SÖZ gazetesi ve M.Remzi Okan’ın Vefatı (1942)-4

Eralp Adanır

“Yeni Türkçe harflerin Türkiye'de kabulüyle Dil devrimini de benimsemişti Remzi Okan bey. Böylece gazetesini yeni Türkçe ile yayınlamaya başladı. Bu arada Almanya'ya sipariş verdiği Latin harflerinin maliyeti bizzat Atatürk'ün emri ile Türkiye Cumhuriyeti tarafından ödendi. Yine Atatürk'ün emriyle Basın Yayın Müdürü Ahmet Ağaoğlu tarafından gönderilen bir yazıda Kurtuluş Savaşı'na yaptığı katkılardan dolayı kutlandı.
Gazeteciliği süresinde 150'liklerden (İngiliz Muhibleri Cemiyeti Kurucusu) Sait Molla'nın Kıbrıs'a gelmesi üzerine ona saldırıp "Yunan Casusu" demesi üzerine 1926 yılında sömürge mahkemelerinde 2 ay hapis cezasına çarptırıldı ve hapsedildi. İstinafi ise reddedildi. (Bu süre içinde gazeteyi yakın dostu Fehim Bey çıkardı.)
   İngiliz arşivlerine göre yayınladığı gazetesi SÖZ'e (Daha sonra yayınlanan Ses gazetesine de) Türkiye Cumhuriyeti tarafından ayda 18 lira yardım yapılmaktaydı. 1200 tirajı olan gazetesi SÖZ, haftalık ve abone sistemi ile dağıtılmaktaydı. Remzi Okan SÖZ'ü, Kıbrıs'ta ilk kez Kahire'deki bir ajansın sadece Türkiye haberlerine abone yaptı. Abone parasını ise Lefkoşa'daki "Türk Derneği" tarafından ödendi. Kurtuluş Savaşına ilişkin telgraf haberlerini Asmaaltındaki (Lefkoşa) basımevinin camına asan Remzi Okan o günün koşullarında halkı mücadeleden haberdar etti. Bu haberleri çocuklara vererek sokaklarda okuttu, Halkın moralini yüksek tuttu.” (https://www.biyografi.net/)

   Halkın Sesi gazetesinde o günler içerisinde Remzi Okan ve Söz gazetesiyle ilgili yazıyı kaleme alan son kişi ise, kızı Beria Okan’dı. Ankara’dan gönderdiği yazısı çok duygusal bir dille kaleme alınmış, babası Remzi Okan’ı, onun yarattığı Söz gazetesini, duygusal kelimelerle dile getrmişti. Bu konudaki yazıdizimizi de Beria hanımın yazısıyla tamamlıyoruz.(son)

 

Halkın Sesi, 12 Nisan 1942, syf:1

Remzi Okan’ın Eseri Kıbrıs Türk Halkının Dili

   Çok sevdiği ve taparcasına takdir ettiği babasını kaybettikten sonra uzaklarda olan kardeşlerinin üzrene titreyen, onların iyi olduklarına, yaşadıklarına dair sabırsızlıkla haber bekliyen bir abla heyecanıyle “Söz”ün ölmüş olmadığı müjdesini özliyordum.

   O “Söz” ki uğrunda değerli bir hayat feda olmuştur. O “Söz” ki ideal bir baba olan Remzi Okan için yavrularından daha aziz bir evlâttır. O “Söz” ki hiç bir zorluktan ve engelden yılmıyarak 23 sene cemaatinin hislerine tercüman ve bazan zaiflayan ve bazan kuvvetlenen fakat hiç sönmiyen ışığıyle Kıbrıs Türklerine yol gösteren bir meş’ale olmuştur! O “Söz” ki mukaddes bildiği bir dava uğrunda hayatını istihkar ederek çalışan sahibinin cemaatine bıraktığı en kıymetli bir mirastır:

   En nihayet beklediğim haber geldi. Kıbrıs Türk cemaatı dilsiz kalmıyacak. Onun gene bir gazetesi olacak.  Fakat bu gazetenin adı niçin “Söz” değil? neden Okan’ın evlâdını ölüme bırakmıya razı olmıyarak himaye etmeği vazife bilenler onun adını değiştirmeye lûzum görüyorlar? “Söz” utanılacak; yüz kızartacak bir isim değildir. Bilâkis feragati nefsin, azmin ve insan iradesinin bir timsalidir. Onun koleksiyolarında, çelik iradeli bir adamın yılmadan giriştiği çetin mücadelelerin menkıbeleri, bu menkıbelerin yarattığı sihirli havada ölmez bir faninin bütün istinatlara ve ithamlara rağmen pâk olan alnı, her zorluğu istihfaflı bir tebessümle karşılayan asîl siması yaşamaktadır.

   Tükenen bir ömre bedel vücuda gelen bu koleksiyonlar, “Söz”ün Kıbrıs Türk gençliğine miras bırakıldığına dair sahibinin kaleminden çıkan birçok yazılar bulacaklardır. Sözün tarihini pek iyi hatırlayamadığım bir nüshasında aynen şunlar yazılıdır: “Söz,  Kıbrıs Türk halkının lisanı beyanıdır. Bugünkü sahibi olan ben bir emri vakî veya tabiî ile yıkılıp fena bulsam da onun başına geçecek ve idare edecek Kıbrıs Türk gençleri vardır.”

   Söz’ün sahibi işte bu imanla çalışmış enerjisini son haddine kadar sarfederken eserinin kendinden sonra yaşayacağını düşünerek teselli bulmuştu. İkinci Kânunun soğuk karlı bir sabahında yuvasından ve yavrularından uzakta fakat çok sevdiği şanlı Türk bayrağının gölgesinde son dakikalarını yaşarken onun yanında idim. Önümde aziz bir ömrün sönmekte olduğunu görüyor, ona dair tatlı hatıralar bir sinema şeridi gibi gözlerimin önünden geçerek kesif yaş tabakaları bırakırken Kıbrıs’ta o sırada Söz’ün satılmakta olduğunu işitir gibi oluyordum.

   Ne yazık ki öksüz kaldığını işitir işitmez zavallı “Söz” şuursuz bir halde yere yıkılmıştır. Onu ölüme mahkûm etmiye kıymayanlar, babasının kendine verdiği isimle bırakmamışlar veya bırakamamışlar! Ne yazık ki Remzi Okan’ın ruhu 23 sene emek verdiği, enerjisini ve hayatını uğrunda tükettiği “Söz”’ün kendinden sonra yaşadığını görmek tesellisinden bile mahrum kalmıştır!

   Okan’ın öksüz kalan eseri! İsmin ne olursa olsun sen benim sevgili kardeşimsin, “Söz”sün. Sana biraz olsun emeği geçen bedbaht ablanı her halde unutmadın. Uzaklardan gelen feryadımın manasını anlıyorsun! Babamızın ölümünden sonra sana koşmam lâzımdı. Bunu bildiğim halde yapamadım. Onu bağrına basan kutsal topraklardan ayrılmıya razı olsam da beni sana ulaştıracak maddî imkân yoktu! Temenni edelim ki bir birimizden ebediyen uzak kalmak mukadder olmasın.

   Değerli kardeşim. Benliğini unutma. Baban sana şerefli bir isim, tertemiz bir mazi bıraktı. Gençliğinin en olgun çağındasın. Babanın ruhunu yaşar. Sen babanın dünyada en çok sevdiği bir varlıktın. O senin için öldü. Böyle olduğu halde sana sitem bile etmiyorum. Çünkü babamız hiçbir şeye lâyık olduğundan fazla bir kıymet vermezdi. Uğrunda ölmekle senin ne büyük değerin olduğunu gösterdi. Fani dünyadan göçenler en çok sevdiklerini de yanlarına çağırırlarmış. Fakat ben öyle inanmıyorum ki babamın ruhu dünyadaki fegati nefsi bırakmamıştır. Senin yaşamanı istiyor! Sevgili “Söz”, bil ki sana hizmet edebilmek, senin için yaşamak, uğrunda ömrünü tüketmek benim de en kutsal emelimdir.

Beria Okan

Ankara

24 Mart 1942