Soldan soldan

Sami Özuslu

 

Sokakta yüz kişiyi durdurup soralım.
Göreceğiz ki tamamına yakını ‘düzen’den şikayetçidir.
Ama içten, ama mahsustan...
Hakikatte ‘değişim’ ister mi insanlar, o ayrı bir sorudur.
Değişimi istemek kadar, kitleleri ona hazırlamak, dönüşüme sahip çıkılmasını sağlamak da bir maharettir.
Toplumlar tarihi ‘sınıf bilinci’nin kendiliğinden oluşmadığını anlatır.
En geniş katmanları oluşturan emekçiler, köylüler ve diğer sabit gelirliler ‘gerçek çıkarları’nın farkına varamayabilir her zaman...
Hatta çıkarlarını çok iyi koklayabilen ve kollayabilen sermaye sınıfı bile bazen şaşırabilir.
Mesela Kıbrıs’ta sermaye çok uzun süre ‘barış’ ortamının getireceği fırsatları görmedi, göremedi, uyanmadı, uyanamadı.

**

Sokaktaki yüz kişi her zaman haklı olmayabilir.
Kalabalıklar her zaman haklı olsaydı herşey daha değişik olabilirdi.
Bilim, teknoloji ve sosyal yaşamdaki dönüşümler genelde ‘kalabalık’ların desteğiyle sağlanmıyor. Hatta değişime karşı ciddi bir rezistans gösterebiliyor halk katmanları...
Sonuçta bir ‘düzen’ vardır ve onun değişimiyle kaybedilecek birşeyler vardır.
Eğer yoksa, zaten ‘zincirleden başka’ birşey kalmamıştır kaybedilecek ve ‘o an’ gelmiştir bile!..
Ancak toplumun ‘o an’ın geldiğini bilmesi, öğrenmesi, neyi nasıl yapacağını kestirebilmesi de bir emeğin ürünüdür.
Yoksa toplumlar kolayca bölünüp yönetilebilecek kalabalıklardır da aynı zamanda...

**

‘Sol’u ‘sol’ yapan doğrular, onu ‘umut’ haline getiren yaşanmışlıklar vardır.
Teori ile pratiğin ayrılmaz bütünlüğü solun kimyasında vardır.
Dayanışma ruhunun gen haritası ‘zincirlerinden başka kaybedecek birşeyi olmayanlar’a kadar uzanır, gider...
Solcunun kitabında ‘yoldaş’ vardır, aynı yolda yürürken ‘yarin yanağından gayrı’ herşeyini bölüşen...
‘Düzen’in en büyük eleştirmenidir solcu...
‘Diyalektik bakmak’tır çünkü onun yol haritası...
Milliyetçiliğin ve dinin kitabındakiler değil, emekçi sınıfların çıkarlarıdır kılavuzu...
Bu yüzden sapmaz yolda giderken oraya, buraya...
Günün gereği neyse bulunduğu coğrafyada, ‘sol’dan bakar olaylara, olgulara...
Bilir ki ‘karşıtlar’ vardır, onlar aslında ‘birlik’tirler ve sürekli ‘mücadele’ içindedirler...
‘Yeni’nin de gün gele ‘yadsınacağının’ ve de ‘eski’yeceğinin farkındadır.
Bugünün dünden, yarının bugünden daha ileride olduğunu bilerek sürdürür tarihte yolculuğunu...
Ve sürekli bir ‘düzen’i değiştirme gayreti içindedir solcu...
Kitlelerin içinde ve önünde yer alarak...
Kenetlenmiş bir şekilde...
‘Işık’tır bu halleriyle toplumun, insanlığın önünde...
Yoksa neden gelsin kalabalıklar arkasından?