Şükret haline, otur yerine!

Derya Beyatlı

Kusura bakmayın sipariş verdiğiniz yaşam tarzından elimizde kalmadı!

Banksy

 

Bilir misin yetinmeyi sen?

Elde avuçta olduğu kadarına kanaat getirmeyi, şükretmeyi sana verilene, el öpmeyi, minnet duymayı?

Daha fazlası olsun, daha çok insan hakkı, en ileri demokrasi, her alanda kaliteli, adil yaşam benim olsun diyenlerden misin yoksa, yetinemeyenlerden bulduğu ile, tatminsizlerden?

Hür olsak, eşit olsak diye bir şiir dolayıp diline, insan, insan diye diye, hep mi muhalefetsin sen yönetimine, gelenine gidenine?

Anarşist misin yoksa, komünist, feminist bir da üstüne? Hiç utanmıyorsun harbiden? 

Mutlu olmayı sahip olduğun kadarı ile, her ne kadar verilmişse sana, neye layık  görülmüşsen, almayı ve susmayı, bilmez misin?

Akmazsa damlar demeyi, bunu da bulamayanlar var diye kendini avutmayı öğrenemedin mi daha, aza kanaat getiremiyor musun?   

‘Senin olsun, küçük olsun, çamurdan olsun’ diye yola çıkanları anlamamakta diretiyor musun hâlâ?

Söylüyor işte her türlüsüne Bakanların: ‘31 yıl içerisinde demokrasi, insan hakları, sosyal adalet ve hukukun üstünlüğü gibi evrensel değerler üzerinde yükselerek, barış, istikrar ve demokrasinin de önde gelen ülkelerinden birinde’ yaşıyorsun! Sende ise hep şikayet, hep muhalefet, ama olmaz ki!

Neymiş? ‘Vicdani ret hakkı’ymış! Oldu, öyle herkese her hakkı verilecek olsaydı, kamu düzenine neler olurdu, hiç düşünmüyorsun ki!

Kim beklerdi elinde silah kapılarda nöbet, kime karşı, neden bilmeden? Kim yatır, kim kalkardı komutanın bir emrine, niye diye sormadan, hiç sorgulamadan?

Silahı sevmiyor musun? Ee, sen de çok kaprislisin be dostum, ama neyse onu da anladık, peki. O zaman silaha dokunma, başka işler yap ordun adına, ya da Anavatanının ordusu için, fark etmez ki zaten, anan, sen, bir elmanın iki yarısısınız.

Bir de pasifistlik çıktı şimdi başımıza ‘savaş için hazırlanan bir orduda üniforma giymem, ne patatesini soyarım, ne tuvaletini temizlerim’ diyorsun, kusura bakma kardeşim ama, sen de çok oluyorsun. Başını sallayıp görevini yapsana, vatanına hizmet etsene, ne bu idealler, sorgulamalar, isyanlar?

‘Öldürmeyi reddetme hakkı’ Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu tarafından temel insan hakkı olarak tanımlanmış, tüm AB üyesi ülkeler vatandaşına Vicdani ret hakkı tanımışsa ne olmuş yani?

Daha ötesine gidilip hatta, dünya genelinde 88 ülkede barış ya da savaş zamanı farkı gözetmeksizin zorunlu askerlik uygulaması kaldırılmışsa napalım? Geri(ye) kalanlarda var ama. Hem ancak bu şekilde şanlı Türk Bayrağı altında zulümden uzak yaşayabiliyorsun. Sana da hiç yaranılmıyor canım.

Bir da yeri göğü inlettiğimiz, gücümüzü dosta düşmana gösterdiğimiz görkemli törenlerde ‘vicdani red hakkımız’ diye pankart açıyorsun, olmuyor, biliyor musun, hiç olmuyor. Asker doğan Türk çocuğuna hiç yakışmıyor, hele de Kadınına! Sen evinde otursan, çocuk büyütsen diyorum, vatana, millete faydalı olsan, olmuyor mu?

Pankartı açtırtmamışlar, açtırtmazlar tabii, rejimin sevdiği pankart açsana çocuğum ille pankart açacaksan, ne bu çıkıntılık, her yerde, her şeyde? Bak kardeşlere paşa paşa açıyorlar sistem yanlısı pankartlarını, kimse birşey diyor mu? Demokrasi da bir yere kadar tabii, abartmamak lazım.

Şiddet uygulamış Polis, yok canım yapmamıştır, yapmaz! Biraz itip kakmış, aşağılamış, hakaret etmiştir çok çok. TOMA da olabilirdi üstüne gelen, hatta gaz fişeği Allah korusun, şükret bence.

Öğren artık sana verilen ile yetinmeyi, bir örnek hayatlar sürmeyi, söylenileni yapmayı, anlatılan masallara inanmayı, öğren. Demokrasi şampiyonu Cumhuriyetin ile gurur duy, küçük olsun, senin olsun. Az biraz da şiddet olacak canım, hem seven, hem döven baba bizimkisi.

Ana? O daha da şiddetli seviyor be gülüm, bu kadarına dua et, otur yerine, bu topraklarda insan hakları buraya kadar, fazla kurcalama işte...


16 Kasım 2014
Marsilya