Talan-Yalan-Korku-Kaçış

Tayfun Çağra

“Uzlaşmaya varıldı, hükümet ve sendikalar anlaştı” demeyi çok isterdim.

Ancak bunu söyleyemiyorum çünkü bu hükümetle uzlaşmak zaten imkânsız.

Maliye’yi batıran ve bu çukurdan nasıl ‘çıkabilirim’in derdine düşen hükümetle uzlaşmak mümkün mü? Değil.

Geçtiğimiz Pazartesi yaşadığımız genel grev ve eylem ile bu hafta yaşadığımız düne kadar üç günlük genel grev ve eylem sırasında yaşananları burada anlatmak istemiyorum çünkü binlerce kişi zaten orada kendisi yaşadı olanları ve geriye kalanlar da canlı yayınlarda izlediler.

***

Bu süreçte gözüme takılan, ilginç gelen birkaç ayrıntıyı aktarmak istiyorum burada;

Bu haftaki genel grev ve eylemin ikinci günü Meclis toplanmaya çalıştı, Başbakan yapılmış Ünal Üstel kürsüye çıktı, konuşmaya çalıştı ama konuşamazken ve CTP’li vekiller “dışarıda insanların üzerine biber gazı fışkırtıyorsunuz, siz burada Meclis topluyorsunuz” diyerek toplantıyı terk ederken ve ardından Meclis kapanırken orada Meclis’teki sıraların en arkasında oturan UBP’li üç vekil takıldı gözüme…

Biri Kutlu Evren… Hani Bakan olduğu zamanlar hariç Meclis’te varlığı yokluğu belli olmayan vekil. Unutmuştum, aniden görünce şaşırdım. Üçlü sıranın diğer ucunda Faiz Sucuoğlu… Onu da hatırlıyorsunuz; Partisi onu Başkan yapmıştı Kurultay’da, iki mi üç gün mü emin değilim Başbakan da olmuştu hani! Onu da o sırada görünce hatırladım. Garipsedim. Ortalarında da çok tanıyamadığım Fırtına’mıydı neydi ismi, orada oturuyordu. Bir koltuk işgal edilmiş gibiydi sanki. O da çok garipti.

Sessiz sakin, izleyici sıralarındaymış gibiydiler.

***

Bu süreçte yine Meclis binasına giren eylemcilere bilgi vermek, hükümetin önerilerini aktarmak için Hasan Taçoy seçilmişti nedense… Yanında Hasan Küçük vardı. Hani UBP içindeki muhalifler denen ama UBP’nin tasarılarına da ‘parmakçı’ olanlar…

Hasan Taçoy, Parti Başkanlığı’na hep aday kişi olarak bu durumu Üstel’e karşı bir üstünlük olarak almış ve kabul etmiş de olabilir tabii.

***

Ne Maliye Bakanı, ne Ekonomi Bakanı, ne de Başbakan çıkıp da eylemcilere ne bina içinde ne de bina dışında bilgi vermek gereği duymadılar. Hatta sendika başkanlarıyla karşılıklı oturup da uzlaşma aramadılar.

Ya ne yaptılar? Aracılarla görüş belirttiler, görüş aldılar. Araya Cumhurbaşkanı da girdi ama O da “çözüm üretilemedi, çaba gösterme zeminimiz kalmadı” demek zorunda kaldı.

Yine bu sıralarda Hasan Küçük çıktı eylemciler karşısına; “Bugün eylem olmasa da biz gerekli çalışmayı yapacaktık” dediğinde herkesin inandığını sandı. “Kararnameyi geri çekeceğiz” de dedi. Sunat Atun’u buldu gazeteci arkadaşlar, Hasan Küçük’ün söylediğini sordular. Atun; “O’nun yetkisi yok” dedi kısaca.

***

Dün kararnamenin geri alınmasının ardından Meclis oturumu açıldı, yasa tasarıları sendikaların talebi olduğu gibi komiteye gitmedi. Hükümet üyeleri konuşmaya çalıştı, dört yıllık yıkıntıyı 1.5 aylık savaşla izah etmeye çalıştılar hep.

Muhalefet yine kürsüyü konuşmaları ve sorularıyla işgal etti.

***

Peki bu kriz sürecinde her zaman olduğu gibi Ünal Üstel neden çıkıp konuşmadı, neden sorulara yanıt vermedi?

Bence konuşacağı, yanıt verebileceği birşeyleri olmadığı için. Kaçacağı bir yer arıyor sürekli… Başbakan yapılmış Üstel, yasa gücünde kararnameyi çıkardığı gün memleketten kaçmayı seçiyordu. Muhatap aradı sendikalar ama Başbakan burada değil diye bulamadılar.

Yurtdışından gelişinde Üstel’i alanda karşılayacaklar dediler, Üstel, geldiği saatleri değişti, sendikaları kandırdı, doğru evine gitti.

“Sendikalar evine gidecekler” diye haber çıktı bazı yayın organlarında… Ben evinin oradan geçerken çok sayıda polis evinin etrafını sarmış, arabaların çabucak oradan geçmesi için yolu açıyorlardı. Ancak sendikalar oraya gitmiyor, Girne Liman’da fotoğraf çektirip paylaşıyorlar ve “bu korku sana yeter” diyorlardı.

***

İlk Pazartesi’den sonra aradan bir hafta geçiyor, Meclis yeniden açılmayı denerken ve sendikaların talepleri ve genel grevle eylem gündemdeyken sorunun çözümü için adım atılamıyor, UBP’li vekillerce bir haftalık boş geçen günlerin mazereti “Başbakan yoktu, toplanamadık, konuşamadık” oluyordu.

Oysa ki en azından hafta sonu konunun görüşülmesi, konuşulması ve çözüm bulunması için fırsattı.

Ama niyet çözüm bulmak olmadığı için zaman da bulunamıyordu!

Zaman bulunsa dahi onay alınamıyordu. Buralarda olmayan onay verecek makamlar “geri adım yok” diyordu büyük ihtimalle… Oysa ki o “geri adım” algısı bir uzlaşıydı ama olamadı.

***

Bugün krizdeki ikinci haftanın dördüncü günü.

Sendikaların ve CTP’nin de erken seçim talebi, hükümet tarafından görülmez ve duyulmaz olurken, büyük olasılıkla hükümette olmayacakları dönem için de sendikalara ve topluma emanete alacakları paranın geri ödeneceği sözü veriyorlar. 

Ve dün talepler dikkate alınmadan hayat pahalılığının dondurulması için yeniden açılan Meclis oturumunun ardından sendikalar bugün genel grev ve eylemin devam edeceğini açıkladılar.

Bugün neler olur, neler yaşanır göreceğiz.

Not: Üzerlerine tazyikli su, biber gazı fışkırtılan, itilen, kakılan, başının üzerine basılan, nefessiz kalan eylemcilerin hepsi de CTP’ye oy veren insanlar değildi. UBP’ye, DP’ye ve YDP’ye oy veren belki de daha çok eylemci vardı diye hatırlatmak istedim. (T.Ç.)