ŞİKAYET!

Aysu Basri Akter


Sürekli olarak şikayet etme halimiz giderek yükseliyor.
“Mutluyum” demek zor olmakla birlikte, genel ruh hali içinde neredeyse ayıp sayılacak bir noktaya geldi.
Şüphesiz şikayet edilen, eleştirilen birçok konunun doğruluk payı yüksek.
Ama ya sonrası?
Yaşadığımız bütün skandalları normalleştirdiğimiz gibi, şikayet eder halimiz de ekmek ve su kadar normal, en az o kadar gerekli hale geldi.
Kendi kendimize bir söylenme halidir gidiyor.
Ama bu hal, sadece kahvede, dost sohbetlerinde sürdürülen bir hal değil. Aynı hal, meclisten bütün yönetim ve siyaset birimlerine kadar aksetmiş durumda.
Şikayet ve eleştiri var ama çözüm ya da irade yok!
Kurultaya yönelik istihdamları tartışıyoruz haftalardır. Açık şekilde, sırf kurultayda oy kullanacak delegelere yakınlıkları nedeniyle istihdam edilenlerin sayısı 300’ü geçti.
Bu bir eleştiri nedeni olabilir.
Ama kamunun siyaset tarafından bu kadar hoyratça kullanılması ve daha da önemlisi bunun hesabının sorulamaması durumu ile ilgili ne yapılıyor?
Ahmet Kaşif iyi demiş;
“Bu istihdamlar ahlak dışı ve rüşvet ama biz de kimsenin ekmeği ile oynamayacağız”.
Ne kolay yapılıyor ekmek edebiyatı. Ne kadar kolay gidiliyor dümen suyuna.
Eğer ortada kurumsallaşmış bir sistem, kurumsallaşmış bir demokrasi yoksa, denetim mekanizmaları da yeterince çalışmıyor demektir.
Aynen bugün yaşadığımız gibi.
Bu ülkede 74’den itibaren, önce ganimet sonra da kamuda iş dağıtarak yürüdü siyaset. Hala aynı anlayış üzerinden gitmeye devam ediyor.
Bu kadar şikayete rağmen de değiştirilemiyor. Çünkü değiştirecek, bir reçete ortaya koyacak, bütünlüklü bir çözüm üretecek siyaset yapmayı, kabul edelim bugüne kadar çok da beceremedik.
Bugüne kadar ihtiyacımız olmadı!
Nasıl bugüne kadar üretmeye ihtiyacımız olmamışsa, pazardaki kalitemizi düşünme gereği duymamışsak Türkiye’den gelen hazır parayı kullanırken, siyaset de muhalefet için hazır eleştiri, iktidar için de hazır paranın kullanımından öteye çok da geçemedi, durum.
Şimdi temel sorun, bunu kabul ederken, bunun dışına çıkabilmekle ilgili.
Ama zaman lehimize çalışmıyor. Bizim yönetim ve siyaset zaaflarımız, bizden daha güçlüler tarafından kullanılıp dolduruluyor.
Nüfustan, vatandaşlığa, ekonomiden, kurultaya kadar birilerinin iki dudağı arasına hapsoluyoruz.
Sanırım önümüzdeki seçim süreçleri, hem toplum hem de siyaset açısından son derece hayati bir sınav olacak.
Sonrası ise çok geç…