Su’da başımıza gelenler şimdi de elektrik’te gelecek

Tayfun Çağra

Enerjide de bir anlaşma olduğu ortaya çıktı. KKTC Hükümeti ile TC Hükümeti arasında enerji alanında bir anlaşma yapılmış ve bu anlaşma resmi gazetede de yayınlandıktan sonra kamuoyunun da haberi oldu.

Sunat Atun ile Berat Albayrak ‘Enerji Alanında İşbirliğine İlişkin Anlaşma (Onay) Yasası’nı imzalarken meclisin veya muhalefetin bir bilgisi olmadığı anlaşılıyor. Hatta Bakanlar Kurulu’nun diğer bakanlarının haberi olduğundan dahi emin değilim.

Birileri “at bunun altına bir imza” demiştir, bakan Atun da atmıştır. Su’da olduğu gibi şimdi de enerji alanında aynı gelişmeler yaşanabilir. Birileri deniz altından elektrik getirilmesiyle ilgili ihaleyi (önceden) alacak, çalışmalar başlayacak, bir süre sonra elektrik de gelecek ve o zaman su’da olduğu gibi “e kim dağıtacak, kim yönetecek, nasıl dağılacak, ücreti ne olacak” diye her şey olup bittikten sonra sorulacak. Tabii iş işten geçmiş olacak. Yine su’da olduğu gibi… Başta yani suyun geldiği andan başlayarak gelişen itirazlara rağmen sonunda istenildiği gibi su dağıtımı başladı ve ücretler de faturaları yakmaya devam ediyor.

Şimdi sıra elektrikte… Olup bitecek ve biz o zaman itiraz edecek zamanı! bulacağız.

İmzalandıktan sonra haberdar olunan bu anlaşmada; KKTC ile TC arasında deniz geçişi ile elektrik arz güvenliğini sağlamak ve ekonomik enerji alanlarına ulaşımı sağlamak maksadıyla enterkonnekte sistem kurulmasını, petrol ve doğalgaz altyapılarının tesisi ve bakımının yanı sıra petrol türevlerinin pazarlanması projelerinin belirlenmesi ve geliştirilmesini amaçlıyor.   

Geniş bir proje ve bu projede amaçlanan şeyler yine ülkemiz yatırımcılarının tek başına veya yabancı ortaklarla birlikte yürütebilecekleri işler değil. Yapamadıklarından değil, amaçlanan projelerin aslında ülkemiz dışında başka yatırımcılar için hazırlanan projeler olduğu anlaşılabilir.


 

Gerekçe ortadan kalktı

Yarın müzakereler yeniden başlıyor…

Yeniden umut, yeniden beklentiler…

Kıbrıs (güney) Cumhuriyeti’nin meclisi kararlılık gösterdi ve müzakerelerin kesilmesine neden olan Enosis plebisitinin okullarda kutlanması kararını meclisin uhdesinden aldı, Eğitim Bakanlığı’na verdi.

Böylelikle yönetim ve tabii ki Anastasiadis müzakerelerin yeniden başlamasını istediklerini bence kanıtlamış oldular.

DISI bu değişiklik önerisini yaptı, AKEL’in de desteğiyle meclisten geçti. Ancak kavgalar çıktı, meclis karıştı. Hatta kararın ardından DISI’den bir de milletvekili istifa etti.

Sonuçta karar alındı ve müzakereler yarın başlayacak.

Bu yeni başlangıçtan sonra Eide’nin dört adımlı planı yürüyecek mi, yani Eylül gibi referanduma kadar süreç sürer mi göreceğiz.

***

Bu aşamada bu süreçte artık güneydeki yönetimin müzakere süreciyle ilgili ciddiyetini sorgulamanın en azından şimdilik bir anlamı kalmadığını düşünüyorum. İki büyük parti DISI ve AKEL müzakerelerin yeniden başlamasını, Türk tarafının geri durma gerekçesini ortadan kaldırmış olmakla sağladılar. Bu sonuç aldırıcı adımdan sonra müzakere durdurucu başka gerekçeler aranır mı, bulunur mu yoksa yaratılır mı bilemiyorum ama bu sürecin ilerleyip ilerlemeyeceğini de yine Türkiye’de 16 Nisan referandumundan sonra ortaya çıkacak gelişmelerle paralel yürüyebileceğini de söyleyebiliriz.


 

16 Nisan referandumu

Önümüzdeki Pazar, burada da merakla beklenen Türkiye’deki anayasa değişikliği için referandum günü… Biz de merakla bekliyoruz çünkü Türkiye hapşırdığında biz nezle olan bir konumdayız… Son günlerde ardı ardına referandum sonuçlarıyla ilgili anketler yayınlanıyor. Hem anketlerde hem de yorumcuların açıklamalarında ‘evet’ ve ‘hayır’ın başa baş gittiği gösteriliyor ve söyleniyor… Başa baş gittiğinin görülmesi bile aslında bütün devlet gücünü elinde bulunduran AKP ve Erdoğan için hiç de iyi bir söylem değil. 15 Temmuz’u temcit pilavı gibi her öğün kullanan, Hollanda, Fransa krizlerinin rüzgârını arkasına alan, devlet olanaklarını son zamanlarda ‘golifa’ gibi dağıtan iktidarın konuşmalarına da yansıyan kızgınlıkları 16 Nisan’da nasıl bir sonuç verecek göreceğiz ama milletvekilliği genel seçimlerini de ‘sıfır’ hatayla tahmin ettiğini söyleyen AKAM araştırma şirketinin yukarıdaki Mart ayı sonunda yaptığı ankette de görüldüğü gibi hayır oyları % 55,53 ve ‘evet’ oyları da % 44,47 olarak veriliyor. Yoğunluk 51’e 49 gibi iki tercih için de geçerli olarak verilirken yukarıdaki anket sonuçları gibi sonuçlar da az değil.    


Din öğretmenleri ve cinler…

Orta ve liseye din öğretmenleri Türkiye’den geliyor… Buradaki öğretmenlerin verilmesi gereken din bilgilerini veremedikleri düşünüldüğünden! herhalde ilahiyat okumuş öğretmenler buraya gelip çocuklara cinlerden söz edip korku salmaya devam ediyorlar. Dersin bu şekilde verilmesinin yanında bir ülkeye başka bir ülkeden öğretmen tayininin kabul edilebilir bir yanı ne olabilir? İlgili sendika ‘evde çocukların yanında gezen cinlerin’ verdiği rahatsızlığı Bakanlıkla konuştu mu!

 


Bakalım, kapalım…

Deniz mevsimi açılıyor… Biz Girne’de hangi denize gidebileceğiz? “Denizler halkın malıdır” diyen anayasamıza rağmen kelle başı 20, 30, 40TL plaja giriş parası vermek için para biriktirmeye başlayalım mı? Yoksa bütün kuzey sahili boyunca henüz el uzanamamış yer kalmışsa şimdiden bir arayışa girip kendimize yer saptayalım mı! Beğenirsek biz de işgal edip üzerine ‘beliptero’ kurarız artık… Ne de olsa burası KKTC. Kapanın elinde kaldığına göre!..


 


Eğer gerçeği gerçekten bilmek istiyorsan, yaşamında bir kez olsun bütün şeyler hakkında şüphe et.

René Descartes