SİYASETE KARŞI İLGİSİZLİK TİTANLAR & TANRILAR

Onur Olguner

Siyasetin kızıştığı, hükümetin bozulduğu ve komplo teorilerinin havada uçuştuğu bir dönemin içinden geçiyoruz. Tabii bu yaşadığımız gündem bize çok önemli gibi gelse de aslında ülkemizde siyasetinin karşı karşıya olduğu daha büyük bir tehlike mevcut: Siyasete karşı olan güvensizlik ve ilgisizlik.

Bu ilgisizlik arttıkça kendimi Yunan Mitolojisini düşünürken buluyorum: Zeus’u ve babası Kronos’u, titanları ve tanrıları, Antik Atina’yı ve bu dönemin yaşadığı değişim sürecini gözlerimin önüne getiriyorum.

Yunan mitolojisine göre titanların lideri Kronos, babası Uranüs’ü öldürüp tahta geçiyor. Fakat başa geçerken Uranüs Kronos’a ciddi bir kehanette bulunuyor: Beni devirdiğin gibi, seni de oğlun devirecek. Bu kehanet Yunan Mitolojisinde tanrılar ve titanlar arasında yaşanan ciddi bir savaş sürecini başlatıyor. Aslında bu mitolojik hikaye geniş ölçüde Antik Atina’nın zihniyet  değişimini de sembolize ediyor.

Zeus’un babası Kronos’u devirmesi ve tiraninin sona ermesinin ardından üç kardeşin (Zeus, Poseidon ve Hades) okyanus, yeraltı ve gökyüzünü farklı bir anlayışla yönetmeye başlaması aslında Antik Atina’nın demokrasi adına yaşadığı değişim sürecini de sembolize ediyor.

Bizler de bugün 21’inci yüzyılda ciddi bir dönüşüm sürecinden geçiyoruz. Bu dönüşüm süreci hiç görülmemiş bir süreç değil. Bir dönem imparatorlukları, bir dönem devletleri, bir dönem idealleri öne çıkarırken, bu dönem de BİREYSEL DIŞAVURUMU öne çıkarıyor.

Bireysel dışavurum akımında insanlar artık kendilerini herhangi bir tekdüzeliğin parçası olarak tanımlamaktan ölesiye korkuyor. Bunu kitlelerin arasında boğulmak ile özdeşleştiren yeni nesil, kendi bireyselliklerinin benzersizliklerini haykırmak ve yüceltmek istiyor.

Maalesef bu dönüşüme adapte olamayanlar genelde bunu bencillik ve sosyal medya sapkınlığı olarak tanımlayarak durumu basitleştirme yoluna gidiyor. Bu basitleştirmeyi yapmak zorunda hissediyorlar çünkü eski siyaset anlayışına yeni toplumun ciddi bir ilgisizliği var.

İdeallerin ve inançların kişilerin önünde olduğu dönemde yetişmiş jenerasyonu bu ilgisizlik ciddi anlamda rahatsız ediyor. İroniktir ki, İkinci Dünya Savaşı'ndan çıkmış bir önceki nesil de benzer bir rahatsızlığı onlara karşı hissetmişti.

Bilmemiz gerekir ki yeni dönem akımını sadece “Facebook”, “Instagram” veya “Twitter” gibi sosyal medya araçlarıyla tanımlamak mümkün değildir. Çünkü bu araçların başarısı insanoğluna yönlendirici olmaktan çok, onların gidişatını okuyarak kendilerini adapte etmelerinden kaynaklanır. Aynen siyasetin de bugün topluma ulaşmak için yapması gerektiği gibi.

Bireysel dışavurum döneminde artık salt ve keskin ideallerle kitlelerin kendini tanımlama dönemi sona ermiştir. Birey artık kategorize edilmekten, hiçbir şeyden olmadığı kadar korkuyor. Birey olmanın ve birden çok ideale inanmayla ortaya çıkan benzersizliğin yüceltildiği bir zamanda yaşıyoruz.

Tam da bundan dolayı artık toplumdaki bireyler bürokratik, sıkıcı, tekdüze ve basmakalıp siyasetten bıkmış ve usanmış durumdadırlar. Bunun da etkisiyle ilginç, ezber bozan, kendilerini şaşırtacak ve bazen de tabularını sorgulatacak siyasetçilere yönelmiş durumdalar. Siyaseti artık Tek bir siyasi parti ile yapmak yerine, bireyler üzerinden yapmayı tercih ediyorlar. Çünkü tasvip ettikleri farklı siyasetçileri desteklemek aslında kendi benzersizliklerinin ve bireyselliklerinin dışa vurumu.

Bundan bir önceki dönemde yetişmiş, hayatını idealler üzerine yaşamış ve bireyselliğin genel yarar uğruna feda edilebileceğine olan inanca sahip anlayış ise, aynen titanlarda olduğu gibi bu geçişi kabul edemiyor. Bunu bir “Facebook sapkınlığı”, “Instagram çılgınlığı” veya “toplumda bencilleşme” olarak okumayı tercih ediyor.

Siyaset bu konuda toplumun yeni akımını okuyamadığından dolayı, boşluk ilginç şarlatanlar tarafından doldurulma tehlikesi ile karşı karşıya. ‘Çılgınca’ ama kamu yararı ile alakası olmayan şaşırtmalar yapan bu ‘ilginç’ kişiler, toplumun arzu ettiği boşluğu doldurmaya talipler.

Bu noktada siyaset artık aynen Antik Yunan mitolojisinde olduğu gibi “titan zihniyetini” geride bırakıp “tanrı zihniyetine” geçişini tamamlamalıdır. Siyaset 21’inci yüzyılın artık kaçınılmaz gerçeği olan TOPLUMUN BİREYSEL DIŞAVURUMCULUĞUNU ve KİŞİSEL BENZERSİZLİĞİN YÜCELTİLMESİNİ anlayabilmelidir. Hor görmemelidir.

Aksi takdirde hepimizin geleceği şarlatanlar tarafından yönetilme tehlikesi taşır.

Bu satırların sonuna gelirken abarttığımı veya saçmaladığımı düşünebilirsiniz. Eğer bunu düşünüyorsanız, dünyanın en güçlü ülkesinin başında kimin olduğunu hatırlamanız belki de konuyu tekrar gözden geçirmenize sebep olabilir.