“Kızılcıklar oldu mu, selelere doldu mu?”
Bursa türküsüymüş!
-*-*-
Geçenlerde, ani bastıran yağmurlardan birinde, kısa süre de olsa ovadaydım ve sırılsıklam oldum…
Bu sene yürüyüş sırasında üçüncü yağmura yakalanışım…
-*-*-
Son olarak yakalandığımda, Gönyeli – Kanlıköy arasında muhteşem bir otel yapan bir genç yatırımcı bizi arabasına aldı…
Tam olarak subba sucuk olmaktan kurtulduk!
-*-*-
Otel demişken, biraz açayım; köpek oteli!
Yakında tamamlanacak!
-*-*-
Neyse, kızılcıklar oldu mu, selelere doğdu mu heeeey!
Oynak da bir türkü!
-*-*-
Sağ ayaktaki aşil tendon sıkıntısı bir miktar azaldı; yürüyüşler devam, kulakta kulaklıklar, türküler, şarkılar, oyun havaları!
-*-*-
Yani nedendir bilemem, belki alkolü azaltmış olmaktandır – çünkü bu yüzden keyfim bozuktur veya belki de artık kafayı iyice yemiş olmamdandır, yürüyüş sırasında, “kızılcıklar oldu mu?” sorusunu, “ideolojiler öldü mü?” diye algıladım!
-*-*-
Müziği kapattım!
Gülerek yürüyorum!
-*-*-
Gençken veya şöyle diyeyim “15’li yaşlardan itibaren” hep “ideolojiler” vardı hayatımızda…
-*-*-
Sol – sağ!
-*-*-
“Komünizm öldü!”
Bir ara bu lafı çok işittik – okuduk mesela!
Glasnost ve Perestroyka sonrası özellikle!
-*-*-
Oysa, örneğin Amerika’da hala komünistlerin de desteklediği Müslümanlar veya gay olduğunu rahatlıkla ilan eden adaylar, Donald Trump’ın tüm saldırılarına, İsrail yanlısı lobilerin milyonlarca dolarlık desteğine rağmen senatör veya temsilciler meclisi üyesi seçildi!
-*-*-
İsrail’de komünist vekiller parlamentoda önemli roller üstlenebilir…
-*-*-
Sırbistan’da iğrenç bir milliyetçi politikacı, ilerici öğrenciler tarafından temizlendi!
-*-*-
Ülkemize dönelim; Kıbrıs’ın Türk toplumunda da bir zamanlar, ciddi sol – sağ ayrımı vardı…
Toplumsal mücadeleyi belirleyen, sınıfsal dayanışma ve bu dayanışmanın gelecekle alakalı hayalleri söz konusuydu!
Söylemde bile kalmadı!
-*-*-
Belki de KKTC’de ideolojiler ölmedi – bir şekilde “yüreklerde tutuluyor” ama sanırım bazı ideolojik ilkelerin yerini daha fazla öne çıkan kişisel veya siyasi çıkarlar aldı!
-*-*-
Mesela UBP’deki Atatürk Milliyetçiliği, Türkiye’deki ümmetçi iktidara yağ çekmek ve onların da desteğiyle iktidarda kalmak adına, halı altına süpürüldü!
-*-*-
Benim için çok acıdır, üzülüyorum ama özellikle ağır sıklet partilerimizde sağın sağ, solun sol olduğu unutuldu!
Elbette bu benim saptamam!
Bu durumda, yine bana göre, geriye siyaset kalmadı gibi…
-*-*-
Sanki, sadece ama sadece “isgemle gavgası” veren partiler kaldı!
Acıdır; “isgemle gavgası veren partiler” yerine, “koltuk kavgası veren çıkar grupları” da diyebilirdim!
Neyse!
-*-*-
Sormak istiyorum:
“Sizce, KKTC'de insanlar artık ideolojik olarak inandıkları partilere mi oy veriyor, yoksa kendilerine bir şey sağlayacağını düşündükleri partilere mi?”
-*-*-
Hala ideolojik olarak inandıkları partilere oy verenler elbette vardır ama özellikle “sağ” kanat diye tabir edeceklerimizde asıl oy verme sebebi “çıkar”dır!
Sanayimiz…
Kıbrıs Türk Sanayi Odası, geçtiğimiz Çarşamba günü Ortaköy Eziç’te kahvaltılı ve çok kalabalık bir basın toplantısı ile “Ekonomik Dönüşüm Programı”nı açıkladı.
-*-*-
Başkan Ali Kamacı, yönetim kurulu üyeleri ve odanın danışman ve yöneticilerinin katıldığı toplantıyı siyasi partilerin benzer toplantılarına katılan gazetecilerin neredeyse üç hatta beş katı sayıda gazeteci izledi.
-*-*-
Başkan Kamacı, Danışman Belgin Özoğul ve Oda Genel Sekreteri Erçin Tekakpınar’ın konuşmalarından bazı notlar aldım.
-*-*-
Yorumu sona bırakıyorum…
-*-*-
Oda’nın üyeleri; 850 sanayi tesisinin sahipleri veya yöneticileri…
Üyeler, 22 farklı sektörde üretim yapıyor…
-*-*-
Yaklaşık olarak 20 bin kişi emek veriyor ve bu da ülkede 20 bin aileye denk gelebiliyor…
Ve bu 20 bin kişinin yüzde 72’si çalışanlar.
Çalışanların yüzde 60’ı “yerli”…
-*-*-
KKTC’de dış ticaret açığı çok büyük… Ülkeye giren her 100 dolarlık ithal ürüne karşılık, dışarıya 4.9 dolarlık ürün satıyoruz…
-*-*-
Bu oran başka ada ülkelerinde, örneğin Güney Kıbrıs’ta yüzde 40 civarında…
Dıştan aldığımız ürünler 3 milyar 675 milyon dolar öderken, dışa sattığımız ürünlerden sadece 180 milyon dolar gelir elde ediyoruz. Yani yıllık dış ticaret açığımız neredeyse 3.5 milyar dolar!
-*-*-
Turizm gelirimiz çok azaldı.
-*-*-
Sanayinin Gayri Safi Yurtiçi Hasıla içerisindeki payı düşüyor...
Tarım ve inşaat sektörünün ekonomi içindeki payları azalıyor…
-*-*-
Mesela diş macunu üretmiyoruz, ya da üretemiyoruz…
KKTC’de satılan aynı marka diş macunu Türkiye’den yüzde 50, Güney’den yüzde 48 pahalı…
-*-*-
Bir zamanlar elektrik birim fiyatı 30 kuruşken, sanayiciye 10 kuruş elektrik teşviği veriliyordu.
10 kuruşluk teşvik kaldırılmadı ama birim fiyatı 300 kuruşu geçti…
-*-*-
850 sanayi işletmesinin 380 kadarı Yeşil Hat üzerinden Güney’e ürün satabiliyor ama sudan sebeplerle ciddi engellemeler var.
-*-*-
Üretmek aptallık haline geldi ama üretmezsek tükeneceğiz…
Üretim teşvik edilmeli…
-*-*-
Şimdi gelelim iki adet sorulu - yoruma:
-*-*-
1 – Anavatanınız nerede? Övünürken 100 harmanlık yer yetmiyor; mademki siyasi çözüm için de Sanayi Odası ağırlığını koymuyor ve hala Yeşil Hat Tüzüğü ile Güney’e mal satmak için çırpınıyoruz; o zaman Türkiye neden ürettiğimizi almıyor? Neden Türkiye’ye hiçbir şey satamıyoruz? Neden bu konuda konuşmaya korkuyoruz?
-*-*-
2 – Sürekli geriye gidiş söz konusuysa, en başta mevcut hükümet olmak üzere, tüm hükümetler, sanayimizin ayakta kalması adına sıfır icraat yaptı demektir… Sanayi Odası olarak, mevcut hükümete “yuh” çekmek ayıp mı?