Savaş tamtamları yeniden Kıbrıs için çalıyor…

Ünal Fındık

 

Geçen hafta başı Kıbrıs’ın kuzeyine düşen bir S-200 füzesi ile uyanmıştık. Bu hafta da Kıbrıs’ın etrafında dönen sondaj gemileri ve onları korumak için gelen savaş gemileri ile havadan koruma sağlayan askeri uçaklarla uyandık.

Kıbrıs’ın etrafında bulunan ve çok zengin olduğu iddia edilen hidrokarbon yatakları bölge ülkeleri yanında büyük devletlerin ve uluslararası şirketlerin de iştahını kabartıyor.

Bu kaynakların bütün Kıbrıslıların olduğunu herkes unutuyor. Kıbrıs Rum tarafı tanınmış, BM ve AB üyesi olan Kıbrıs Cumhuriyetini kendi devleti olarak görüyor. Görmekle de kalmıyor fiilen bunu uyguluyor.

Aralık 1963’de başlayan toplumlararası çatışmalardan sonra Kıbrıslı Türklerin can güvenliği gerekçesiyle ayrıldığı devlet görevlerinden ve adaya BM Barış Gücü’nün gelmesini sağlayan Mart 1964 tarihli kararla birlikte Kıbrıs’ın tek yasal temsilci olarak Kıbrıslı Türklerin olmadığı Kıbrıs Cumhuriyeti tanındı.

Yani 1964’den bu yana Kıbrıslı Türklerle, Rumların ortaklık devleti olarak kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti sadece Rumların malı oldu.

Bu nedenle Rumlar Kıbrıs Cumhuriyeti devletinin bu yasallığı arkasına sığınarak her türlü uluslararası ilişkiyi kuruyor. Komşu devletlerle Kıbrıs’ın tümünü ilgilendiren Münhasır Ekonomik Bölgesi için ikili, üçlü anlaşmalar yapıyor. Uluslararası petrol şirketleriyle bu bölgelerde doğal gaz ve petrol arama anlaşmaları imzalayabiliyor.

Bunu da en doğal hakkı olarak görüyor. Geçen gün Kıbrıs Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı binasında Kıbrıs Rum Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürü Tasos Conis Kıbrıslı Türk gazetecileri ağırladı. Bilgilendirme toplantısında Conis konu ile ilgili Kıbrıs MEB’ini 2004 yılında ilan etti. Akabinde, Mısır, İsrail ve Lübnan ile sorunsuz sınırlandırmalar yapıldı. Orta çizgi metodu ile sınırlarını belirledi. Üç devletle anlaştı. Orta çizgi ne demektir? İki devletin kıyısına eşit mesafedir. Mısır ile orta nokta bulunduğu gibi, İsrail ve Lübnan ile de bulundu ve herkesin hakkı olan sınırlar belirlendi” dedi.

Türkiye ile de anlaşma yapmak istediklerini ama Türkiye’nin kendilerini tanımadığını söyleyerek bu konuda görüşmediklerini iddia etti.

Conis devamla “Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin üç ülke ile yaptığı anlaşmaları geçersiz kılmaya çalıştı… Türkiye’nin talepleri kabul edilirse, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin denizdeki kıta sahanlığı yüzde 69 küçülür… Bu küçülme, Kıbrıslı Türk ve Rumların ortak haklarının küçülmesi demektir…” dedi.

Conis’e göre Kıbrıslı Türklerin hakları, 1964 yılından bu yana kendilerinin temsil edilmediği Kıbrıs Cumhuriyeti’nin hakları içindedir. Ama bu hakkın Kıbrıslı Türklere nasıl verileceği, ya da verilip verilmeyeceğinin hiçbir garantisi yoktur.

Bunun için Kıbrıs sorununun çözümlenmesi gerekir. Conis’e göre çözümün anahtarı da Ankara’dadır.

Conis müzakerelerle ilgili olarak da “Müzakerelere başlarsak bu konular konuşulacak ve umarız çözüm bulunacak…  Ancak önemli olan Rumlar ve Türklerin, Kıbrıslı olarak görüşmeleridir… Başka ülkelerin çıkarlarının temsilcileri olarak değil…” dedi.

2004 referandum döneminde Cumhurbaşkanı olan ret cephesinin lideri Tasos Papadopulos’un müzakerecisi ve akıl hocası olan Tasos Conis Kıbrıslı Türklere açıkça “Ankara’nın çıkarlarını değil, Kıbrıs’ın çıkarlarını savunun” diyor.

Ama bunun nasıl olacağını söylemiyor. Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki haklarımızı bir tamam iade edip etmeyeceklerini, 1963 yılında Makarios’un gündeme getirdiği 13 maddelik Anayasa değişiklik paketini yeniden masaya getirip getirmeyeceklerini söylemiyor.

Hem madem Kıbrıslı olarak görüşeceğiz o zaman çözümün anahtarının neden Ankara’da olduğunu iddia ediyor? Conis toplantıda bu soruya da yanıt vermedi.

Evet Kıbrıs’ın etrafındaki denizlerde zengin hidrokarbon yatakları var. Bu kaynaklar Kıbrıslılara aittir. Bunları denizin metrelerce dibinden çıkarmak ve pazara ulaştırarak değerlendirmek uluslararası şirketlerin işidir. Bu da kaynakların önemli bir kısmının bu şirketlere verilmesi demektir.

Bunu ister Eni, ister Total ya da Exxon Mobil yapsın kendi harcadığı parayı karıyla birlikte alacak. Ama TPAO da yaparsa o da harcadığı parayı karıyla beraber alacak.

Öyleyse Kıbrıslılar olarak önce yarım asırlık Kıbrıs sorununun çözümü için masaya oturalım ve beraberinde bu kaynakları en verimli nasıl kullanacağımızı da konuşalım. Uzun yollardan Mısır’da sıvılaştırılarak değil, en kısa yoldan Türkiye üzerinden boru hattıyla pazara ulaştıralım.

Bu durumda ilgili şirketler daha az masraf yapacakları için ve o oranda kar koyacakları için giderimiz daha az olacak, ortak yurdumuza da daha çok kalacaktır.

Bunun için önce her ikimizin de “ortak yurt” kavramını hazmetmemiz gerekir. Bu olmadan çözüm bulmamız mümkün olmayacaktır. Çözüm olmadan tek yanlı olarak çıkarılacak doğal gaz da iştahları kabartacak ve ortak yurdumuz için savaş tamtamları yeniden çalmaya başlayacaktır.