‘Silah’lar ve ‘maşa’lar

Sami Özuslu

“Silah icad edildi, mertlik bozuldu” diye bir özlü cümle var, birçok dilde kullanılan...

Silah icad edilmeden önce kuvvetli olan yenerdi. Sonrasında silahı olan, silahı daha iyi kullanan yahut düşmanını aldatmayı becerebilen yenmeye başladı.
O lafın anlattığı hikaye bu...

**

‘Silah’ı sadece bildiğimiz savaşmaya ya da ateş açmaya yarayan, patlayıcı kullanılan tüfek ve benzeri emtia olarak düşünmemek lazım...
Silah çeşidi çok!..
Kimisi için ‘para’dır silah...
Kimisi için makam, mevki...
Şan, şöhret bir silahtır.
Sosyal nüfuz, mesleki kariyer birer silahtır.
Medya zaten bir silahtır. Hem de güçlü bir silah!..

**

Silahın, yani gücün olduğu yere ilgi yüksektir.
Güçlünün yanında yer almak gibi bir eğilimi vardır insanların...

Elinde silahı olan, güçlü, kudretli birinin etrafında olmak, hatta kollarının altına saklanmak bir çeşit sığınmadır.
Ve bazıları kolların-kanatlarn altında bulduğu yeri sağlama almak için ‘maşa’ olmayı kabul ya da tercih eder.
Ve ‘silah’lıların birer-ikişer ‘maşa’sı olur genelde.

**

Tüfek icad edildikten sonra mı böyle oldu bilinmez, ama bizdeki ‘maşa’ların maşallahı var!
Aslında tuhaf da bizdekiler biraz...
‘Ne idüğü belirsiz’dir çoğu çünkü!..
Bir bakarsınız en sağlam ‘devrimci’...
Ertesi gün bakarsınız en ‘statükocu’!..
Bir gün ‘tarafsız’lık abidesi...
Ertesi gün ‘CTP sevdalısı’!..
Kah UBP içindeki kavgada ‘İrsenci’...
Kah TC hükümetinin yerel ‘sözcü’sü!..
1 Eylüller’de ‘barış güvercini’...
29 Ekimler’de, 20 Temmuz’larda ‘TC-KKTC bayrağı fetişisti’!..
Bugün baş ‘laik’, süper ‘çağdaş’...
Yarın ‘müftü sözcüsü’!..
Lafta full ‘ilkeli’...
İşte süper ‘fırsatçı’, ‘iş bitirici’, büyük sermayeyle ‘içli-dışlı’ sarmısak başlı!..

**

‘Silah’ olmak isteyip bir türlü başaramayanların ‘maşa’ olmayı tercih etmesi bir mide meselesidir.
Midesi kaldıran ‘maşa’ olsun. Hiç itirazım yok...
Ama eğer bir de ‘dil pabuç kadar’sa, işte bu olmaz!..
‘Maşa’lığın bir adabı, etiği yoktur elbette...
Ahlaklı olan ‘maşa’lığı kabul etmez çünkü...
Ama yine de insanın biraz yüzü kızarır, utanır, en azından susup oturur, ‘maşa’lık görevini yapar, ‘hakkı’nı alır.
Yazık ki bizdeki bazı ‘maşa’larda ne yüz kaldı, ne de surat!..