2002 yılıydı.
Belediye seçimlerine yaklaşık bir ay kalmıştı. Lefkoşa’nın kavşakları birden çiçeklenmeye başlamıştı. O güne kadar pek de hatırlanmayan yerler düzenleniyor, seçim yaklaştıkça şehir başka bir görüntüye bürünüyordu.
Biz de CTP’de gençtik örgütünde çalışıyorduk. Dönemin Lefkoşa İlçe Başkanı Ahmet Derya ile birlikte Lefkoşa Belediye Başkanlığını kazanmak için çalışıyorduk. Seçim öncesi hatırlanan vatandaşlar olarak gördüğümüz manzaraya itiraz etmek için kavşaklara pankartlar hazırlamıştık.
Pankartta tek bir cümle vardı.
Seçim çiçeklerini koparmayın.
Aradan 24 yıl geçti.
Geçenlerde o günleri hatırladım ve kendi kendime güldüm.
Çünkü takvim 2026’yı gösteriyor ama belli ki siyasetin bazı alışkanlıkları zamanla birlikte değişmiyor.
Çiçeklerin yerini bugün başka şeyler aldı.
Bir yol yıllarca bekliyor, seçime birkaç ay kala asfaltlanıyor. Bir proje yıllarca konuşuluyor, seçim yaklaşınca hızlanıyor. Açılışlar artıyor, temel atmalar çoğalıyor, uzun zamandır çözüm bekleyen işler bir anda gündeme geliyor.
Belki de biz haksızlık ediyoruz.
Belki gerçekten tesadüf.
Seçim öncesine denk geldi diyelim.
Yanlış anlaşılmasın, yapılan her işe karşı çıkacak değiliz.
Tam tersine.
Bu ülkede bir yol yapılıyorsa sevinirim. Bir okul açılıyorsa mutlu olurum. Hastaneye yatırım yapılıyorsa desteklerim. Elektrik altyapısı güçlendiriliyorsa, bir köyün yıllardır bekleyen sorunu çözülüyorsa bundan hepimiz kazanırız.
Mesele bunların yapılması değil.
Mesele, neden hep seçim yaklaşınca yapılabildiği.
Çünkü devletin görevi seçim kazanmak için hizmet etmek değil, vatandaşına her gün hizmet etmektir.
Vatandaşın vergisiyle yapılan yol bir siyasi partinin hediyesi değildir. Açılan okul bir bakanın lütfu değildir. Hastaneye alınan cihaz, asfaltlanan cadde, yapılan kaldırım, verilen kamu hizmeti zaten devletin sorumluluğudur.
Siyasette sanırım en fazla unuttuğumuz şeylerden biri bu oldu.
İktidar, devletin imkânlarını kullanma ayrıcalığı elde etmez. O imkânlar ile vatandaşa hizmet vermekle sorumludur.
Ve şimdi yeniden seçim dönemindeyiz.
6 Aralık’ta bu ülke sandığa gidecek. Üstelik bu kez yerel ve genel seçim aynı gün yapılacak.
Benim için de bu seçim, yıllar sonra yalnızca uzaktan izleyeceğim bir seçim olmayacak gibi görünüyor.
Belki de bu yüzden 2002’deki o pankart bugünlerde daha sık aklıma geliyor.
Daha iyi bir gelecek için kavşaklarda pankart tutan gençtik.
Bugün saçımıza biraz ak, hayatımıza biraz daha tecrübe eklendi.
Ama insanın siyasetten beklentisi aslında çok değişmiyor.
Seçimden seçime hatırlayan değil, her gün çalışan bir devlet.
Seçim yaklaşınca değil, ihtiyaç ortaya çıktığında çözülen sorunlar.
Ve yaptığı kadar yapamadığının da hesabını verebilen bir yönetim anlayışı.
Önümüzde iki ay var.
Muhtemelen daha çok açılış göreceğiz. Daha çok proje duyacağız. Uzun zamandır bekleyen bazı işler hızlanacak. Telefonlar daha kolay açılacak, ziyaretler sıklaşacak. Bunların hiçbirinden rahatsız değilim. Keşke hepsi yapılsa. Keşke seçim her üç ayda bir olacakmış gibi çalışılsa.
Asıl mesele 6 Aralık’tan sonra ne olacağı.
Çünkü seçim günü sandığa yalnızca son iki ay girmez. Geride kalan yıllar da girer.
Ödenen elektrik faturası girer. Sabah geçilen bozuk yol girer. Hastanede beklenen sıra girer. Devlet dairesinde çözülemeyen iş girer. Ay sonunu getirmeye çalışan aile girer. Bu ülkede gelecek kurup kuramayacağını düşünen genç girer.
Ve biraz da hafıza girer.
Benim hafızamda bugün hâlâ 2002’nin o pankartı var.
Seçim çiçeklerini koparmayın.
24 yıl sonra yeniden siyasetin hareketlendiği günlerde aynı cümlenin hâlâ bir anlam taşıması biraz gülümsetiyor, biraz da düşündürüyor.
Demek ki memlekette bazı şeyleri değiştirmek sandığımızdan daha uzun sürüyor.
Belki bu kez yalnızca çiçekleri değil, onları her seçim öncesi yeniden diken anlayışı da konuşmanın zamanı gelmiştir.
Belki gerçekten tesadüftür.
Seçim öncesine denk geldi diyelim.