içindeki İngiliz ajanlarından şikayetçidir ama NATO nizamnamesaini de yerine getirmektedir. Kendisi de tipik Özel Savaş Harbi kursu almış bir NATO generalidir.

“Grivas, Kıbrıs’taki ilk günlerinden itibaren, çalışma arkadaşlarıyla ciddi problemlerle karşı karşıya kaldı.  Loizidis’le Petropulea’nın ilişkileri o kadar da iyi değildi ve aralarında bir rekabet duygusu gelişmeye başlamıştı. Daha sonra ortaya çıktığı gibi Petropuleas hiç de ciddi bir şahıs değildi. Gece hayatını, sabahlara kadar eğlenmeyi ve kadınların peşinde koşmayı seviyor, ödünç para alıyor ve örgütü borca sokuyordu. Grivas’ın günlüğünde yazdığına göre, bir ara onu öldürmeyi düşündü ancak birtakım askeri bilgisi olan tek kişiydi ve ona ihtiyacı vardı” (Druşotis,2005,59-60).

Bu arada İngiliz ajanlığı belli olan bir EOKA’cı da bakın nasıl adadan kaçmış:

“İngilizler,Grivas’ın gizlice adaya  çıktığını ilk andan bildikleri bir yana, hareketlerini anında  izliyorlardı. Çünkü yakın  çevresinde Intelligence Service’in adamı vardı. EOKA mücadelesinin bu sarsıcı yönü pek çok kişice malum olmasına rağmen, ne gariptir ki hiç bir yerde yazmıyor. Bu insan Pashalis Papadopulos’tu ve rolü öğrenilir öğrenilmez 1956’da Kıbrıs’tan kaçtı” (Druşotis, 2005,85).

Yorgacis’in ise bir CIA ve İngiliz ajanı olduğunu yabancı kaynaklar da teyid etmişlerdir:

“Yorgacis, Makarios’un öldürülmesi komplosuna karıştıktan sonra, Mart 1970’te Yunanlı subaylarca öldürülünce, başından beri karanlık bir rol oynadığı şüpheleri güçlendi. Bununla ilgili haberler uluslararası basında da yer aldı. Marc Ottoway , Mart 1970’te Yorgacis’in öldürülmesi vesilesiyle Sunday Times’ta geniş bir makale yazdı. Makale, değindiği dönem için en ayrıntılı yazılardandı. Bu gazetenin güvenilir kaynaklardan bilgi aldığını gösteren bir olaydır. Ottoway, EOKA üyelerini sorgulayan İngiliz polis subaylarına dayanarak Yorgacis’in çift taraflı ajan olmasa da İngilizlerin gönüllü muhbiri olduğunu yazdı.” (Druşotis, 2005,89-90).

TMT’yi kuran subaylar dahil, Türkiye’de birçok ileri gelen subayın 1945 sonrasında ABD’de kurs gördükleri ve Özel Savaş konusunda yetiştirildikleri de biliniyordu. Onların militanları da aşağıdaki insanlardan oluşturulmaktaydılar:

“Türkiye’de işkence-bürokratik değerler-siyasal sistem bağlantısı, egemenlik ilişkileri ve devlet düzeni anlamında irdelenmeden, gizli devlet yapıları işleyişi çözümlenemez. Türkiye’de merkezinde kontrgerilla örgütlenme ve hukukunun bulunduğu işkence belirli bir hiyerarşi konusudur. Bu bağlantıda, MİT, polis örgütü, sıkıyönetim komutanları, sıkıyönetim adli mercilerin önemli yerleri  ve görevleri vardır. Tim adı verilen genellikle 7 ila 9 kişiden kurulu “gözaltına alma” ve “konuşturma” grupları, en alt birimlerdir. Tim adı verilen bu gruplar, Kontrgerillanın “icra organı” niteliğindedir. Oysa “devlet aparatı” ve bu aparatın en üst düzeyinde yer alan kişiler ve kurumlardır. Bu “timler”, onların gösterdiği doğrultuda görevlerini sürdürmektedirler. İşkence, kontrgerilla örgütlenmesinin varlık nedeni ve enternasyonal faşizmle bütünleşmesi ölçüsünde diğer ülkelerdeki “enternasyonal” timlerle ortak özelliklere sahiptir.. “İşkenceciler, dünya örneğinde olduğu gibi faşist, faşizan ve gerici devlet memurlarından, özellikle de güvenik sorumlularından, para, içki, kumar düşkünü polis, astsubay, subaylardan seçilmektedirler. Kaba bir anti-komünizm ile iyice körleştirilen yurt içinde ve dışında kendileri gibi düşünmeyen ve davranmayan (iç ve dış düşman) herkese karşı düşmanlaştırılmış bu kişiler, sistemli olarak rejim karşıtlarına saldırtılmaktadırlar”( Parlar,1997, 99)

KAYNAKÇA

Parlar,S. (1997) kontrgerilla Kıskacında Türkiye,Biblotek Yayınları, İstanbul.

Druşotis,M (2005) Karanlık Yön EOKA, Galeri Kültür Yayınları, Lefkoşa

Kyrıcaos Markides (1979) The Rise and The Fall of Cyprus Republic

(YENİÇAĞ – Ulus IRKAD – 21.4.2019)