Sınavların Yanıtlayamadığı İki Soru

Salih Sarpten

 

Eğitim sistemimiz birçok açıdan eleştiri almaktadır. Bu eleştirilerin en önemlisi; eğitim sisteminin çağdaş olmayan, eğitimdeki yeni yaklaşım ve kuramlardan çok uzakta unsurlar taşıyor olmasıdır. Hiç kuşku yok ki bu unsurların başında sınav odaklı eğitim anlayışı ve hatalı anne-baba tutumları gelmektedir.

Sınav odaklı eğitim anlayışı ister istemez ezberi, yarışmacı yaklaşımı, özel dersi, dershaneyi ve bugün eğitim sistemimizde sıkıntı yaratan daha birçok olgunun temel kaynağını oluşturmaktadır. Öte yandan aşırı korumacı anne-baba tutumu, başarıyı notla değerlendirme tavırları da özgüvensiz, kişiliksiz bireyler yetiştirmemize zemin hazırlıyor…

            Aslında bütün bunların esası, aşağıdaki iki sorunun yanıtlarında saklıdır:

 

Soru 1: Çocuklarda giderek artan psikolojik ve fiziksel sağlık sorunlarının nedeni eğitim sistemindeki katı sınav uygulamaları olabilir mi?

 

Soru 2: Çocuğunuz, ileride kendisine yeten nitelikli bir yetişkin olarak yaşayabilmesi için gerekli beceri ve tutumları okulunda kazanıyor mu?

 

Ne var ki bu sorulara vereceğiniz yanıtlar eğitime, yaşama, nitelikli birey olgusuna ait bakış açıcınızla ilgilidir. Ancak yine de birinci soruyu “evet olabilir”, ikinci soruyu da “hayır kazanamıyor” şeklinde yanıtlıyorsanız, eğitim sistemin açmazlarıyla karşı karşıyasınız demektir…

Durum gerçekten böyledir. Yukarıdaki iki sorunun yanıtı eğitim sistemindeki çarpıklığın aynası gibidir… Ve ne yazık ki bu aynada; sadece sınavlar, notlar, onların kişiliklerini bozma pahasına daha çok özel ders, daha çok dershane, daha çok soru çözme eksersizleri ve tabi ki daha çok ezberden başka bir şey görmüyoruz…

Oysa eğitim sisteminin aynası; yaratıcılık, üst düzey düşünme becerileri ve kişinin kendini geliştirme özelliklerini yansıtmalıdır. Bütün bunlar da bugün yapılanların aksine daha az ders, daha az sınav, daha çok oyun, daha çok birlikte bir şeyler yapmakla mümkündür…

Tek bir doğruyu arayan değil, farklı düşünen…

Sınav birincisi olmayı değil, sevilen birey olabilmeyi…

Ezberleyen değil, yapabilen çocuklar yetiştirmeyi başarmalıyız.

Aksi halde hem çocuklarımızın psikolojik ve fiziksel sağlık sorunları yaşamasına neden olmaya, hem de onlara ihtiyaç duydukları beceri ve tutumları kazandıramamaya devam edeceğiz…

 


Biliyor muydunuz?

 

Eğitimde Başarı

Eğitimde başarı adına size bir rapordan bahsetmek istiyorum. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD); “Eğitimde Başarısızlığa Son Vermek” başlığı içeren raporunda eğitimde başarısızlığa son vermek için yapılması gerekenler temel uygulamalar 10 başlık altında şöyle sıralamış:

 

  1. Erken yönlendirmeyi sınırlandırın ve akademik seçimi daha ileri yaşlara erteleyin.
  2. Okul tercihlerini, fırsat eşitliğine yönelik riskleri dikkate alarak düzenleyin.
  3. Ortaöğretimdeki mesleki beceri veya pratikte üst öğrenime devam yeterliliği içermeyen seçenekleri iptal edin ve okul terklerini önleyin.
  4. Akademik ve mesleki kazanımlar sağlayabilecek ikinci kazanımlar sunun.
  5. Eğitimde geri kalan öğrenciler için mutlaka sistemli bir ders programı geliştirin.
  6. Okul ile ev arasındaki bağlantıyı güçlendirin.
  7. Eğitimde farklılıkları dikkate alın ve farklı beklentileri karşılayın.
  8. Okul öncesi ve temel eğitime öncelik vererek herkese iyi bir eğitim olanağı sunun.
  9. Kaynakları, en fazla ihtiyacı olan öğrencilere ve bölgelere yönlendirin.
  10. Eğitim-öğretim düzeyini yukarı çeken ve somut hedefler belirleyin.

 

Bu adımlara bakıldığında içerdiği iki temel boyut rahatlıkla görülebiliyor.  Birincisi; sosyo-ekonomik durumu ne olursa olsun her öğrenciye tarafsızca yaklaşılması, ikincisi de; herkes için temel eğitim standartlarının hayat bulmasını sağlaması… Oysa bugünkü yapısıyla kolej sınavları bu iki boyutla da tamamen çelişir durumdadır. O halde bu sınavın yapısı değiştirilmelidir…


Aklınızda Bulunsun

                                                

Karne ve Tatil

Kırk bin civarında öğrenci birinci dönem karnelerini yarın alıyor. Karnedeki notlara bakarak çocuğunuzu değerlendirmeyin. Karnedeki not, sadece öğrenciye ait değildir. Karne notu; öğrencinin yanı sıra anne-babanın, öğretmenin, okul yöneticisinin, bakanlık yetkilisinin kısacası sistemdeki tüm unsurların notudur. Bu nedenle karne notu düşük geldi diye öğrenciyi cezalandırmak doğru değildir. Hele aklınızdaki bu ceza, yarıyıl tatiliyle ilişkili ise çok daha büyük sorunlar yaratacak bir uygulamaya imza atıyorsunuz demektir.

Öte yandan sırf karne notu düşük diye; daha çok özel ders, daha çok dershane, daha çok ders çalışmaya zaman ayırmak zannettiğiniz gibi fayda getirmeyecektir. Yarıyıl tatilini, çocuğunuz ile daha nitelikli zaman geçirmek adına iyi bir fırsat olarak görmelisiniz. Birlikte vakit geçirmek çocuğunuz her anlamdaki performansı için iyi geleceğini fark edeceksiniz…

Çocuğunuzu tanımaya, onun yeteneklerini fark etmeye çalışın.  Hayallerini size anlatmasını isteyin... Çocuğunuzun dünyasına girmeye çalışın... Okul günlerinde pek zaman bulamadığınız etkinlikleri birlikte gerçekleştirmeye çalışın. Ve eğer karnedeki not düşükse bu notun, ona olan sevginizde herhangi bir değişiklik yaratmadığını ona hissettirin.