Tam kapanma talebinden rehavete

Ongun Talat

2020 yılı Kıbrıs’ın kuzeyi açısından, benim nezdimde tam anlamıyla “deli saçması” bir yıl olarak anılacak.

Bu deli saçmalığının bu kadar geniş boyutlara ulaşması, her ne kadar ardında yatan en esaslı gerekçe istisnasız herkesi ofsayta düşürmüş olan Covid-19 krizi olsa da, tolere edilebilir olmayı çoktan aştı.

Yaşamın tüm alanlarını olumsuz yönde etkileyen bu krizle en başından beri resmen “oyuncuk” oynadık ve hala oynamaya devam ediyoruz. Bu durumumuz ise sadece siyasal düzlemde yaşananlarla açıklanamaz. Biz, bu toplumu oluşturan her birimiz, farkında olarak veya olmadan, bu “oyuncuğun” parçası olduk.

Vakaların görülmeye başlamasıyla siyasi popülizmin bir çok cepheden yönelttiği saldırılara maruz kalmıştık. Hatırlanacaktır, kapanma günlerine giderken devletin tepesinde yaşanan siyasi çekişmenin de yadsınamaz payıyla büyük bir toplumsal paniğe sürüklenmiştik.

O kısa süre içerisinde peydahlanan olağanüstü hal (Odurum) ilanı tartışmaları içerisinde bütün bir toplumun sağlık- ekonomi çelişkisine mahkum edilmesine tanık olmuştuk.

O günlerde sosyal medyada “peki ekonomi ne olacak” diye sorgulama yapmaya çalışanlar ciddi bir mahalle baskısıyla karşılaşmışlardı. Sağlıkla ilgili tedbirlerin ekonomiyi tamamen durduracak düzeyde olamaması, ayrıca süratle ekonomik tedbirlerin de planlanması gerektiğini dile getirmeye çalışanlar, linçe varan tepkilerle büyük oranda sindirilmişlerdi.

Yoksa onlar için her şeyin başı sağlık değil miydi? Sağlık söz konusuyken para mı düşünülürdü?  Şimdi cebini düşünme zamanı mıydı? Sağlık olmadan dünya malının ne değeri vardı?

Oysa ekonomi ile ilgili bu sorgulama tamamen meşru bir sorgulamaydı. Bu sorgulamayı yapanların derdi servetlerine servet katmak, dünya malına tamah etmek değildi çünkü. Maaş garantisine sahip olmayan, işsiz kalmak riskiyle burun buruna gelen, yüksek gelir grubu dışında kalan bu insanların dertleri nasıl geçinecekleriyle ilgili belirsizliklerdi.

Bu tepkiler, sosyal medya linçleri ise, ağırlıklı olarak ya bir kenara koymaya başardıkları birikimleriyle, ya da maaş garantisine sahip olmakla durumu idare edebilecek olan Kıbrıslı Türk orta sınıflarının belli kesiminin toplumdaki “diğerlerinin” çıkarlarını anlamaya çalışmadan, kendi penceresinden olgulara yaklaşımından ibaretti.

Öyle ya da böyle, sağlık altyapımızın yetersizliği halkın büyük çoğunluğunu uygulanan çok sert tedbirleri kabullenmek zorunda bıraktı. Kapandığımız günlerde bir yandan vaka sayılarını takip ederken, diğer yandan sağlıktaki eksiklikler konusunda ne yapılacağını anlamaya çalıştık.

Pandemi hastanesi örneğinde olduğu gibi, hemen hemen her konuda beceri yoksunu bir yönetim sergilenirken, bu kez bunları sorgulamaya çalışanlar sağlığı politikaya alet etmekle suçlanarak sindirilmeye çalışıldılar.

Kısacası evlere kapanma dönemimiz tam anlamıyla “ayın oyunla” geçti. Siyasetin sorunlarımızı çözme, krizle mücadele etme yeteneği gün geçtikçe ortadan yok olurken, halk da bütün bu sorunları farklı toplumsal boyutlarıyla düşünebilme yeteneğini büyük oranda kaybetti.

Bu durumun bu günlere yansıyan en önemli sonucu toplumsal davranış biçiminin hayret verici boyutta değişikliğe uğramış olması.

Tek bir vaka görülmediği günler boyunca sokağa çıkmamaya razı olmaya devam eden bir toplumsal ruh halinden, yerli vakaların yeniden görülmeye başlamış olmasına rağmen kitlesel etkinliklere büyük bir rahatlıkla katılmaya devam eden bir ruh haline vardık. Yani tam anlamıyla bir uçtan, diğer uca savrulduk.

Kapanma günlerinde hükümet açısından işin en kolay tarafı, halkın tüm ekonomik hayatı durdurma pahasına yasaklara uymasıydı. Ekonomik açıdan “tam kapanma”, sesini çıkarma kapasitesine sahip olanların nezdinde meşruydu. Bunun hükümete kazandırdığı zaman ise gerçekten olağanüstüydü.

Şimdi yaşananlar ise artık yeniden bir “tam kapanmanın” mümkün olmadığı, hükümetin tüm zamanı hoyratça harcamış olduğu bir dönemde olduğumuz için daha fazla endişe verici. 

Salgınla oynadığımız “oyuncuğun” ilk bölümü olan tam kapanma dönemi, ekonomiye olabilecek en üst düzeyde zarar vermişti.

Bu kez ise işin sağlık tarafını çökertme tehlikesini barındıran yeni bir “rahatlık ve gevşeklik” oyunu oynuyoruz.

Bakalım ikisinin ortasını bir türlü bulamayan, siyasetçilerden farklı ihtiyaçlarımıza aynı anda cevap verebilecek bütünlüklü politikalar talep etmekten giderek uzaklaşan bir halk olarak, bundan sonra nelerle karşılaşacağız.