“Bir Kıbrıslı Rum, çağdaş Kıbrıslı Türk edebiyatını -şiir ya da düzyazı- Yunancaya çevrilmiş sınırlı örnekler üzerinden okuduğunda, büyük olasılıkla bunları bütünüyle tanıdık bulacaktır. Daha önce okumuş ya da yaşamış gibi…”
Bu aşinalık duygusu şaşırtıcı değil; aksine, bu toprakların en yalın gerçeği.
Ortak coğrafya, ortak toplum yapısı, ortak kültürel gelenekler, kaygılar, kavgalar, umutlar…
Yaralarımız da benziyor, hasretlerimiz de…
O zaman birbirine yakın bir edebiyat çıkıyor ortaya…
***
Yorgos Frangos’un “Bize Benzeyen Bilinmeyen” kitabı, sanırım Kıbrıs Türk edebiyatı hakkında bir Kıbrıslı Rum’un ilk çalışması…
Yorgos Frangos, sadece yetkin bir edebiyatçı ve gazeteci değil…
Aynı zamanda çok iyi bir insan…
Kıbrıs’ı gerçekten sınırsız seven, ortak yurt idealine yürekten adanmış, nefret ve düşmanlaştırma diline karşı mücadele eden bu ülkenin özlediğimiz portrelerinden biri.
Kıbrıs Gazeteciler Birliği’nin de başkanı aynı zamanda…
Kitap tanıtımı Lefkoşa’nın güneyinde, “Basın Evi"nde oldu. Çok duygusal bir ortamdı yine; pek çok Kıbrıslı, “müzakeresizliğe” inat, siyaset değil ama edebiyat üzerinden kenetlendi.
Şiirler okundu; Fikret Demirağ’dan Neşe Yaşın’a, Jenan Selçuk’tan Gürgenç Korkmazel’e, Tamer Baybars’tan Mehmet Yaşın’a…
“Kıbrıslı Türk yazarların şiirleri, Kıbrıs Cumhuriyeti eğitim sistemi içerisinde yer almalıdır; çocuklar bunları okumalıdır… Yine Kıbrıslı Türk çocuklar, okullarda Kıbrıslı Rum şairlerin şiirlerini öğrenebilmelidir.”
Federal kültür, bunları da konuşabilmektir.
Birlikte yaşama iradesinin kültürel altyapısı böyle gelişir.
Frangos’un kitabında Yunanca çevirisiyle yayımlanan “Salıncak” romanımın olması benim için ayrıca kişisel bir gurur… Hele hele o cömert yorumlarını, o cesaretlendirici sözlerini okuyunca…
***
Frangos’un dediği gibi: “Edebiyat birleştirir, ilham verir, yol gösterir, hayal ettirir ve harekete geçirir.”
Dilerim bu barışçıl ses, siyasetin gürültüsü arasında kaybolmaz.
SANAT, BOYKOT, GELECEK
Kıbrıs Sanatçı ve Yazarlar Birliği, “Dünya Sanat Günü” etkinliğine “boykot” açıkladı.
Boykot gerekçelerinin çoğuna katılıyorum.
Türkiye’nin Kıbrıslı aydınlara “terörist” muamelesi yapması…
Nüfus dayatması…
Kültürel değerlerimizin aşındırılması…
Yalan, talan, demokrasi yitimi…
Tam bir alt yönetim yaklaşımı…
Kıbrıslı Türkleri görmezden gelen ve yok sayan yaklaşımların yalnızca güneyden değil, kuzeyden de geldiğini görmek gerekiyor.
Hepsine katılıyorum ama bunun bedelinin Tufan Erhürman’a çıkarılmasını yadırgadım.
Sanatçılardan çok daha estetik, yaratıcı ve sorunların asıl muhataplarına ulaşacak bir eylem ortaya konabilse keşke…
***
"Sanat" gümdeme gelmişken yeniden hatırlatmış olayım; en önemli beklentim, eski Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın bir “Kültür Sarayı” olarak yeniden Kıbrıs'a kazandırılmasıdır.
Burası, iki toplumdan sanatçıların özgürce buluştuğu, sergilerin ve performansların kolektif bir ruhla sergilendiği, kurumsal derneklerimizin nefes aldığı bir hafıza merkezi olmalıdır.
Bir diğer önemli beklentim, liderler düzeyinde ortak sanat projeleri…
Böyle bir teklif masaya taşınabilir.
Kıbrıslı şairlerin her iki dilde kitapları, örneğin…
Her yıl Kıbrıslı ressamların ortak sergileri organize edilebilir, adanın dört bir yanında…
***
Cumhurbaşkanlığı bünyesinde nitelikli isimlerden bir kültür-sanat çalışma birimi oluşturuldu.
Bu önemliydi.
“Dünya Sanat Günü” etkinlik programında
Esra Plumer Bardak ve Derya Ulubatlı’nın sunumunu gördüm; neler düşünülüyor, merak ve umutla bekliyorum.