Türkiye’de hukukun üstünlüğü, adil yargılanma ve yargı bağımsızlığı ciddi anlamda arızalıdır...
-*-*-
Tartışmalı tutuklamalar ve “siyasi temelli” hapis cezaları konusu yıllardır Türkiye’nin uluslararası itibarını zedeler haldedir...
-*-*-
“Türkiye’de ne varsa KKTC’de de olacak” diyenlere açık mesajımdır, “aman yargı!”...
-*-*-
Türkiye’de en ciddi sıkıntıların başında uzun tutukluluk süreleri yer alır ve tutukluluk, bir ceza gibi uygulanır...
-*-*-
Demokratik hukuk devletlerinde tutukluluk, bir tedbirdir! Süresi de belli ve kısıtlıdır!
-*-*-
Bizde de var olan ve Yüksek Mahkeme’nin “Anayasa Değişikliği talebi” ile ortadan kaldırılması hedeflenen “davaların yıllarca sürmesi”, Türkiye’de çok ciddi anlamda sıkıntılıdır...
-*-*-
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında Türkiye bu konuda defalarca ihlal ile karşılaştı... “uzun yargılama süreci kabul edilemez” dendi...
-*-*-
Ve tabii ki keyfi ya da siyasi nedenlerle gazeteciler, akademisyenler, siyasetçiler, insan hakları savunucuları ve aktivistler hakkında açılan davalar da Türkiye’de hukukun en bariz “faulüdür”...
-*-*-
Bizde de ceza yasasında değişiklikle talep edilen, Türkiye’ye getirilen en önemli eleştirilerden biri olan “Belirsiz ve geniş tanımlı suçlamalar” kapsamındadır!
-*-*-
Türkiye’de, somut delil yerine ifadeler, sosyal medya paylaşımları veya toplantılar delil olarak sunulabiliyor.
-*-*-
Ancak hepsinden kötüsü, hâkim ve savcıların, siyasi söylemlerle paralel kararlar verdiği algısı ya da gerçeğidir...
-*-*-
Türkiye’de yargı, ne acıdır ki, yürütmeden bağımsız değildir; özellikle Cumhurbaşkanı’nın iki dudağının çok önemli kabul edildiği eleştirileri bayağı fazladır...
-*-*-
AİHM kararlarına uyulmaması, rezalettir!
-*-*-
Her geçen gün adalet sistemine güven azalmaktadır ve demokrasi de bundan zarar görmektedir...
-*-*-
Türkiye’de, demokratik hukuk devletlerindeki çağdaş sistemin tersine; 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle birlikte, Devlet güvenliği, bireysel hakların önüne kondu...
-*-*-
Goftiden nedenlerle “devlet güvenliği” denerek Leyla Zana tutuklandı... Tutuklandığında milletvekiliydi... Uzun yıllar hapis yattı... AİHM, adil yargılanma ihlali kararı verdi...
-*-*-
Çok sayıda Kürt gazeteci, seçilmiş yerel yönetici, “örgüt propagandası” suçlamasıyla hapsedildi.
-*-*-
Ergenekon ve Balyoz olayları...
Bu olaylar veya hapsedilmeler de çok konuşuldu...
Kimisine göre, siyasi yapının, askeriye ile hesaplaşması gerçekleşiyordu ve “adalet” yerlerde sürünmekteydi...
-*-*-
Sahte deliller, gizli tanıklarla insanlar hapsedildi!
Orgeneral İlker Başbuğ tutuklandı, hapsedildi mesela...
-*-*-
Bazı kaynaklara göre, “... Yargı, bir kez siyasallaştığında kimin hedef alındığı değişir ama yöntem değişmez”di!
-*-*-
2013 Gezi Protestolarında sivil muhalefet “suçlu” oluverdi!
Sanatçılar – gazeteciler ülkeden kaçtı,
-*-*-
Osman Kavala’ya, “Gezi olaylarını finanse etmek” suçlaması getirildi... AİHM, “Derhal serbest bırakılmalı” dedi... Defalarca!
Olmadı!
-*-*-
2016 FETÖ Darbe girişimi ya da kalkışması derken 10 binlerce kişi tutuklandı...
On binlerce kişi kamudan – ordudan ihraç edildi...
-*-*-
Siyasi anlamda farklı pozisyonlardaki Selahattin Demirtaş, Ahmet Altan, Nazlı Ilıcak gibi isimler “soyut suçlamalarla” hapsedildi!
-*-*-
Tekrar etmek lazım, KKTC’de ceza yasasında değişiklik talebi tamamen bu noktayla alakalıdır...
-*-*-
Delile gerek yok; AİHM kararları uygulanmıyor: yargı siyasetin mutlak etkisinde; hukuk herkese eşit uygulanmıyor; adaletin yerini korku almış durumda, demokrasi sıfır yaşasın itaat ve biat...
-*-*-
Çok üzgünüm ama “sıfır adalet” bir ülkede; Adıyaman’da; ya da bundan sonrasında; “meleklerimiz” için adalet beklemek?..
Bir deli gibi dolu dolu yaşamaya devam!
Dün yazdığım yazı nedeniyle çok sayıda mesaj aldım…
“Türkiye’ye işgalci diyorsun, sen bir pisliksin, beynin yok…” ve dahası…
-*-*-
Türkiye, Kıbrıs’ta “işgalci” mi değil mi?
-*-*-
Benim derdim bu değil!
-*-*-
Benim derdim, Türkiye’yi de olası tüm suçlamalardan, elini veya kolunu hatta ayaklarını da zaman zaman bağlayabilecek bu sorundan kurtulmak gerektiğidir!
-*-*-
Kıbrıs sorunu, Türkiye için de bir büyük yaradır ve bu yara iyileşmediği müddetçe, bundan zarar görme riski hep olacaktır!
-*-*-
Bu arada, “Türkiye’ye işgalci” demek, Kıbrıs Türk toplumu içerisinde korkuların en büyüğüdür!
-*-*-
TMT dönemini yani en ağır askeri ve anti demokratik baskıları yaşamış annem ve babam, neredeyse hayatları boyunca “benim adıma” korktular…
-*-*-
Onlara öyle öğretilmişti çünkü!
Ne olursa olsun, ne yapılırsa yapılsın, “Türk haklıdır!”.
-*-*-
Bu öğretilenlere annem özellikle yaşamının belki tamamında karşı çıkmayı başarmış bir kişiydi ama babam, “… Başına bir gün torba geçirecekler, yapma, yazma, git memur ol” vesayre gibi tavsiyelerde bulunurdu…
-*-*-
Çünkü babam zeki bir insandı, akıllıydı ve zeki – akıllı insan korkmak zorundaydı!
-*-*-
Haaa ben korkmuyor muydum?
Ödüm bokuma karışıyordu, elbette korkuyordum ve çok da korktum hayatım boyunca!
-*-*-
The Heat adlı filmi izlemediyseniz izleyin…
1995 yapımı Heat filminden ünlü bir söz vardır…
Robert De Niro’nun canlandırdığı Neil McCauley karakteri tarafından söylenir:
“Köşeyi döndüğünde sıcaklığı hissedersen, 30 saniye içinde arkanı dönüp bırakmaya razı olmadığın hiçbir şeye bağlanma. Kaç!”
-*-*-
Yani korkuyu – sıcaklığı hissettiğin anda, kaçacaksın!
-*-*-
Hatta bizde atasözü bile var bu konuda; “Erkekliğin onda dokuzu kaçmaktır” diye!
-*-*-
Bizi yönetenlerin yıllardır başardığı iki şey var; yalan söylemek ve korkutarak yönetmek!
-*-*-
Sıcaklık hissettiğim oldu mu?
Oluyor elbette!
Ama deliliğe vuruyorum çoğu zaman!
-*-*-
Hatta babama göre zaten “deli”ydim de!
-*-*-
Kitabı okumadım, bulursam okuyacağım…
Dostoyevski'nin "Delikanlı" (The Adolescent) adlı romanından bahsediyorum…
-*-*-
Geçtiğimiz günlerde internette gezinirken, bu romanla ilgili bir paylaşım önüme düştü…
Kitaptaki “meşhur son sözler”den bahsediliyordu…
-*-*-
Romandaki ana karakter Arkaşka (Vasya), kendi deliliğini ve hayatı "normal" insanlar gibi değil, daha yoğun ve özgür yaşadığını savunur ve der ki;
"Ben senin söylemek isteyip de söyleyemediğin sözleri söyledim. Yapmak isteyip de tuttuğun şeyleri yaptım. Sen akıllı olduğun için yavaş yavaş kendini öldürürken, ben hayatı dolu dolu yaşadım. Sence ben deliyim; ama bence de sen bir ölüsün!".
-*-*-
Dolu dolu yaşamaya devam; deli gibi!