Sınavlar Olmasaydı Okullarda Öğrenme Olur muydu?

Salih Sarpten

Kısa ve net bir cevap: Evet, öğrenirlerdi. Ama başka türlü öğrenirlerdi. Açıklamaya çalışayım:

  • Kimse ona konuşmayı sınavla öğretmedi.
  • Kimse yürümeyi puanla ölçmedi.
  • Kimse “yürüyemezsen, konuşamazsan, yemek yiyemezsen kalırsın” demedi.

Yine de öğrendi. Hem de büyük bir ısrarla. Çünkü öğrenme, insanın fabrika ayarıdır. DNA’sına kodlanmıştır.
Sınavlar öğrenmeyi başlatmaz; çoğu zaman yönlendirir, daraltır ya da bozar.

Sınavlar neyi sağlar?

Hakkını verelim:

  • Disiplin sağlar,
  • Ölçülebilirlik sağlar,
  • Sistemleri yönetmeyi kolaylaştırır.

Ama şunu da kabul edelim:

  • Merakı devre dışı bırakır.
  • “Anladım mı?” yerine “çıkar mı?” sorusunu öğretir.
  • Hata yapmayı riskli hâle getirir. Oysa hata öğrenmenin bir parçasıdır.

Sonuç olarak sınavla sarmalanmış bir sistemde çocuk şunu öğrenir: “Öğrenmek için değil, geçmek için çalışmalıyım.”

Sınav olmasaydı ne olurdu?

Her çocuk Einstein olmazdı ama şunlar olurdu:

  • Bazıları daha yavaş ama daha derin öğrenirdi
  • Bazıları ilgisini erken keşfederdi
  • Bazıları “kötü öğrenci” etiketinden kurtulurdu
  • Öğrenme, bir yarış değil bir yolculuk olurdu

Öğrenme azalmazdı. Şekil değiştirirdi.

O zaman soruyu başka türlü soralım: “Sınavlar varken çocuklar öğrenmeyi sevmeyi sürdürebiliyor mu?”

Öğrenmeyi seven biri, sınav olsun ya da olmasın, öğrenir. Ama öğrenmeyi sınavla tanıyan biri, sınav bittiğinde durur.

Sınavlar, öğrenmenin sebebi değildir. Sadece sonucu olabilir. Çocuklar öğrenmek için değil, geçmek için çalışmaya başladığında; öğrenme yüzeysel olur, merak susar. Ve zamanla şu cümle yerleşir: “Bu ne işime yarayacak?”

Çok uzun bir süredir Kıbrıs Türk Eğitim Sistemi öğrenmeyi sınav üzerinden tanımlıyor: “Öğrenme = sınavda başarılı olma, “Başarı = yüksek puan alma, İlerleme = arkadaşından daha önde olma” olarak kabullenilmiş durumda.


Aklınızda Bulunsun

Çocuğunuzun Özgüvenini Artırmak İçin İki Öneri

Öneri 1: Çocuğunuzun görebileceği ve kolayca alabileceği bir kitap köşeniz olmalı. Vitrinlerinizi süs eşyaları doldurabilirsin ama en az bir köşesini kitaba ayırmalısınız. Böylece çocuğunuzun büyüme sürecinde kitaplara yabancı kalmamasını sağlamış olursunuz.

Öneri 2: Çocuğunuza asla yalan söylemeyin ve ona verdiğiniz sözleri mutlaka yerine getirin. Unutmayın ki her sağlıklı çocuk üstün bir potansiyel, büyük bir merak duygusu ve öğrenme isteği ile doğar. Onların bu özelliklerini ortadan kaldıracak davranışlarda bulunan bilinçsiz anne-babalardan olmayın. Bu durum onların özgüvenlerini zedeleyen en önemli unsurdur.


Anlayana Gülmece

Akıllanmak

Bir akıl hastanesi ziyareti sırasında, adamın biri doktora sorar:

  • Bir adamın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl belirliyorsunuz?

Doktor yanıtlar:

  • Bir küveti su dolduruyoruz. Sonra hastaya üç şey veriyoruz: bir kaşık, bir fincan ve bir kova. Daha sonra ise kişiye küveti nasıl boşaltması gerektiğini soruyoruz. Siz ne yaparsınız?

Adam:

  • Hımmm… Anladım. Normal bir insan kovayı tercih eder. Çünkü kova hem kaşıktan hem de fincandan büyük…

Doktor:

  • Hayır…  Normal bir insanın küvetin tıpasını çeker…

Ders: Akıl, bize sunulanların dışında yaratıcı çözümler bulmaktır.


Okumuş muydunuz?

Hayatın en önemli derslerinden biri, yaptığımız şeyleri neden yaptığımızı anlamayı öğrenmektir.

Anthony Robbinns