Siyasetten bıkmak!

Serhat İncirli

Gerçekten sıkıldım!
Artık siyasi hayaller kurmak ya da siyasi mastürbasyonla uğraşmak istemiyorum!
Gına geldi!

-*-*-

Geçmişimizi yitirdik!
Nasıl mı yitirdik?

-*-*-

Nasıl yitirdiğimizi yazacağız, Erhan Arıklı kalkacak ve diyecek ki “devlet şamar oğlanı değildir…”

-*-*-

Oysa, Erhan Arıklı’nın devleti ya da devletleri yüzünden yitirdik geçmişimizi!

-*-*-

Bakın bakalım, Kıbrıslı Rumlar geçmişlerini yitirmiş mi?

-*-*-

Haaa onların da çocukları artık bizler gibi sokaklarda oyun oynamıyor olabilir ama 50 – 100 sene önceki Kıbrıs, ne yazık ki Güney’de yaşıyor; Kuzey’de sizlere ömür!

-*-*-

Çocukluğumun ve ergenliğimin geçtiği bölgedeydim dün… 

-*-*-

Geçmişimin bir bölümü film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti…

-*-*-

Köylülerimi gördüm, çocukluğumu, çocukluk günlerimi hatırladım!

-*-*-

Aydınköy!
Aydınköy, doğduğum ve büyüdüğüm köy Gaziveren’e en yakın köydü…

-*-*-

Daha doğrusu hatırladığım ve eski haritalardan anladığım kadarıyla “iki yan yana köyden oluşuyordu”…
Prastyo ve Livayi…

-*-*-

Omorfo – Lefke yolu üzerinde, önce Nicida dediğimiz ama Nikitas diye yazılan köy vardı… Sonra Prastyo, sonra Livayi, sonra Gaziveren… 

-*-*-

Nikitas, Güneşköy, Prastyo ve Livayi de Aydınköy oldu… 

-*-*-

Savaş yeni bitmişti…
16 Ağustos 1974…

-*-*-

7 yaşında olmama tam bir ay bir gün kala, o zamanki adıyla Prastyo ve Livayi’ye ganimete gittim!

-*-*-

Bir karton sigara ve bir adet çok büyük şişe viski çaldım!

-*-*-

Köyde esir alınmayan ya da saklanan büyük yaştaki üç beş kişi viskiyi elimden aldı… 
Sigaraların büyük çoğunluğunu askerlere dağıttım… 

-*-*-

İki arkadaştık, Erkin ve ben!
Ve o sigaralardan kendimize sakladıklarımızı, saklanıp içmeye başladık!

-*-*-

7 yaşında, sigara içince ne mi olduk?
Adam olduk tabii ki!

-*-*-

O zamandan sonra ağzıma koymadım!

-*-*-

Haaa, zavallı Rum, belli ki viskiyi beraberinde götürememişti ama daha önceden açılmış olan dev gibi şişeye, işemişti!
Çünkü kapağını açar açmaz, içinde idrar olduğu açığa çıkmıştı!

-*-*-

Ertesi gün yine ganimete gittik!
Açılmamış viski de Kıbrıs brandisi de bulduk; evleri soyduk!

-*-*-

Bizden önce belli ki açılmıştı evler!
Ve belli ki soyulmuştu!

-*-*-

Otomobil bile çaldık!
Ben direksiyona oturdum, üç – dört arkadaş itti, üzeri açılan küçük bir arabayı köye getirdik!

-*-*-

Sonra, o arabayı gelip, maliyenin ambarları diye adını hatırladığım yere götürdüler!

-*-*-

Omorfo’da Maliye’nin ambarları denen yer, oyuncak doluydu ve esirlikten dönen dayım bir süre orada çalışmıştı!

-*-*-

Güney’den gelen göçmenler, bu ambarlara gidiyor, ucuza ev eşyası falan alabiliyorlardı, ama ben hep oyuncak aldım!

-*-*-

Sonraki yıllarda, inanılmaz büyüklükte, narenciye bahçeleri, narenciye paketleme fabrikalarında da ufaktan çalıştık!

-*-*-

Aydınköy’deki veya Prastyo’daki bahçelerde çok ciddi sayıda sülün vardı ve Gaziverenli avcılar hepsini tüketecekti!

-*-*-

Ve her ağacın altında neredeyse bir kara yılan!

-*-*-

Çok sayıda kara yılan olması ürkütücüydü ve babam anlatmıştı, dönemin hükümeti ki adına “Magaryos Hükümeti” deniyordu, o yılanları, meğer İsrail’den özel olarak getirmiş, farelerle mücadelede kullanıyormuş falan… 

-*-*-

Derken, biz büyüdük…
Büyüdüğümüz narenciye bahçeleri kurudu… 

-*-*-

Baf köylerinden gelen göçmenler vardı, mesela Malyalılar Aydınköy’e yerleşmişti; o göçmenlerin çoğu öldü; çocukları ve torunları da çoğunlukla Lefkoşa’lara göç etti veya daha uzaklara… 

-*-*-

Şikayetim olduğundan değil tabii ki ama mesela Aydınköy’de Malyalı kalmadı, kalanlar azınlığa düştü!

-*-*-

Bir Malya kökenli ile bu konuyu konuştum, “E Pendaya’da da Alehtoralı kalmadı” dedi!
Pendaya da Gaziveren’in doğu tarafındaki Rum köyü!

-*-*-

Pendaya’nın da narenciyesi ünlüydü; çok az kaldı, tükendi, tükettik, sürdüremedik!

-*-*-

Pendaya’nın hastanesi de doğduğum hastanedir; 1926 modeldir...

-*-*-

Malya ve Alehtora, Kıbrıs’ın en önemli üzüm yetiştiren köylerindendir… 
İkisi de Güney’de kaldı!

-*-*-

Malya da bitti, Alehtora da!
Malyalılar da Alehtoralılar da!

-*-*-

Hayatta kalan Malyalılar ve Alehtoralılar, şu anda köylerini görmek için Güney’e gidiyorlar!

-*-*-

Bahçelerinde kuş avladığımız, yollarında oyunlar oynadığımız, 1974’ten az önce yapılmış kilisesini çok ihtişamlı sandığımız Aydınköy, artık aynı Aydınköy değil tabii ki!

-*-*-

Zaten artık sokak oyunları, eski mahalle kültürü, eski okullar da yok!
Eski Kıbrıs tamamen bitti!

-*-*-

Eski meslekler de bitti!
Herkes “devlette çalışıyor, ya da devletten emekli, üreten çok az, mesela bir yarı Dillirgalı yarı Elyeli abim Ali Haşim kaldı!
Üreten, durmadan!

-*-*-

Eski komşuluklar çok azaldı!
Birbirinin evine giden ve sabah kahvesi içip dedikodu yapan kadınların sayısı çok azaldı!

-*-*-

Yemek çeşitleri değişti; Akdeniz ikliminin doğal kuralı olan siesta iptal… 

-*-*-

Köy bakkallarının yerini, bölge süpermarketleri ile çok özür dilerim ama “gâvur’dan alış veriş aldı”… 
Güney Kıbrıs’a geçebilen eskilerin deyişi değişmedi; “gâvur!”… 

-*-*-

Eskiden tüm köy birbirini tanırdı!
Şu anda yaşadığım Gönyeli’de, komşularını tanıyan sayısı az!

-*-*-

Haaa iyi ki düğünler ve cenazeler var!

-*-*-

Onlar da “sıkıntılı”…
Birinde, ayrılıklar çok arttı, ötekisinde de “evet buluşuyoruz, ne güzel” ama olay kötü; ölüm yani!

-*-*-

Siyaset yapmayacağım!
Zaten yapsam ne olacak ki!
Neyi değiştirebiliriz?

-*-*-

Hafta sonu gelsin, Kıbrıs’ın eskisini özleyen varsa, Baf’a gidelim da gene!

-*-*-

Eski Kıbrıs’ı çok özlüyorum… 
Arıyorum da!
Ama bulamıyorum!

-*-*-

Haydi sevgili troller ve sahte milliyetçiler; bu yüzden de sövebilirsiniz!
Buyurun!
Çok da şeyimdeydi!
Ülkem gitti be ülkem!