KKTC’li bir diplomat, Rumlara ait mülkü sattığı gerekçesi ile tutuklanabilir…
Veya tutuklanacak!
Ya da her neyse!
-*-*-
Tabii ki Guterres’in gelişinin hemen öncesinde bu davranış, “iyi niyetli” olarak kabul edilemez de, “haksızsınız; bahse konu mülk bizimdir, kanla aldık” demek, ya da o noktaya gelmek elbette bizim işimiz değil!
-*-*-
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlara ait mülklerin, “Kıbrıs sorununa çözüm bulununcaya kadar karşılıklı olarak kullanımı”nın yasadışı olmadığını biliyorum!
-*-*-
Ama mesele satışsa…
Veya satan kişi diyelim ki Avrupa’da bir kurumda çalışıyorsa ve de AB vatandaşıysa ya da Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığı varsa…
Bilemem!
-*-*-
Ancaaaak; birçoğunu okudum, KKTC’de bu konuda yapılan yorumların neredeyse tamamına yakını, “Anavatan yalakalığı”dır!
-*-*-
Mülkiyet sorununa çözüm öneren yaklaşımlar değildir!
-*-*-
Bu arada üç günden beri Baf’taydım ya; çok önemli bir şeye değinmek istiyorum!
-*-*-
Rum olsaydım, kesinlikle federal bir çözüm ya da daha da “ilerisi”; eşit – egemen iki ayrı devletli bir çözümü asla kabul etmezdim!
-*-*-
Tekrar edeyim; daha anlaşılır yazmaya çalışayım:
“… Değil iki eşit egemen ayrı devletli çözüm; iki toplumlu, iki toplumun siyasi eşitliğine dayalı ve tabii ki iki bölgeli çözümü dahi reddederdim!”
-*-*-
Neden?
-*-*-
Dünyanın en iyi şeftali kebabı veya lahmacununu yapan bir enfes restoranınız var…
Garson var, aşçı var, şef var, komi var, bulaşıkçı var, patron var, park yeri var, mutfak var, tuvalet var (hem de taharet musluklu) falan ve de filan…
Restoran, evet bir restoran!
-*-*-
Gelin bu restoranı, tamam sağlıksız, tamam çok kötü ama McDonald’s ile eşit ortak yapalım!
Federal bir şirket!
Sizce McDonald’s kabul eder mi?
-*-*-
Abarttım mı?
-*-*-
Bakın, bir şeye daha karar verdim!
-*-*-
Bugünden itibaren; federal çözümden yana değilim…
Yaşasın egemen – eşit – yan yana iki devlet!
Tahsin abiminkinden!
Ok!
-*-*-
Peki ne olacak?
-*-*-
Yani ana – avrat bana küfredenlere soruyorum; tamam, artık sizinle aynı düşüncedeyim, kanla aldık, asla federal çözüm de olmamalı; yaşasın KKTC!
Hatta yaşasın Kıbrıs Türk Bilmemnesi!
İsmi de değişin anasını satayım!
-*-*-
Peki sonuç?
-*-*-
Daha önce de sordum; “Kıbrıs Cumhuriyeti Pasaportu yani vatandaşlığı sahibi olan hangi Kıbrıslı Türk, bu büyük kazanımdan vazgeçer?”
-*-*-
Haaa bu pasaportu ve vatandaşlığı alamayanlar mı?
-*-*-
Annan Planı’nda, bir kısmının alacağı belirtiliyordu; ancak eşit – egemen zurnasyon bir çözümde, TC kökenli, hatta karma evlilikçilerin hiç biri alamayacak!
-*-*-
Şu şekilde söyleyeyim; kardeşim, Kıbrıs’ta çözüm olsa da olmasa da; mesela ben Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşıyım, peki siz?
Vatandaşlıktan atamazlar ki!
-*-*-
Kendimle bir derdim yok; çözüm olsun, “kim olduğunu gerçekten bilmeyenler çok”, herkes kim olduğunu bilsin!
-*-*-
Şimdi TC vatandaşı olanlara sormak istiyorum; eğer çözüm olmazsa; mesela Türkiye, ömür boyu “işgalci” pozisyonundan kurtulur mu?
-*-*-
Yarın ne olacağı belli değil; dilediğiniz gibi davranıp, mesela bütün Ada’yı da işgal etmek gibi bir heyecanınız mı var?
-*-*-
Şunu da eklemek lazım; Kıbrıs’ta çözümün en önemli kazanımcısı bence AB vatandaşlığıdır!
Ben zaten vatandaşım; sevgili Ulaş Barış da!
Ulaş kardeşim de federal çözümden yanadır da o yüzden yazıyorum ve bir daha vurgulayayım, bir anlaşma olmazsa; bizim vatandaşlığımıza hale gelmez…
-*-*-
Peki siz?
-*-*-
Kıbrıs sorunu çözülmediği müddetçe, KKTC pasaportu, üzgünüm ama tuvalet kağıdı kadar bile işe yaramaz!
En azından tuvalet kağıdı ile götünüzü silebilirsiniz!
Yoksa ne tuvalet kağıdı ne pasaport mu?
Yaşasın devletimiz mi?
Yani “Bize taharet musluğu yeter” mi diyorsunuz?
-*-*-
İyi yıkayışlar!
-*-*-
Daha nasıl anlatayım ki!
Külliyesiz Rumlar: Gavur badadezi, bas duzu, içsin birayı!
Otelin benden en az 20 yaş yani 35 – 40 yaşlarındaki müdürlerinden biriyle sohbet ettim…
-*-*-
Dedim, “Grivas’ın heykelini, kilisesini, Ada’ya çıktığı gemisini bile İngilizlere satıyorsunuz, hela olsun!”…
Güldü!
“Buna turizm ve pazarlama denir” dedi…
-*-*-
Tabii ki Grivas’ın heykelini ya da Ada’ya çıktığı yeri, yerli turistler de ziyaret ediyor…
-*-*-
Yerli turistler, sadece Grivas’ın değil, özellikle 1955 * 1959 yıları arasında faaliyette kabul ettikleri EOKA’nın neredeyse tüm saklanma yerlerini, tüm öldürülme noktalarını, tüm üyelerini tek tek anıyorlar, heykellerini dikiyorlar ve Rumların kesinlikle tamamı, 1955 – 1959 dönemindeki EOKA’dan saygıyla söz ediyor…
-*-*-
EOKA B ile bahsettiğim EOKA arasında çok fark var…
-*-*-
Rumlar, EOKA B konusunda “bölünmüştür”, mesela AKEL, EDEK, DİKO gibi partilerin yandaşları EOKA B’nin adını dahi işitmek istemez…
-*-*-
DİSİ; DİSİ’den kopanlar ve tabii ki ELAM ayrı…
-*-*-
Haaa DİSİ; Annan Planı’na açıkça “evet” diyen tek parti değil miydi?
Bir gün bunu da yazarız; emperyalizmin ve küresel kapitalizmin çıkarlarını da anlatırız…
-*-*-
Neyse!
-*-*-
Otel yetkilisine geri dönüyorum; “turizm ve pazarlama” meselesine…
-*-*-
Devlet ve tüm turizmciler bu işe ciddi para ayırıyor…
-*-*-
Müthiş bir avantajları var; tüm Dünya onları “Kıbrıs” olarak biliyor, tanıyor, saygı duyuyor…
-*-*-
O kadar başarılı olmuşlar ki; iki gündür dilimde tüy bitti, parmaklarım yazmaktan nasırlaştı; “İngilizler bile onları destekliyor…”
-*-*-
Ve turist gelince ne oluyor?
-*-*-
Uçaklar para taşıyor tabii ki!
-*-*-
Cruise gemileri de!
-*-*-
Turist geliyor; yatıyor, kalkıyor, yiyor, içiyor, geziyor…
-*-*-
Motosiklet, bisiklet, araç kiralayanlar, taksiciler, otobüs şirketleri, tarihi mekanlar, hele hele restoranlar, kafeler, barlar…
-*-*-
Patates, meyve, sebze!
Patatesi ayrı yazdım!
-*-*-
Şarap…
-*-*-
Yerli üretim…
Ve “yerine ihracat” denen olay!
Özellikle patates satışı…
Kıbrıslı deyişiyle, “gavur badadezi, bas duzu, içsin birayı, başka n’esder?”
-*-*-
KKTC’de mi?
Sahi, ne oldu isim değişme meselesi?
Üstelik Rumların turizmi varsa bile, bir külliyeleri bile yok!