Susturarak Yönetmek İstiyorlar

Serkan Soyalan

Hükümet, Ceza Muhakemeleri Usulü ile ilgili düzenlemenin yeniden görüşüleceği Cumhuriyet Meclisi Hukuk, Siyasi İşler, Dışilişkiler ve Savunma Komitesi’nin bugün yapılacak toplantısına basın örgütlerini yine davet etmedi.

Düşünün ki, basın kuruluşlarını ve basın emekçilerini çok yakından ilgilendiren böyle bir düzenlemede, basın örgütlerinin ve Cumhurbaşkanı Erhürman’ın görüşlerini belirtmesine rağmen bu düzenleme için yeniden toplanacak olan komitede basın örgütleri yer alıp, görüş belirtemeyecek.

Sonrasında da Hükümet kanadı çıkıp, “Biz uzlaşıdan yanayız” diyecek.

***

Üstel Başbakanlığı’ndaki hükmetin dikkate almadıkları bir şey var; ilgili meslek örgütlerini dışlayarak, bu işler yürümez.

Ancak yaşanan onca tartışmaya, yapılan uyarılara, kamuoyunda yükselen tepkilere ve basın örgütlerinin açık itirazlarına rağmen hükümetin ve komitenin tavrını değiştirmediği ortadadır.

***

Tartışma, artık yalnızca bir “basın yasası” ya da “düzenleme” meselesi değildir.

Bu mesele, doğrudan doğruya memlekette nefes alan demokrasinin boğazına geçirilen elin meselesidir.

Onlar yaptıklarından korktukları için, susturarak yönetmek istiyorlar...

***

UBP-DP-YDP Hükümeti’nin haftalardır sürdürdüğü tavır, yalnızca eleştiriye tahammülsüzlüğü değil; aynı zamanda toplumun haber alma hakkını denetim altına alma arzusunu da açık biçimde ortaya koymaktadır.

Basın emekçilerini dışlayarak, gazetecilerin örgütlü yapılarının itirazlarını yok sayarak, “Biz yaptık oldu” anlayışıyla hareket eden bir yönetim anlayışı; özgürlükten değil, “baskıcı olmakla” beslenir.

Çünkü özgür basın, iktidarların en sevmediğidir.

Orada yolsuzluk görünür, orada liyakatsizlik görünür, orada  partizanlık görünür...

Bugün hükümetin yaptığı da, işte bunu bozma girişimidir.

***

Üstelik mesele yalnızca gazeteciler de değildir.

Basın özgürlüğü dediğimiz şey; sabah kahvesini içerken haber okuyan emekçinin hakkıdır, çocuğunun geleceği için ülkede ne olduğunu öğrenmek isteyen annenin hakkıdır, sorgulayan gençlerin hakkıdır...

Basını susturmaya çalışan her girişim, doğrudan halkın iradesine yönelmiş bir müdahaledir.

***

Daha da vahimi, hükümetin geri adım atmamakta gösterdiği ısrardır.

Toplumun itirazı ortada…

Cumhurbaşkanı’nın açıklamaları ortada...

Basın örgütlerinin tepkisi ortada…

Gazetecilerin kaygıları ortada…

Ama UBP-DP-YDP iktidarı hâlâ duymamayı tercih ediyor.

Çünkü otoriterleşmenin ilk refleksi, eleştiriyi “tehdit” olarak görmektir.

***

Kendisine biat etmeyen her sesi “rahatsızlık unsuru” sayan anlayışlar, eninde sonunda özgürlükleri hedef alır.

Bu ülkede insanlar düşüncelerinden dolayı korkarak konuşmaya başlarsa, gazeteciler haber yaparken “Başımıza ne gelir” diye düşünürse, muhalif görüşler baskılanırsa; orada demokrasiden değil, baskı düzeninden söz edilir.

Kuzey Kıbrıs küçük bir yer olabilir ama halkının hafızası küçücük değildir.

***

Bu toplum, geçmişte de baskıyı gördü; susturma girişimlerini gördü. Ve her defasında gerçeklerin üzerini örtmeye çalışanlar kaybetti. Çünkü gerçek, eninde sonunda yolunu bulur.

Yapılması gereken şey çok nettir.

Basın emekçilerini dışlayan, ifade özgürlüğünü daraltan, eleştirel sesi baskı altına alma niyeti taşıyan her girişim geri çekilmelidir.