Tecrübeyle sabittir diye düşünüyorum ki bu saatten sonra, herhangi bir partinin “militanı” – “taraftarı” – “sempatizanı” olan birini kolay kolay başka bir partiye oy verdirtemezsiniz!
-*-*-
Kararsızlar ve eski karmacılar mı?
-*-*-
Burada da dikkat edilmesi gereken bence “şu aday çok kötüdür”, “yolsuzluk yaptıydı” falan diyerek ve özellikle özel hayatla ilgili “vurmaya” çalışarak bir yere varılamayacağıdır!
-*-*-
Hatta tam aksine, aylardır, yıllardır birilerini eleştiriyorsunuz, suçluyorsunuz, bu saatten sonra o kişi veya partiyi bir kez daha aynı noktadan vuruyor olmak, kararsız ve karmacı kitleyi asla etkilemeyecektir!
O kişi ya da partiye zaten oy vermesi muhtemel yandaşlarını da kızdırıp, başka partilere oy verme olasılıklarını ortadan kaldırıyorsunuz!
-*-*-
Şunu asla unutmayalım, KKTC’de mesele kişiler değil, sistemdir!
-*-*-
Açıklayalım!
-*-*-
Bir çiftçi bir ambarı buğdayla dolduruyor…
-*-*-
Ambardaki buğday tehlikede!
Peki tehlike kim?
Fareler!
-*-*-
Çiftçi, fareleri kaçırsın, yakalasın, öldürsün diye bir kedi alıyor…
-*-*-
Kediye günde bir balık yediriliyor…
-*-*-
Kedi, farelerin tamamını öldürürse, çiftçinin kendisine balık vermeyeceğini düşünüyor…
-*-*-
Dönüp farelerle anlaşıyor ve tamamına saldırmıyor…
-*-*-
Bu arada çiftçi kediden memnun değil, kedi sayısı artırılıyor…
-*-*-
Kediler de aralarında anlaşıyor…
-*-*-
Fareler yine azalınca, bu kez bir beyaz kedi geliyor ve fare avlamak yerine direkt buğday çalmaya başlıyor. Diğer kediler de görüp aynısını yapıyor…
-*-*-
Haliyle kediler ne oluyor?
HIRSIZ!
-*-*-
Çalan kedi sayısı arttıkça, hırsızlık normalleşiyor tabii ki!
-*-*-
Sistem ne oluyor?
Hırsız sistemi!
Hatta hırsızlara maaş sistemi!
-*-*-
Sonuçta bir sistem oluşuyor anlayacağınız!
-*-*-
Dürüst kalan var mı?
Elbette!
Ama onlara ne deniyor?
HAİN!
Ya da ENAYİ!
-*-*-
Üretim kabızı, hazıra, ganimete alışmış, alıştırılmış ve haliyle de kendini yoksul hisseden ya da gerçekten yoksul olan toplumlarda insanlar açgözlülükten değil, hayatta kalmak için de çalmaya başlıyor olabilir hatta kesinlikle öyledir diyebilirim!
-*-*-
Ve hırsızlıkla yolsuzluk işleri, sisteme dönüşüyor!
KKTC’de yaşadığımız tam da budur!
-*-*-
Mesele, hükümeti değil, gücünüz varsa sistemi değişmektir!
-*-*-
“Ambarı küçük tutalım, kaliteli bekçiler istihdam edelim, onlara iyi maaş verelim!”
Mesela, önerim budur!
-*-*-
Mevcut sistemde, dilediğinizi söyleyin ama “çalmayacak bekçi” ya “hain” olacak ya da “enayi”!
Haliyle tekrar edeyim içinde yaşadığımız çirkef sistemin değişmesi lazım!
-*-*-
İktidarın değişmesi yeterli olmayacak!
Çünkü sadece koltuklardaki kişiler değişse bile; esas oğlanlar yani sistemin veya ambarın asıl patronları değişmeyecek!
-*-*-
Bilmem anlatabildim mi?
Sistem değişmeli!
Yapabiliyor muyuz?
Hayır!
Öyleyse eğlenelim, buğday çalalım, bir iki de fare öldürüp övünelim!
Ve bol bol da propaganda yapıp yalan söyleyelim!
Miyav miyav!
Gelsin balıklar!
Bir ülkeyi sadece yolsuzluk iddiaları değil, bu iddialar karşısında sorgulama iradesinin zayıflaması çürütür
Türkiye’ye bakalım…
-*-*-
Uluslararası Yolsuzluk Algı Endeksi'ne göre Türkiye 2013'te 50 puanla en iyi seviyesindeyken, 2025 verilerinde 31 puana gerileyip 182 ülke içinde 124. sıraya düştü.
-*-*-
Bu tek başına çöküş anlamına gelmeyebilir!
-*-*-
Ama ülkemizde yani KKTC’de de yolsuzlukla ilgili algı endeksi çok yüksek!
-*-*-
Yolsuzluk, usulsüzlük, hırsızlık kesinlikle “normalleşmiş” ve “kabullenilmiş” yani kurumsallaşmıştır!
-*-*-
İşte birinci yazımızda bahsettiğimiz de tamamen budur!
-*-*-
Haaaa; bir ülkeyi sadece yolsuzluk iddiaları değil, bu iddialar karşısında sorgulama iradesinin zayıflaması çürütür.
-*-*-
Türkiye şu anda bu noktadadır!
O kadar ki, “AKP’li misiniz?” Evet!
O zaman tamam!
Herkes, hatta AKP’liler de “yolsuzluk yapıldığı”ndan emindir artık!
Ve sorgulama iradesi de yoktur!
-*-*-
Haaa birileri itiraz mı edecek?
İtiraz etmenin bedeli de hapistir!
-*-*-
Hırsızlık, yolsuzluk, usulsüzlük, rüşvet artık sistemdir!
Ve yavrunun anasından farkı kalmamıştır!
-*-*-
Acı ama gerçek; birçok noktada artık liyakat ve devlete ya da topluma sadakat da sıfır seviyesindedir!
-*-*-
Denetim hiç yoktur!
-*-*-
Türkiye’de “Adalet” çok sıkıntılıdır!
Hatta “adalet” kesinlikle “siyasetin” kontrolündedir!
-*-*-
Ve bu noktada, İbn Haldun'un Asabiyet Teorisi’ni öğrenmek, “içinde olduğumuz acı durumu” kavrayabilmek adına kaçınılmazdır!
-*-*-
İbn Haldun'un Asabiyet Teorisi, toplumların nasıl bir araya geldiğini, nasıl güç kazandığını, devletleri nasıl kurduğunu ve zamanla neden zayıflayarak çöktüğünü açıklayan önemli bir toplumsal ve siyasal teoridir.
-*-*-
14. yüzyılda yaşamış düşünür, tarihçi ve sosyolog İbn Haldun bu teoriyi özellikle Mukaddime adlı eserinde geliştirmiştir.
-*-*-
İbn Haldun'a göre bir topluluğun güçlü olmasının temelinde, üyelerinin birbirlerine duydukları bağlılık ve gerektiğinde birbirleri için fedakârlık yapabilmeleri vardır.
-*-*-
Neyse, sonuçta güçlü dayanışmaya sahip grup yönetimi ele geçirerek devlet kurabilir…
KKTC’de buna benzer bir şeyler oldu!
-*-*-
Zamanla yönetici sınıf konfor ve ayrıcalık kazandı…
-*-*-
Ortak mücadele ruhu yerini kişisel çıkarlara, rekabete ve lükse bıraktı!
Yolsuzluklar çoğaldı!
Çürüme zirve yaptı!
Veeeee devletin toplumsal ve siyasi gücü zaten zayıftı; işte geldiğimiz nokta!
(İspanya Ulaştırma ve Sürdürülebilir Hareketlilik Bakanı Oscar Puente Santiago (fotoğraf), 28 Ekim'de Toledo kenti yakınlarında iki hızlı trenin çarpıştığı ve 69 kişinin öldüğü kazanın ardından istifa etti. Bakan Puente, tren kazasıyla ilgili mecliste yaptığı konuşmada, istifasını açıkladı. İstifasının nedenini "siyasi onur, tutarlılık ve mağdurlarla empati" olarak açıklayan Puente, bu kararın, "partisinin ve kendisinden önce gelenlerin belirlediği, daha adil ve eşitlikçi bir ülke ve toplum vizyonuna hizmet etmek için her şeyini verenlerin standartlarına uygun olmak amacıyla alındığını" söyledi. Bir ulaştırma bakanının, "bir yıldan kısa bir süre içinde bu büyüklükte iki kaza yaşanmışken görevine devam edemeyeceğini" belirten Puente, 29 Kasım'daki erken genel seçimlerdeki adaylığını da geri çektiğini duyurdu… Değerli KKTC siyasileri ve sevgili seçmenler; haber bu kadar!)