Serenad ve ‘andımız’

Tayfun Çağra

Bugünlerde okuduğum Zülfü Livaneli’nin ‘Serenad’ kitabında okullarda her sabah okutulan and’ın ne amaçla ortaya çıktığı anlatılıyor. Daha doğrusu yazarın düşüncesi kitaptaki kahramanların sohbetlerinde kendini buluyor.

Kitabın kahramanları ailelerinin kökenlerini bulmaya, çözmeye çalışırlarken nenelerinin, dedelerinin köklerinin başka uluslardan geldiğini öğreniyorlar. Bu kökler fazla uzun zamana ulaşmıyor. Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne dönüşürken 1. Dünya Savaşı’nın getirdiği, ulusların dağılması, insanların başka başka yerlerde canlarına güvenlik aramaları, savaştaki ülkelerin politikaları sonucu halklar birbirine karışmıştır.
Yahudisi, Kırım Türkü, Ermenisi, Rumu, Rusu yaşama sarıldığı yerdeki insanlarla karışmıştır.
Bu ülkelerden biri de tabii ki Türkiye’dir. Kitabın kahramanlarının olduğu gibi Türkiye’deki devlet büyüklerinin de kökleri başka başka uluslardan gelmektedir. İşte bunun için bu karışıklığı, bu sentezi yok etmek için bişeyler yapmaya gerek vardır. Saf bır ırkı, Türklüğü kafalara yerleştirmek için her gün okullarda okutulan and’dan daha güzel bir şey olamazdı.
Bu düşünceyi yazar, kitap karakterlerinin ağzıyla verir;
“Biz diğer mevcut uluslar gibi kendimize bir devlet yaratmamıştık. Yani tam olarak bir ulus-devlet değildi kurulan,devlet kendine bir ulus yaratmıştı.”
Kitabın birinci karakteri de kendi görüşlerini aktarıyor;
“Demek ki her sabah milyonlarca öğrencinin “Türk’üm” diyerek başlayan ve “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” diye biten toplu andı tekrarlaması boşuna değildi. Oysa biz bu andı her sabah söylerken sesimizin yüksek çıkmasından başka bir şeye dikkat etmez, kelimelerin ne anlama geldiğini bile düşünmezdik. Okulumuzdaki Ermeni, Rum öğrenciler de bağıra bağıra okurlardı bu andı.”
***
Bizler de Kıbrıs’ta yıllardır okuyoruz bu andı… Hala okunuyor ve artık oldukça değişen demografik yapıya rağmen okunmaya da devam ediliyor.
Okullarımızda artık Kürt de var, Rus da var, İngiliz de var, Pakistanlı da var, Türkmen de var… Bu çocuklar her sabah “Türküm, doğruyum” demek zorunda… Birinci Dünya Savaşı’nın ardından gelen ulusların karışımını saklamak için ortaya çıkan andı hâlâ çocuklar okumak durumunda…
Eğitim Şurası’nda “and kaldırıldı” deniyor. Hayır, Şura’nın önerisi andın kaldırılması değil, okunmasının zorunlu halden çıkarılmasıydı.
Yani Rus çocuğu, İngiliz çocuğu “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım” şeklinde insan haklarına aykırı bir zorunluluktan kurtarmak amaçlanıyordu. Ama bu durum Birinci Dünya Savaşı zihniyetini taşıyanlarca hemen alındı, eylemlere, meclise taşındı. Eroğlu’nun örgütleri protesto etti, o zamanın zihniyetindeki Zorlu Töre, Tahsin Ertuğruloğlu gibi vekiller mecliste bağırıp çağırdılar.
Anlamak zor, ortada yine meclisteki tasarıları okumadan oy vermeleri gibi bir durum var ya da ne olduğunu bilmelerine rağmen görevleri! gereği 100 yıllık geleneği sürdürmeye çalışıyorlar.