Tapu, avukat, bakan

Cenk Mutluyakalı

"Çok hassas bir mesele ve keşke, bu hassasiyete göre bir tercih yapılmış olsaydı. Girne’de sarsıcı bir dava var ve odağında ‘Tapu’ meselesi... En önemli zanlının avukatı, İçişleri Bakanı’nın eşi ve zor bir durum. Ülke de malum... Şimdi nice insanın beyninde, nice deli soru..."...

 

Ülke küçük ve bu durum hayatı ağır bir yük olarak sırtlarımıza yüklüyor.
Coğrafyadan da önemlisi zihinlerimizin darlığı nefeslerimizi yoruyor.
Etik temellerin çoktan çatırdadığı toprağımızda, uslanmaz bir “güvensizlik” duygusu sürekli bedenlerimizi kemiriyor.
“Basitlik”
sözcüğü tam da hallerimizi özetliyor.

Talan kültürüyle büyüyen kuşaklar ada yarısını çöplüğe dönüştürürken, önemli kalabalıklar kendi payına düşen çürüğü dişliyor.

*  *  *

Bir polis müdürü gözaltına alındı.
“Kara Para”yı anlatan uzman, “rüşvet”ten sorgulandı.
Tavukları beklesin diye kapının girişinde tilkiye görev verilmiş hissindeyiz.

*  *  *

Tutuklanan polis müfettişinin fotoğrafını şifreledik, isminin baş harflerini kullandık yalnızca…
Girne’yi sarsan bir dava var haftalardır ve yine, ne açık fotoğraf yayınlıyor, ne de isim veriyoruz.
Oysa…
Neredeyse medyanın tamamı bu isimleri açık açık yazıyor. Fotoğraflar yayınlanıyor poz poz...
Evrensel değerler diyor, güya dünyayı özlüyoruz, insan haklarını ezim ezim çiğnerken…

*  *  *

Kimi zaman yanıtını bulamadığım sorular vardır.
Yazmak mı gerekir, izlemek mi?
Bir tapu davası var demiştim, Girne’de…
Bir “sahte vekalet” aslında “sahte dünyalar” kaosu...
Bir de “zanlı” var ki, epeyce ciddi iddialar dolanıyor ortada…
Ve son günlerde sık sık kapımı çalan soru: Avukatı kim, gördün mü?
Evet, gördüm.
İçişleri Bakanı’nın eşi ve hayatım boyunca, insanların profesyonel uğraşlarıyla özel hayatlarını, özel alanlarıyla kamusal görevlerini yan yana yargılamadım.
Uzun uzun konuştuk dün, haber toplantımızda…
Yine gazeteci dostlarımla konuştum: “Doğrusu ne?”
Kimse bir yalan, üç kağıt, şaibe, hile iddiasında değil…
Ama böylesi ciddi bir meselede, eğer ki “TAPU” işleri doğrudan İçişleri Bakanı’na bağlıysa…
Ortada dolaylı dahi olsa bir “çıkar ilişkisi” mevcutsa…
Politikaya girmenin de bir bedeli vardır ve sanırım, bu bedel, böylesi zamanlarda kimi fedakârlıklar gerektirir.
Kimselerin zihninde tek bir soru işareti doğmasın diye.

*  *  *

Biliyorum, bu yazdıklarımı ‘siyasi rekabet’ üzerinden okuyacak, kimileri..
Hem alıştım bu duruma...
Hem de anlatmaktan yoruldum...
Ama böylesi yazıları, defalarca, siyaseten “yakınlarım” için de yazdım, rahatım.

*  *  *

“Eşi bakan diye, mesleği mi bırakacak” diyorsanız.
Hayır! Asla!
Söyledim zaten “kendime de yanıtını aradığım bir soru” bu…
Yaşadığımız örnekte “dava konusu” belgelerden doğrudan sorumlu otoriteyle birinci dereceden bir yakınlık var.
Bu ülke, henüz bunu hazmedecek noktada değildir.
Üzgünüm.
Hepimiz adına üzgünüm, bunu konuştuğumuz, bunu yazdığımız, bu güvensizlikle yaşadığımız için…