Sarı öküz!

Serhat İncirli

Sarı öküz hikâyesi...
Bilmeyen yoktur diye düşünürüm... 

-*-*-

Bu hikaye, insanlara yalnızca cesur olmayı değil, haksızlık henüz kendilerine yönelmemişken de tepki göstermeyi öğütler. 

-*-*-

Çünkü bazen bir toplumu yıkan şey, karşısındaki gücün büyüklüğünden çok, kendi içindeki dayanışmanın yok olmasıdır.

Yani, sarı öküz hikâyesi bize neyi anlatır?
“... Bir toplum, başkasının hakkı çiğnenirken sessiz kalırsa, sıra bir gün kendisine de gelir...”

-*-*-

Meselae bir öküzün kaybedilmesi değildir!
Mesele, toplumun sessizliğidir...
O sessizlik, sonu hazırlayan bir sessizliktir aslında... 

-*-*-

Haaa sessizliğin sebebi nedir?
Korku ve dayanışma eksikliği!

-*-*-

UBP’de yaşanan da korkutulmuş bir topluluğun yaşadığı çok ciddi bencillik temelli dayanışma eksikliğidir!

-*-*-

UBP, ideolojik temelli bir büyük kitle partisi olmak yerine, çıkarları aynı yerde kesişen bir yığın insanın Guinness Rekorlar Kitabı’na geçebilecek ilginçlikteki partileşme sürecidir...

-*-*-

Kişisel çıkar uğruna her şeyi feda edebilme!
UBP’nin temel mantığı budur!

-*-*-

Sarı öküz hikayesini bilirsiniz... 
Ama yine de hatırlatalım... 

-*-*-

Aslanlar bir öküz sürüsüne saldırmak ister. Ancak sürü güçlü olduğu için bunu başaramazlar. 

-*-*-

Bunun üzerine öküzleri birbirinden ayıracak bir bahane bulurlar. Önce sarı öküzü isterler. Diğer öküzler, kendilerine dokunulmayacağı düşüncesiyle sarı öküzü teslim eder.

-*-*-

Ardından başka bir öküzü, sonra bir başkasını isterler. Her seferinde sürü, kendi dışındaki birinin feda edilmesini kabul eder. Sonunda geriye tek bir öküz kaldığında, artık direnebilecek bir topluluk yoktur...

-*-*-

Elbette çok farklı anlatımlarını da okumuş veya dinlemiş olabilirsiniz ama sonuçta bu ünlü öykü bize bazı mesajlar verir...

-*-*-

Nelerdir bu mesajlar?

-*-*-

Mesela, sessiz kalmak... Sessiz kaldığınız zaman haksızlık devam eder ve asla ortadan kalkmaz... 

-*-*-

Başkasına yapılan haksızlığa ses çıkarmamak, yarın aynı haksızlıkla karşılaşmayacağımızın garantisi değildir...

-*-*-

İkincisi kişisel çıkar uğruna parti dayanışması bozulduğunda herkes savunmasız kalacaktır... 

-*-*-

Yani 23 bin üye yapmışsınız, hiç önemli değil... Bir işe yaramaz...
Çünkü bir topluluğun gücü, yalnızca 23 bin üyenin bireysel gücünden değil, birbirlerine sahip çıkmalarından gelir... 

-*-*-

UBP’de birbirine sahip çıkan değil, bir birini kesen, biçen, sevmeyen binler vardır... Üç beş istisna hariç, hepsi kişisel çıkar uğruna oradadır!

-*-*-

Çok basit bir örnek vereyim... 

-*-*-

23 bin üyenin belki de tamamı çok sıkı Atatürkçü’dür!
UBP’nin böyle bir özelliği var... 

-*-*-

Yıllarca Atatürk milliyetçiliği üzerinden siyaset yapanlar; bugün veya son dönemlerde, kişisel çıkar uğruna, AKP yalakalığı nedeniyle Atatürk adını ağzına almaktan imtina etmektedir... 

-*-*-

Gelelim üçüncü mesaja... 
Bazı tavizler küçük mesajlar olabilir... Ama aynı küçük kayıplar ya da küçücük tavizler, çok büyük tavizlerin başlangıcıdır... 

-*-*-

Ve bana göre sarı öküz meselesinin en can alıcı mesajlarından dördüncüsü, korkudur... 
UBP’de gizli bir huzursuzluk vardı elbette ama sonuçta dışa vuran çok ciddi bir huzur görüntüsü söz konusuydu!

-*-*-

Bu huzur görüntüsünün sebebi, Türkiyeli dilbandilerin saldığı korkuydu!  
Korkuyla kazanılan geçici veya sahte huzur, elbette kalıcı güvenlik sağlamayacaktı, nitekim sonuç ortada!

-*-*-

Ve gelelim son mesaja... 
UBP’nin turuncu öküzleri çok iyi bilmeliydi ki; bir başkasının hakkını savunmak, hem partiyi hem de kendi kendini savunmak olacaktı... 

-*-*-

Çarpıcı iki örnek verebilirim... 
Bir: Hüseyin Özgürgün... 
En başta Ersin Tatar olmak üzere, o dönemdeki vekillerin tamamı, Özgürgün’ü arkadan hançerlemiştir...

-*-*-

İki: Faiz Sucuoğlu... 
Yarın sabah daha önce genel başkanlıkta olduğu gibi birileri devreye girse ve Faiz Sucuoğlu aday olamaz dese, kimse ses çıkarmayacaktır!

-*-*-

Haaaa daha çarpıcı örnek bile veririm isterseniz!
Türkiye, “Rauf Raif Denktaş’tan kurtulmaya karar verdiğinde”;  “babamız” dedikleri Denktaş’a sahip çıkan tek bir UBP’liye rastladınız mı?

-*-*-

Öyle veya böyle, İrsen Küçük?
Şöyle veya öyle, Ersan Saner?

-*-*-

Canlarım benim, “Adalet” bir kadın adı değildir!
Adalet, kişisel çıkar söz konusu olduğunda hatırlanacak bir ilke de değildir. 

-*-*-

Bir toplumda başkasının hakkı korunmuyorsa, hiç kimsenin hakkı bütünüyle güvence altında değildir.

-*-*-

UBP’de şu anda çok ciddi bir haksızlık var mı yok mu?
Var diyende var, yok diyen de!
Ama önemli olan nedir?
Önemli olan kendi çıkarına dokunulmayanların, yaşanan sürece, bir çok haksızlığa sessiz kalmasıdır! 

-*-*-

Sadece UBP için geçerli olmayan bir konu daha var; tüm toplum öyle oldu... 
Kendimizle alakalı olmayan sıkıntılara veya kendimizle ilgili olmayan sorunlara kesinlikle duyarsız davranıyoruz... 

-*-*-

UBP’de açıktır, toplumsal ve partisel dayanışmanın yerini kişisel çıkarlar aldı ve ortak gelecek Cumartesi akşamı ciddi yaraya dönüştü!
Tedavisi mümkün mü?

-*-*-

40 günde toparlamak kolay olmayacak!

-*-*-

Hatalı kimdi?

-*-*-

Planlı bir organize iş mi vardı?

-*-*-

Yoksa gerçekten tarihin en kaliteli ve en demokratik UBP kurultay oylaması mı gerçekleşmişti?

-*-*-

Konuşanlar “zaten kaybedeceklerdi, sussunlar” mı?

-*-*-

Veya konuşanlar, “sahte diploma”cılardı, “seçmen onları cezalandırdı” mı?

-*-*-

Susan sarı veya turuncu öküzler, neden susuyor?

-*-*-

Koltuk için mi?
Dilbandi korkusundan mı?

-*-*-

Nasıl korkutulmuşlarsa!

-*-*-

Sürekli suskunluk, yanlışların normalleşmesine ve hesap verebilirliğin zayıflamasına yol açmaya devam edecek mi?

-*-*-

Bakın, her konuda aynı fikirde olmak dayanışma değildir... 

-*-*-

Ama haksızlık karşısında, mağdurun kim olduğuna bakmadan adaleti savunabilmek dayanışmadır.

-*-*-

“Sarı öküzü verirken mesele yalnızca bir öküzü kaybetmek değildi; mesele, herkesin kendi sırası gelene kadar susmayı kabul etmesiydi.”

-*-*-

Sarı öküzle benzer hikayenin adı neydi?
“Susma sustukça sıra sana gelecek!”

-*-*-

Şimdi!
Bunları kime yazdım?

-*-*-

UBP’nin tabii ki tamamına ama en çok da hem Türkiyeli dilbandiler hem de UBP’nin zaten yıllardır böyle olduğunu bilip de sadece aslanlara verilecekleri anda möööööö diye bağıran öküzlere!

-*-*-

Üzgünüm!
Size “öküz” derken, hikayeden kaynaklanan “sıfatla” söyledim; hakaret etmek gibi bir niyetim yok!
Kaldı ki öküzden çok çobanına biat eden zavallı koyunsunuz!

-*-*-

Ne olacak şimdi?
Bu yazıyı bitirdiğimde saat 15.30’du!
26 Ekim 2026...
Ve aday listesini ilan etmek için sadece 24 saat kalmıştı!
Aksi takdirde UBP, 6 Aralık 2026’daki genel seçimlere katılamayabilirdi!

-*-*-

UBP’siz de seçimin tadı olmaz!

-*-*-

Olmaz tabii ki!
Baraj sorunu yok ama şunun şurasında seçime 40 gün kaldı, toparlamak da kolay değil yani!