Tabular, çocuklar, veliler, sendikalar ve hükümetler; haaa bir de komite!

Serhat İncirli

Bir çok tabumuz var...
Nedir tabu?
Mesela bir tarife göre, “...Tabu, insan davranışlarının belli alanlarda, ya da belli normlarla ilişkili olarak kutsal veya dokunulmaz olarak tanımlanmış oldukça güçlü sosyal yasaklardır”...

-*-*-

Ya da, “... toplumca, bir toplumsal kümece yasaklanarak, yaptırımlara bağlanarak korunan, dokunulması, eleştirilmesi, değiştirilmesi olanaksız olan insan, davranış, sözcük, kavram, nesne ve benzeri her şeydir...”

-*-*-

Toplumsal kümeleşme vardır ve bu kümeleşme, bazı şeyleri “yasaklıyor”...
Hatta yasaklara uymayan cezalandırılıyor...
O yasaklananı, eleştiremezsiniz, dokunamazsınız ve değiştiremezsiniz...

-*-*-

Örnek mi verelim?
Mesela Kıbrıs’ın yakın tarihinde Rumlar arasında “Türkler de haklıdır” diyebilmek, “tabu”dur!
Ammmma, “be arkadaşlar, bu Kıbrıs sorununda Rumlar hep suçlu biz de hep haklı değiliz” demek de bizim tarafta “tabu”dur!

-*-*-

Rumların mallarını çalmadık mı?
Çaldııııık!
Peki bunu kabul ediyor muyuz?
Konu hukuk olduğunda elbette ama sağda solda pek fazla dillendirmek, vatana ihanetle eş tutulmuyor mu?
Yani “ganimetimiz helaldir” demek gayet normaldir, hatta kahramanlık sebebidir ama “çaldık yahu çaldık” diye konuşmak, elbette “tabu”laştırılmıştır!

-*-*-

Daha çok örnek verilebilir...
Mesela “Türkler nasıl Müslüman oldu?”
On binlerce Türk kılıçtan geçirilmedi mi?
Tabu!
Geçeceksiniz bu meseleyi!
Öyle bir hava yaratacaksınız ve çocuklarımızı öyle bir eğiteceksiniz ki; Hz. Muhammed Mustafa akrabanız çıkacak!

-*-*-

Vardır öyle bir yığın kıytırık şeyh falan; öz geçmişlerine benzer hikayeler okuduğunuzda, “... 18’inci derecede peygamber efendimizin akrabası...” gibi saçmalıklar görebilirsiniz...

-*-*-

Adnan Oktar denen adamın dahi, “İslam Dini” ile kurulmadık yakınlığı bırakılmamıştır... 
Adamın “kedicikleri” ile miyavlamasını, İslam’da hangi hadis, hangi kitap açıklıyordu? 
Senelerce yüzlerce müridi olmadı mı?
Miyaaaauv!

-*-*-

Konuyu nereye çekeceğim biliyor musunuz?
Bazı konuları “tabulaştırıp”, demokratik tartışmadan uzak tutuyoruz ve sürekli bir birimize saldırıyoruz...
Olay budur...
Değinmek istediğim konu budur...

-*-*-

Örnek vereyim...
Okullarda koronavirüs yayılımında “kapanmayı gerektirecek” bir artış var mı?
Bu soruya kim yanıt verecek?
Yani yetki kimdedir?
Efendim yetki, Bulaşıcı Hastalıklar Üst Komitesi’ndedir...

-*-*-

Peki Sağlık Bakanı?
Hayır, yetkili değildir.
Eğitim Bakanı?
O da değildir...
Komite’ye etki ederler etmezler ayrı bir şey...
Ama yasa ve hatta Anayasa, bu gibi durumlarda (Salgın durumu) Komite’yi tam yetkili kılmış!

-*-*-

Ne özel okul yönetimlerinin, ne de sendikaların “kapanma” ya da “online eğitime geçme” yetkisi vardır!
Öyle bir şey olamaz!

-*-*-

Haaaa, sendikaları eleştirmek mi?
Mümkün değil!
Sendikalarımızı bu ülkede kimse eleştiremez...
Hele öğretmen sendikalarını...
Önemli bir “tabu”dur bu... 

-*-*-

Efendim, özellikle KTÖS, benim hayatımda en saygın üç kurumdan biridir... 
Bu sendikanın şu andaki genel sekreterini öz abim kadar severim; kaldı ki annem öz evladı kabul eder...
Mesele o değildir...
Mesele, sendikalar da değildir...

-*-*-

Mesele, bu ülkedeki “sendikal” sistemin; sahte devlet yapısı içerisindeki çökmüş veya tüm sigortaların “atmış” olmasıdır...

-*-*-

Plansız, programsız işler...
Tamam okulları “online eğitime” geçirdik!
Bırakın Bulaşıcı Hastalıklar Üst Komitesi’nin yetkisine müdahaleyi, bu ülkede bir çocuk bile uzaktan eğitim yapacak aygıta sahip değilse; bunu yapamazsınız ki onlarca hatta belki de yüzlerce çocuğun uzaktan eğitim olanağı bulunmadığı gayet nettir...

-*-*-

Okulları şaaak diye kapattık!
Peki kantin yatırımcısını düşündük mü?
Annesini – babasını arayamayan ve o gün, o anda okulda kalan bir veya bin çocuğun başına sıkıntı gelebileceğini hesapladık mı?
İşin hem ekonomik, hem de son derece travmatik sonuçları olabilir demek istiyorum...

-*-*-

Tabu meselesine geri dönelim...
Öğretmen sendikaları, okul kapatma kararı alma hakkına sahip değildir...
Görüşlerini belirtirler, eyleme giderler, grev yaparlar...
Ama, tüm demokratik hukuk devletlerinde olduğu gibi; en demokratik haklarını kullanırken, tek bir çocuğu mağdur etmemek için de ellerinden gelen çabayı sarf ederler.
“Efendim vaka sayısı arttı, Sağlık Bakanlığı ya da bu hükümet işe yaramıyor, haydi okulları kapatalım”...
Olmaz!
Haydi “uzaktan eğitime” geçelim!
Olmaz!

-*-*-

Siz sendika üyesi öğretmenlere çifte çifte maskeler taktırın; aşılarını tamamlattırın; odaları havalandırın, mesafeleri koruyun, hatta hava iyiyse bahçede ders yaptırın ama tek bir beden eğitimi dersi dahi aksamamalı kardeşim!

-*-*-

Yoksul çocuklar sorundur!
Çalışmak zorunda olan veliler sorundur!
Ve eğer sendika, uzaktan eğitimden dolayı mağdur olacak çocuğu ve onlara bu olanağı sağlayamayan ayrıca çalışmak zorunda olan veliyi düşünmezse; o zaman o veli ve bir çok vatandaş, döner karşı saldırıya geçer...
Ne der mesela?
“Öğretmenin tuzu kurudur” der...
“Maaş hazır nasıl olsa” der... 
“Ay başı geldi mi, trak para bankadadır” diye ekler...
Ve bu gereksiz kavga, öğretmenin itibarına da ciddi sıkıntı yaratır... 

-*-*-

Sendika mı?
Grev yapar... 
Sendika mı?
Üyesinin her türlü hakkını; “sağlık ve çalışma yaşantısı” ile alakalı her şeyini savunur.
Ama “kapattık” diyemez. Demez.
“Efendim sağlık söz konusu, çocuklar bulaşa sebebiyet veriyor, falan ve de filan...”
Bilmek zorundayız ki bunun sorumlusu “Bulaşıcı Hastalıklar Üst Komitesi”dir.

-*-*-

Tabu...
Evet, ne yazık ki bu ülkede öğretmen sendikalarını eleştirmek de “tabu” haline getirilmiştir... 
Oysa, en güçlü iki sendika veya en güçlülerden ikisi, öğretmen sendikalarıdır... 
Diyeceğim odur ki; keşke bu gücü, bu ülkede, eğitimdeki her türlü eşitsizliğe karşı örgütleyebilseler...
Mesela, özel ders veren öğretmenlerin gelirlerine yüzde 50 vergi önerseler!
Ya da mesela, özel ders veren öğretmenlerin, devlet çalışanı olmasının yasaklanmasını sağlayabilseler...

-*-*-

Kısacası bir de işin şu tarafı var sevgili dostlar...
“Online eğitime geçtik, kimse okula gitmeyecek” diyen sendikalar; evinde veya elinde online eğitime ulaşacak aygıtı ya da parası olmayan her çocuğun günahını da, hükümetin sorumluluğundan almış olmuyor mu?
Yani hükümeti de rahatlatmıyor mu bu sendikal tavır?
Yoksa, hayat mı kurtarıyoruz?
Yapmayın lütfen!

-*-*-

Bulaşıcı Hastalıklar Üst Komitesi’nin kararları mı?
Evet, bir çok açıdan yetersizdir... 
Ama KKTC’nin gerçekleri de ortadadır.
Beklentiler İsveç, İsviçre veya Norveç, Finlandiya olabilir ama gerçekler, Tarsus, Mersin yani...
Lütfen bir birimizi kırarak, vurarak, öldürerek değil; bir birimize sahip çıkarak bu işi yapalım...

-*-*-

Görüşlerinizi bu Komite’ye ulaştırın; baktınız olmuyor, onlardan sorumlu hükümeti sandığa gömün.

-*-*-

Haaa bir de “boykotçuyuz” falan dermişsiniz ki o da ayrı bir dert... 
Siz boykota devam edin; bir sonraki seçim yine aynı insanlar, aynı görevleri sürdürsün; sonra siz de okulları tatil edin!
Çocuklar dökülsün; veliler sürünsün!

-*-*-

Tabuları yıkalım...
Yıkalım ve konuşalım; tartışalım; çocuklar dökülmesin ve veliler sürünmesin diye... 

Daha önce de yazmıştım... Boğaz ağrısı, burun akıntısı, falan... En az 20 kişi, “... kesin Covid 19 oldun, aman dikkat et” diye mesaj attı. En az 10 kişi, “... Gardaş, kesin Covid” dedi, ilaç tavsiyesinde bulundu... Bir kaç kişi, ballı zencefil, limonlu zencefil çayı falan önerdi... Testler hep negatif... Grip dedi doktorumuz... Gerçek olan doktor tabii ki... Çünkü bu dönemde hepimiz doktor olduk maşallah... Elbette kötü niyetten değil; kesinlikle iyi niyetten ve eyvallah dedim, hepsini kabul ettim... Ama en güzel öneriyi, bir arkadaşım yaptı; “... Gardaş, üç beş saniye boğazında z harfi ile başlayan bizim içkimizden gargara yap ve yut... En az bir korteri temizle. Yatmadan evvel da biraz göğsüne, biraz da sırtına sür, uyu ve gorkma” dedi... Peki, “içmeyen” Müslüman kardeşlerim ne yapsın? Yani Allah korusun, Cumhurbaşkanımız hasta olsa, aynı reçeteyi veremeyiz... Fuat bey, Tayyip bey ne der? Haşaaaa, siz alkol mu alıyorsunuz? (Şaka yaptım, sakın kimse benim yaptığımı yapmasın ha! Sağlıklı Pazarlar, Trodoslar güzel görünüyor... )