Siyasi görüşlerine ve duruşuna saygı duyduğum ama özellikle Kıbrıs sorunu ile ilgili olanlarını “çözümsüzlükten yana” bulduğum kök UBP’li bir arkadaşım; “Gardaş, CTP muhalefetin dozajını artırmalı ve UBP kendine çeki düzen vermeli” dedi!
-*-*-
Tam anlamadım, sordum: “CTP muhalefet dozajını artırıp, UBP’nin kendine çeki düzen vermesini mi sağlayacak yoksa ayrı ayrı bir tarafta CTP daha sert muhalefet yapacak, öte tarafta UBP kendi kendine çeki düzen mi verecek?
-*-*-
Düşündü; “her ikisi” dedi!
-*-*-
CTP, muhalefet dozajını artırmalı mı?
-*-*-
Daha önce de yazdım, Mehmet Ali Talat’ın Cumhurbaşkanı seçildiği günlerde 30’lu yaşlarımdaydım, şimdi 50’li yaşların sonundayım!
-*-*-
Talat Cumhurbaşkanı olduğunda sanmıştım veya hayal etmiştim ki; “o gün geldi!”…
Hangi gün mü?
Devrim canım!
Tamamlandı!
-*-*-
Sonra Kıbrıslı deyişiyle “anamın devrimi”ni karşımda buluverdim tabii ki!
-*-*-
Elbette bazı hayallerim vardı, ama bazı da gerçekler!
-*-*-
Şimdi bakıyorum, benden biraz küçük bazı arkadaşlar, örneğin “ikinci kez CTP’den seçilme Cumhurbaşkanımız” Tufan Erhürman’dan, benim Talat’tan beklediğimi bekliyor!
Kap Kalaşnikof’u Tufan Hocam, çık sokağa!
-*-*-
Bir arkadaşım bu meseleyle ilgili olarak dedi ki; “… Tufan Erhürman sadece CTP’nin Cumhurbaşkanı değil; paşa gönlüne göre, belki bir sonraki seçimi de düşünerek, yani her çevreden oy talebi olabileceği inancıyla daha ılımlı davranabilir! Ama CTP’nin illa ki ılımlı davranma gibi bir durumu olamaz! Erhürman, UBP’lilerden veya diğerlerinden de oy talep edecek! CTP’nin böyle bir derdi yok! Kaldı ki, CTP’nin tüzüğü – programı da açık; örneğin federal çözüm konusunda CTP yöneticilerinin ‘biz cırladık’ veya ‘zor anlaşılabilecek çözüm önerileri’ sunma şansı – lüksü yok!”
-*-*-
Erhürman ile defalarca program yaptım; onlarca kez sadece federal çözümü konuştum…
Federal çözüm konusundaki duruşunun değiştiği hatta benim Talat’a zamanında dediğim gibi “döndüğü” iddiaları, gülünçtür!
-*-*-
Erhürman, kesinlikle ne yaptığını çok iyi biliyor…
Ayrıca Erhürman’ın yakınında, ne yaptığını çok iyi bilen insanlar var…
-*-*-
Erhürman’ın seçim kazanmasından, ne yaptığını çok iyi bilmesinden, hatta federal çözüm konusundaki duruşundan rahatsız olanlar mı?
Çoooook!
Ve elbette onların baskıları da açık!
-*-*-
Sizce hayatında Kıbrıs sorunu ile ilgili tek bir açıklaması dahi olmayan UBP’nin Genel Başkanı ya da UBP’li Meclis Başkanı veya tüm diğer UBP’li gabak doğrayıcıları, neden sabah akşam gündüz gece Kıbrıs meselesi ile ilgili kışkırtıcı ve abuk sabuk demeçler yayımlıyor?
-*-*-
Sizce bu demeçleri kim yazıyor?
Veya kim yazdırtıyor!
Ve hangi maksatla yazdırtıyor?
-*-*-
“Meydanı Erhürman ve yandaşlarına bırakmayın” diyen zihniyet tabii ki!
Aklınızdan çıkarmayın!
-*-*-
Neyse!
CTP, sadece ana muhalefet partisi değildir…
CTP, Kıbrıs’ta federal çözümün en önde gelen “garantörü”dür!
Ve CTP’nin şu andaki Genel Başkanı, sadece Vesile Hanım ile merhum Naci Talat Beyin kızları değildir… Dr. Sıla Usar İncirli 1972 yılında, CTP’nin içinde Dünya’ya gelen biridir… Doğuştan partilidir…
-*-*-
Ve CTP için federal çözüm kutsal bir siyasettir; bundan vazgeçmek, bunu sulandırmak, bununla oynamak; Kıbrıs Türk siyasi tarihinin en onurlu “HAREKET”ine “İHANET”in ötesindedir!
-*-*-
CTP, muhalefetteki tavrını sertleştirebilir mi?
Mesela sendikaların sokaktaki orta şiddetin altındaki eylemlerine kitlesel katkı koyup, bu sokak eylemlerini yığınsal bir yıkıcılığa “şiddetli” seviyesine dönüştürebilir mi?
Bana sorarsanız, “evet”!
-*-*-
Ama, CTP’nin, UBP’deki “mega bozulma”ya katkı koymak ve bu partinin de “düzelmesini” sağlamak gibi bir “muhalefet” görevi” ya da başka türlü bir görevi olduğunu sanmıyorum!
-*-*-
Ayrıca UBP, bugün bozulmuş bir parti değildir ki!
UBP, CTP’nin onurlu geçmişinin tam karşısında; “karanlık ve her zaman var olmuş örneğin torpil ve yalakalık – yağcılık – sahte milliyetçilik – şükrancılık alengirliğinin partisidir”…
-*-*-
En başta söz ettiğim arkadaşıma dedim ki; “UBP’nin düzgün bir parti, düzgün bir hükümet ağabeyisi veya düzgün bir ana muhalefet olmasını sağlayacak olanlar, düzgün UBP’lilerdir; ki bulursanız!”
-*-*-
Kirlenmeyen, kirletilmemiş, pisliğe bulaştırılmamış, haksız arsacık almamış, haksız krediden yararlanmamış, haksız işe alımlardan fayda sağlamamış, haksız terfiden pay kapmamış, haksız sınav geçmemiş UBP’li sayısı, bir, bilemediniz beş elin parmaklarını bulmaz!
-*-*-
UBP’liler gerçekten bu ülkeyi seviyor ve hayalleri de gerçekten “eşit – egemen – ayrı ve bağımsız bir Kıbrıs Türk Devleti” ise; bunun çözümünü kendileri bulmak zorundadır!
-*-*-
Şu anda görünen şudur:
Ünal Üstel’in arakasından konuşmayan UBP’li bakan - vekil ya da partili yoktur… Ama aynı Ünal Üstel’in önünde el pençe durmaktan geri kalmayan da yoktur!
-*-*-
Hatta daha da ileri gideceğim; Türkiye’nin KKTC’deki en üst veya en alt yetkilileri – memurları hatta sık sık ziyarete gelenleri de Üstel’in arkasından “gabak doğramakta” ama iş “alın aşağıya o zaman”a geldiğinde; “Cevdet Bey… Hatta Tayyip Bey…”e takılabilmektedir!
-*-*-
Halkın durumu ise perişandır!
Kimse altın yıldızlı sözler söylemesin!
Ülke ciddi bir kara para cennetidir!
Devlet hiçbir şekilde bu kara paradan yararlanamamakta ama bazı kişiler yararlanabilmektedir!
Devlet bu kara para ekonomisinden yararlanamadığı için de sık sık borçlanarak, maaş ödemeye çalışmaktadır!
-*-*-
Siyasi pozisyonlar bu şekildedir!
Durum budur!
-*-*-
“Durum budur” dediğimde de lütfen beni affedin ama aklıma, “Kıbrıslıca seks pozisyonlarından” biri geliyor; “Durumbodo!”
-*-*-
Bilemedim, zevk almaya mı bakalım yoksa Stockholm Sendromu’ndan muzdaripliğimizi tedavi ettirelim mi ettirmeyelim mi?
Cuma ve Cumartesi güzel yağmur yağdı… Bazı bölgelerde ufak sıkıntılar falan da yaşanmış olabilir ama çiftçi mutlu… Ovalar yemyeşil… Bereket versin… Bir arkadaşım, “son beş senedir yağmur görmemiştik” dedi ve ekledi; “Hep O Ersin Tatar; O’nun yüzünden!!!”… Birlikte güldük… “Memleketi resmen kuruttu” şakasını da yaptık! Bu türden “inançlar” falan…. “Maneviyat, Cübbeli Hoca duaları, yağmur duası”, O’nun temsil ettiği ya da O’nun destek gördüğü kesimlerin inançları değil miydi? Neyse, geçti! Fotoğraf mı? Ahmet Kaya’nın şarkısı gibi; “… Kendine iyi bak, beni düşünme / Su akar yatağını bulur…