SANER KENDİ SÖYLEDİKLERİNE İNANIYOR MU?

Sami Özuslu

Toplumun gözünün içine baka baka, bizzat devlet eliyle halk sağlığının tehlikeye atılacağı meşhur ‘gala’ meselesi nihayet siyasetin gündemine girdi. Mecliste dün muhalefetten gelen sorular üzerine Başbakan Saner cevap vermek zorunda kaldı. Aslında mümkün olabilse susacaktı. Çünkü olayın savunulabilecek, arkasında durulabilecek bir tarafı yoktu.

Nitekim konuştu ama kimse ne dediğini anlamadı. Çünkü sığınmaya çalıştığı gerekçeler kimseye makul gelmedi. Konuştukça daha da zora girdiğini fark edince de kürsüden –neredeyse koşarak- indi.

Bulaşıcı Hastalıklar Yasası’nın yürütücüsü ve dolayısıyla halk sağlığının bir numaralı sorumlusu Sağlık Bakanı Ünal Üstel ise milletvekillerinin ısrarlı davetlerine rağmen susmayı tercih etti, tek kelam etmedi.

***

Kanal SİM’in ısrarlı yayınları sonucu konu alenileşti, siyasetin gündemine girdi ama dün meclis kürsüsünde yapılan savunma akıllardaki soru işaretlerini gidermek şöyle dursun, başka soruların sorulmasına da neden oldu.

Başbakan Saner ısrarla TRT’nin gala etkinliğini ‘hastane açılışı’na ve ‘meclis birleşimleri’ne benzetmeye çalıştı. Haliyle bu benzetmeler uymadı. Kimsecikler ikna olmadı.

Daha da enteresanı, Saner Bakanlar Kurulu kararlarında ‘gala’ ya da ‘resepsiyon’ gibi etkinliklerin yasaklanmadığını iddia etmeye çalıştı. ‘Çalıştı’ diyorum, zira iddia bile edemedi, ancak ‘yarım ağız’ ile öyle bir cümle sarf eder gibi oldu. ‘Gibi oldu’ diyorum, zira o cümleyi bile tam sarf etmedi.

İtirazlar yükselince ‘Kendi aldığımız kararları benden daha mı iyi bileceksiniz’ diye laf cambazlığı denedi. O da tutmadı. Çünkü kararlar herkesin anlayabileceği kadar açıktı.

26 Mart Cuma günü toplanan Bakanlar Kurulu, diğer bazı yerlerin yanı sıra ‘gösteri salonları’nı da bir kez daha yasaklamıştı. Zaten tiyatro, sinema dahil hiçbir etkinliğe izin verilmiyordu.

Metinde ‘balo’ ya da ‘gala’ kelimesi kullanılmadığı için sanki bu tür faaliyetler yasaklanmamış yorumu yapmak hukuka değil, sığsa sığsa ‘guguk’a sığabilir ancak…

***

Başbakan Saner’in dün ‘Bir Zamanlar Kıbrıs’ galasıyla ilgili bir başka tartışılması gereken sözü de ‘davetler’ hakkındaydı… Israrla sorulan ‘kaç kişi katılacak’ ve ‘kim nereye başvurdu, izni hangi makam verdi’ soruları karşısında Saner her iki soruyu da cevapsız bıraktı ve topu üstüne aldı. “Daha davetleri yapmadık” cümlesini kurdu.

Nasıl yani?

Bu gala organizasyonu Başbakanlık tarafından mı tertiplendi ki davetleri Başbakanlık yapsındı?

Fazla uğraşmaya lüzum yok. Zira böyle bir şey yok. Saner işin içinden çıkamayınca böyle bir manevra yapmaya çalıştı sadece…

Peki ama o zaman ‘belge’ lazım bize ki ikna olabilelim.

Hani, bu yönde alınmış Bakanlar Kurulu kararı?

Ne kadardır bu işin bütçesi?

Hangi kalemden karşılanacak masrafları?

Resmi yazışmalar nerededir?

Hangi makam, hangi makamdan ne talep etmiş, hangi talimatlar verilmiştir?

Devlette laf ile olmaz bu işler. Laf ile iş yapamazsınız, çünkü kimse resmi yazı olmadan ödeme yapmaz, yapamaz.

Var mıdır bu belgeler?

Yoktur.

Olamaz da…

Zira 27 Mart cumartesi günü Kanal SİM’de canlı yayına telefon bağlantısıyla katılan Turizm ve Çevre Bakanı Fikri Ataoğlu’nun söyledikleri kayıtlarda vardır. Ataoğlu Cuma günü ziyaret ettiği film setinde kendisine ‘galaya sizi de davet edeceğiz’ dediklerini anlatmış, detay bilmediğini söylemişti.

Eğer hükümet böyle bir karar almış olsaydı hem Turizm Bakanı, hem üçlü koalisyonun ortaklarından biri, hem de bir Mağusa milletvekili olarak bilgisiz olabilir miydi?

Mesele ortadadır: Bırakın Ankara’daki hükümet mensuplarını, TRT ekibinin ve/veya yapımcı şirketin taleplerine dahi ‘hayır’ diyemeyerek halk sağlığını tehlikeye atanlar gerçekleri söylemek yerine ‘mesel-gazel’ okuyorlar.

Kimse böyle bir idareyi ve idarecileri hak etmiyor.

Ve sokağın öfkesi giderek kabarıyor.