Savaştan kalma sağlık sistemi

Dr Filiz Besim

Savaş Zamanlarından Kalma Sağlık Sistemi...

Dr. Gülgün Vaiz, can dostum arkadaşım ama onun çok ötesinde saygı duyduğum bir hekim...
Bu ülkenin yetiştirdiği iyi bir entelektüel... Ülkesi adına hep heyecanlı, toplum için hep gözü yaşlı.

Tam bir Kıbrıslı, adalı...

Mesleğine kendini adamış bir hekim. Bu adaya geldiği günden beri kardiyoloji adına fark yaratmış, hep ileriyi zorlamış. Her hastasını bire bir izlemiş, takip etmiş; onlarla yaşamış ve yaşamaya devam eden bir kamu hekimi...

Ona hasta gönderen hiç bir meslektaşını geri çevirdiğini sanmıyorum.

Tıbbın etik değerlerine gönülden bağlı...

Kamu ya da özel; hiç fark etmez o bir hekim...

Kliniği yok mu? Var. Kamuda çalışan diğer yüzde doksan hekim gibi...
Her yıl vergi dairesi kapısına dayanmıyor mu?
Dayanıyor, hem de en üst vergi diliminden...

Dr. Gülgün Vaiz kardiyoloji servisindeki sorunları, dertleri, perişanlığı uzun süreden beri anlatıyor.
Yazı yazıyor.
Her fırsatta dile getiriyor.
Peki ama sorun sadece kardiyolojide mi?
Elbette değil.
Hastanede birçok servis yıkılıyor.
Ciddi bir alt yapı sorunu var.
Hastalar üst üste, yataklar koridorlarda.

İstifa ettiğinde aradım.
‘Kaç nöbet tutuyorsunuz?’ diye sordum, ‘on call’larla birlikte ayda on’ dedi.
İnsan üstü bir durum.
Tıp eğitiminde asistanlar bile ayda on nöbet tutmaz.

Devam etti Dr. Gülgün ‘’Doktorlar da hemşireler de perişan, artık sağlıklı çalışmıyoruz. Morallerimiz çok bozuk. Bize alınan stent malzemeleri çok kalitesiz. Ben şef olarak her türlü uyarıyı yapmama rağmen önlem alınmıyor. Gözümün önünde insanların ölmesini izlemeyeceğim. Benim vicdanım bunu kaldırmaz. İstifamı verdim. Şartları düzeltmezlerse geri gelmeyeceğim.’’ dedi.

Onurlu bir hekimin ve de bir şefin en haklı isyanıydı.

Onursuzluk hekimleri bu duruma düşüren; bireysel çıkışlar ve çözümlere iten yetkililerindi.

Ve uzun bir süredir çok değerli birçok hekimimizi sistemsizliğe kurban veriyoruz. Bugün konu Dr. Gülgün ya da Kardiyoloji servisi gibi görünse de aslında mesleğine gönül veren tüm hekimler ve onların servisleridir. Geçtiğimiz haftalarda aylarda istifa eden diğer hekimlerimizdir. Özelde bambaşka sorunlarımızdır. Ve bu sorunlar nedeniyle perişan olan hastalarımızdır.

Bir ülkede kaos varsa, insanlar birbirine düşer; trafik kazaları artar, sevgi ve saygı her gün biraz daha toplumun üzerinden uzaklaşır.  ‘’Sağlıkta sistem çöktü; SOS veriyoruz’’ diyoruz. ‘’Kaos var’’ diyoruz. Kimsenin umurunda değil. ‘’Hekimler birbirine düştü; herkes kendine bir saf arıyor; sağlık mahkeme koridorlarında...’’ diyoruz kimse tınmıyor.

‘’Sistemsizlik bizi kemiriyor, bundan da en büyük yarayı hastalar alıyor’’ diyoruz yine hiç bir hareket yok.

Artık birileri sesimizi duysun. Sağlık çöktü; biz de maalesef hem hastalar, hem de hekimler altındayız. Hükümet, devlet artık nasıl bir sağlık sistemi istediğine karar vermek ve uygulamak zorundadır. Savaş zamanından kalma  sağlık sistemiyle daha fazla devam edemeyiz.

Bu aralar Dr. Aydın Sennaroğlu’nun biyografisini yazıyorum ve elbette sistemin nasıl bu hale geldiğini de birlikte irdeliyoruz. Dr. Aydın anlatıyor ‘’ 1963 olaylarından önce Rum hekimlerle hep birlikte Cumhuriyet’in hastanesinde çalışıyorduk. Çok iyi maaşlarımız vardı. Ayda 100 Kıbrıs Lirası alıyorduk ki; o zamanlar bu maaş çok iyiydi. Hiç birimizin muayenehanesi yoktu. Açmayı da düşünmüyorduk, çünkü yasaktı. 1963 olaylarından sonra şartlar gereği biz Kıbrıslıtürk doktorlar hastaneyi terk ettik. Artık Türk tarafında kendi Sağlık Hizmetlerimizi oluşturmaya çalışıyorduk. Çok az hekim sayısıyla, çok zor şartlarda çalışıyorduk. Bir gün Dr. Necdet Ünel beni aradı. ‘Sen niye muayenehaneni açmıyorsun?’ dedi’. Herkes muayenehanesini açmıştı. Türk tarafına geçince maaşlarımız 30 Kıbrıs Lirasına düşmüştü. Hem Kamu’da verdiğimiz sağlık hizmetleri yetersizdi, sayımız yetersizdi; hem de maaşlarımız çok düşüktü.’’

İşte o günlerden kalma bir Sağlık Sistemiyle ya da sistemsizliğiyle kontrolsüz artan büyük bir nüfusa hizmet vermeye çalışıyoruz. Başı sonu belli olmayan bir Sağlık Bütçesiyle... Denetimsiz ve hiç bir organizasyon yeteneği olmadan. Tamamen kişisel birkaç iyi yüreğin insan üstü çabasıyla... Toplumun Sağlık harcamalarının %50’si özel sektöre gidiyor ama Anayasamız ‘Devlet herkesin fiziksel ve ruhsal sağlığından sorumludur .’ diyor.

Artık karar vermek zorundayız. Kararı verecek olan da hükümet ve devlettir. Meclistir. Nasıl bir Sağlık Sistemi? Ama gerçekten bir Sistem... İşte bütün mesele budur. Yapmazsak ne mi olur? İnsan kaynaklarımızı değirmende her gün biraz daha un ufak ederek öğütürüz. Geleceğimiz gençlerimiz başka ülkelerde başka insanlara sağlık hizmeti dağıtırken; bizim insanlarımız da başka diyarlarda sağlık dilenmeye devam eder. Sevgisizliğin, saygısızlığın ve güvensizliğin  girdabında her gün biraz daha mutsuzlaşarak...