Siyasi Süreklilik, Statüko & Bürokrasi

Onur Olguner


Geçtiğimiz gün sevgili Meltem’in ülkemizdeki hükümetlerle ilgili haberini okuduk. Ve 40 yılda 38 adet hükümet değiştirdiğimizi gördük bu sayede. Pek şaşırtıcı değildi aslında, çünkü hepimiz hükümetlerimizi ayakkabılarımızdan sık değiştirdiğimizi biliyorduk. Fakat rakamları görmek biraz da olsun durumumuzu fark ettirdi bizlere.

Peki, neydi bu kadar fazla hükümet değiştirmenin bize yarattığı sorunlar. Bir daire veya bakanlık düşünün mesela. Yıl devrilmeden bakanını, müşavirlerini ve müdürünü yeniliyor. Yerine yeni yöneticiler geliyor ardından. Tabii siyasi yöneticiler genelde siyasi dengeler göz önüne alınarak atandığı için, daire veya bakanlık işleriyle ilgili donanımları olmadan başlıyorlar görevlerine.

Bu yöneticilerin yöneticilik yapabilmeleri içinse belli bir süreye ihtiyaçları var. Bu süre zarfında ilgili kurumda ne yapıldığıyla ilgili personelden bilgi alıyorlar. Bu bilgilerin kaynağı ise genelde siyasi olarak atanmayan, yeri değiştirilemeyen, kamu idari personeli oluyor. Çalışma süresine bağlı olarak onlarca hükümet görmüş bu personel, çoğu zaman bilgiyi istediği gibi sunarak süreci yönlendirmede aktif rol oynuyor.

Bilgi eksikliğinin olduğu yerde en fazla bilgisi olan kişi süreci yönlendiriyor haliyle. Başta durum böyleyken zaman geçtikçe siyasi irade konu hakkında bilgi sahibi olmaya başlıyor. Kendisine verilen bilgileri sorgulayabiliyor, yolu yordamı öğreniyor ve kişileri çözmeye başlıyor. Tam da o noktada hükümet düşüyor.

Yerine yeni bir hükümet ve geldiği pozisyona alışmaya zamanı olamayacak yeni siyasi yöneticiler atanıyor.
Bu genellemeye uymayan istisnalar illaki vardır. Fakat unutmayalım ki ülkemizde statüko olarak tanımladığımız pek çok sorunun çözülmesinde birincil engel bürokrasidir. Ve ülkemizin yarattığı bürokrasi, dünyada eşi benzerine az rastlanacak derecede güçlüdür.

Sürekli değişen siyasi iktidara karşın, DEĞİŞİM yapılamadığı için toplum artık isyan ediyor. Çünkü toplumun hayatına etki edecek tüm değişim sözleri bürokrasiye takılıyor. Ve bunun sonucunda ise “Giden aynı, Gelen aynı” söylemi ortaya çıkıyor.

Tabii bakan, müsteşar, müdür gibi pozisyonlara atanan kişilerin ilgili konudan uzak olmadığı, kolay adapte olduğu veya doğrudan konuyla ilgili uzman olduğu durumlar da yok değil. Yakın zamanda konusunda uzman olduğu için öne çıkan isimlerden biri de bence Aziz Gürpınar’dı. Tabii siyasi süreklilik olmadığından dolayı, Aziz Bey'in de uzman olduğu konudaki hizmeti kısa sürmüştür.

Peki, bu durum yalnızca merkezi yönetimde yaşanan bir sorun mudur? Dönüp başkente, Lefkoşa Türk Belediyesi'ne baktığımızda, 2002 yılından beridir hiçbir belediye başkanının iki dönem idarede bulunmadığı bir kenti görmek üzüntü vericidir. Sürekli seçim manevralarına kurban edilen Lefkoşa Türk Belediyesi, 2002 yılından beridir siyasi sürekliliğe sahip değildir.

Son 14 yılını tek dönemlik belediye başkanlarıyla geçirmiş durumdadır Lefkoşa Türk Belediyesi. Bu dönemlerin yarısı, daha önce belediyenin işleyişine aşina olmamış belediye başkanlarının belediyeyi tanımasıyla geçer. Belediyenin durumu, yapabilecekleri ve uzun dönemli stratejileri belirlenmeye başlandığında ise belediye yeni bir seçime gider.

On yılı aşan bu zaman kaybının bir sebebi ise, Lefkoşa Türk Belediyesi'nin Cumhurbaşkanlığı seçimleri için hep bir ön kapışma olarak kullanılmasıdır aslında. Ve bu ön kapışmadan dolayı yıllardır Lefkoşa tek dönemlik başkanlar tarafından yönetilir. Bu durum da en çok gidene ‘Yallah’, gelene ‘Yarabbi şükür’ diyen personelin işine yarar.

Hükümetlerde olduğu gibi başkent belediyesinde de bilgi eksikliği ve siyasi süreklilik yoksunluğu uzun vadeli projelerin ve sistem oluşturulmasının önüne geçti yıllarca. Üzerinde defalarca çalışılan Mehmet Akif Caddesi'ne paralel yol projesi, bisiklet yolları, Arabahmet Bölgesi Kalkınma Şirketi ve Lefkoşa Belediye Tiyatrosu'nun yeni binası gibi projeler, bu siyasi sürekliliğin eksikliğine kurban olmuş pek çok adımdan bazılarıdır. Dahası bu siyasi süreklilik eksikliğinde değişimin önündeki en büyük engel beslenmiş ve güçlenmiştir: Bürokrasi. 

Evet, bürokrasi bu ülkenin en köklü ve en güçlü statükosudur. ‘Burada işler böyle yürür’ ve bu konuda yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur. Ve toplum her seferinde biraz daha az katılımla demokrasiye değişim için yeni bir şans verir. Verilen şans ise hükümetlerin, bakanlıkların, dairelerin ve yerel yönetimlerin devamsızlığından dolayı tekrar tekrar başarısız olur. Değişimi gerçekleştiremez. Bu başarısızlık tekrarlandıkça da toplumun önce siyasete, ardından da demokrasiye karşı inancı azalır.

Churchill “Denenen diğer tüm yönetim sistemlerini bir kenara koyarsanız, demokrasi en kötü yönetim sistemidir” diye açıklıyor olsa da bizlerin derdi aslında demokrasi ile değil. Değişimi arzuladığımız toplumda bizlerin derdi aslında demokrasiyi uygulama şeklimizde.
Bizlerin derdi bürokrasiyle…
Bizlerin derdi statükoyla…
Bizlerin derdi sürekliliğin eksikliğiyle…