“Şair, dönüştürendir”

Matthew Francis için de şiir, dünyayı anlamanın ve yeniden anlamlandırmanın bir yolu...

Şiir, anlaşılmaktan öte, anlaşılmaya çalışıldıkça var olur. Okuru içine çeker, zaman zaman zorlar; tam da bu nedenle daha kalıcı, daha unutulmaz bir dil kurar. Matthew Francis için de şiir, dünyayı anlamanın ve yeniden anlamlandırmanın bir yolu. Onun için anlam, tek bir doğrultuda ilerlemez; çoğalır, dağılır ve her okurda yeniden şekillenir. Bu nedenle şiirin okurla kurduğu ilişki de sabit değil, dönüşkendir. Francis’e göre her şair, yaşamı boyunca bir şeyi başka bir şeye dönüştürmenin peşindedir. Bu dönüşüm bazen dilde, bazen imge dünyasında, bazen de geçmiş ile bugün arasında kurulan köprülerde kendini gösterir. Galler ziyaretim sırasında bir araya geldiğimiz şair, bu kültürün zengin sözlü anlatım geleneğinden beslenerek, bu mirası çağdaş bir şiir diliyle yeniden kuruyor; okurunu da bu dönüşümün aktif bir parçası haline getiriyor. Bu söyleşide Francis ile şiirin zorlu doğasını, anlamın çoğulluğunu, metaforun imkânlarını ve geçmişi bugüne taşımanın edebi yollarını konuştuk. Galler’in etkileyici doğası ise bu sohbete sessizce eşlik etti.

Şiir, benim için her zaman dünyayı anlama ve onu yeniden ifade etme çabası olmuştur. Matthew Francis ise şiirin kendisi için ne anlama geldiğini şu sözlerle anlatıyor;

“Bazı şiirler çok etkileyicidir, ancak anlaşılması zordur. Benim için okuyucunun şiirimde vermek istediğim mesajı alması önemlidir. Bununla birlikte, yıllar içinde okurlarımdan aldığım geri bildirimlere dayanarak şunu söyleyebilirim ki çoğu zaman benim vermek istediğim mesaj ile okurun aldığı mesaj birebir örtüşmez. Yine de bunu bir sorun olarak görmüyorum. Sonuçta önemli olan, şiirin zor olanı söylemeye ve anlatmaya çalışmasıdır. Bunun için de kendine özgü, sıradanın ötesinde bir dil kullanır. Ben de bu nedenle her zaman şiire daha yakın oldum. Çünkü şiirin çok daha karmaşık, büyüleyici ve tutkulu bir yapısı vardır. Bu durum beni heyecanlandırır; çünkü okur, şiiri anlamak için bir çaba içine girer. Ben de onların şiiri daha iyi anlayabilmesi için yardımcı olmaya çalışırım.”

“Bir şey hissetmeden hiçbir şey yazamam”

Duygu ve yapı konusu şiirin önemli bir parçası. Francis, şiirde duygu ile yapının birbirini tamamlayan yapısını şöyle anlatıyor…

“Elbette duygular çok önemlidir. Bir şey hissetmeden hiçbir şey yazamam. Duygularımı şiirlerimde ifade ederim. Sadece sözcükleri bir araya getirmekle şiir oluşmaz; şiir, sözcüklerin derinlerine inildiğinde ortaya çıkar. Yapı da benim için son derece önemlidir. Bu nedenle şiirde formu ele alan bir kitap kaleme aldım. Her zaman geleneksel bir biçime bağlı kalmak gerekmese de, şiirin bir formu olmalıdır. Yapı, şiirin önemli bir parçasıdır. Bu yüzden kelimelerin eş anlamlılarını araştırır, aynı duyguyu farklı sözcüklerle ifade etmeye çalışırım. Yapının okurun ilgisini çekmesini ve kulağa hoş gelmesini isterim. Tüm bunlar şiiri oluşturan unsurlardır; biri diğerinden ayrı düşünülemez.”

‘Şairler yaşamları boyunca bir şeyi başka bir şeye dönüştürme uğraşı içindedir’ diyor Matthew Francis bir röportajında. Bu sözleri ile işaret ettiği düşünceyi bizim için şöyle detaylandırıyor.

“Bunu söylerken kastettiğim, şiirdeki metaforlardır. Şairler her zaman bir şeyi başka bir şeye benzetmeye çalışır. Örneğin, şiirlerimden birinde ‘ağaçların içindeki nehir’ ifadesini kullandım. Elbette ağaçların içinde bir nehir yoktur; burada ağaçların içindeki rüzgâra atıfta bulunmak istedim. Benim için bu tür benzetmeler şiirde son derece heyecan vericidir; büyük bir keyifle yazarım. Normalde bir araya gelmeyecek iki unsuru buluşturup okuru şaşırtmaya ve düşündürmeye çalışırım.”

The Mabinogi adlı şiir kitabında yazar, geleneksel metinlerden yola çıkarak çağdaş şiirler kuruyor. Edebiyatta geçmişi bugüne taşıma çabasının nedenlerini ele alıyoruz. Bu yaklaşım, günümüz okurları için anlaşılması güç metinleri anlamak bağlamında değerli. 

“Bu eserleri ilk okuduğumda oldukça zorlandım; metinler bana son derece karmaşık geldi. Galler’de yaşayan yerli insanlarla konuştuğumda ise onların da bu metinleri okulda okuduklarını, ancak anlamakta zorlandıklarını ve karmaşık bulduklarını öğrendim. Yaptığım araştırmalar sonucunda, bu tarzda başka eserlerin pek bulunmadığını da fark ettim. Bu metinler, büyük ölçüde sözlü anlatım geleneğine dayanıyordu; insanlar birbirlerine hikâyeler anlatıyor ve bu hikâyeler aynı zamanda kültürel unsurları da içinde barındırıyordu. Bu durum, metinleri daha da karmaşık hale getiriyor ve okurların anlamasını güçleştiriyordu. Dolayısıyla pek çok kişi bu eserleri okumaya yönelmiyor, onlarla güçlü bir bağ kuramıyordu. Ben de bu karmaşıklığı fark ettikten sonra, metinleri dönüştürmeye; sadeleştirmeye ve daha şiirsel bir yapıya kavuşturmaya çalıştım. Bir önceki soruda da ifade ettiğim gibi, bir şeyi başka bir şeye dönüştürdüm. Böylece metinler çok daha okunur ve anlaşılır bir hale geldi; adeta büyülü bir nitelik kazandı.”

Francis’in bir diğer önemli çalışması, 14. yüzyılın önde gelen Galler şairlerinden Dafydd ap Gwilym’in şiirlerinden esinlenerek yeniden yazdığı metinlerden oluşuyor. Bu çalışmada şiirlerin yeniden yorumlanması ve çağdaşlaştırılması söz konusu. Ortaçağ’a ait bu şiirleri modern İngilizce ve günümüz duyarlılığıyla harmanlıyor.

“Bu kitapta, hem bu şiirlerden yola çıkarak yeni şiirler kaleme alıyorum hem de bir anlamda Ortaçağ’daki o şiirlerin sesi oluyorum diyebilirim. Bu iki yaklaşım birbirini tamamlıyor. Dafydd ap Gwilym, Galce yazan Galli bir şairdi. Şiirlerini okuduğumda ne kadar etkilendiğimi fark ettim. Aslında karakter olarak birbirimizden oldukça farklıyız. O, daha tutkulu ve kadınlara düşkün biriydi; ben ise hiçbir zaman öyle olmadım. O, güçlü bir Galler kültüründen geliyor; ben ise bu kültürü sonradan tanımaya ve öğrenmeye başladım. Şiirlerini yeniden ele alırken, sanki onunla bir diyalog kurmaya başladığımı hissettim. Onun şiirlerine kendi duygumu ve karakterimi kattım. Galler şiir geleneğini, İngilizce yazdığım şiirler aracılığıyla yakalamaya çalıştım. Çünkü İngilizce yazan şairler, Galce şiirin sahip olduğu o karmaşık biçimsel yapılara sahip değildir. Bu yapılar son derece özgündür; hatta dünyada benzerine pek rastlanmaz. Ancak ben şiirde bu karmaşıklığı seviyorum ve bu şiirleri dönüştürmek bana büyük bir keyif verdi. Böylece onun karakterini ve düşünme biçimini de daha yakından tanımış oldum. İnsanın yaşı ilerledikçe bu tür dönüşümler zorlaşsa da, geçmişi bir özne haline getirerek onunla bağ kurmak ve geçmiş ile bugün arasında bir köprü kurmak son derece önemlidir. Çünkü geçmiş, bugüne kıyasla çok daha karmaşık ve kendine özgü yaşam biçimleri barındırır.”

“Yazarın tüm şiir kitapları, İngiltere’nin en prestijli yayınevlerinden biri olan Faber & Faber tarafından yayımlanmaktadır. Bu yayınevi, modern İngiliz şiirinin en önemli isimlerini yayımlayan kurumlar arasında öne çıkıyor.

“Tabii ki şiir kitaplarım Faber&Faber tarafından yayımlandığı için çok şanslıyım. En prestijli yayın evlerinden biri. Bu ülkede her şairin hayalini kurduğu yayınevi. Seamus Heaney Nobel ödüllü İrlandalı şairin kitapları da burada çıkıyor. Sylvia Plath, Samuel Beckett gibi çok bilinen şairlerin de. Aynı zamanda tabii bunca popüler ve başarılı yazar arasında ben çok gerilerde kalıyorum. Onlar çok bilinen ve ünlü isimler. Ben onların arasında ağır, aksak kalıyorum. Yine de yılda bir kez düzenlenen resepsiyonla pek çok ünlü yazarla bir araya geliyorum ve bu şahane bir deneyim oluyor.”

Galler gibi derin edebi ve kültürel geleneğe sahip coğrafyada yaşamanın, şiirine ve üretkenliğine önemli katkılar sunduğu kanısındayım. Kelt gibi bir kültürün parçası olan bu coğrafya özellikle hikâye anlatıcılığı ve mitolojik imgeler üzerinden şiiri besleyen geleneğe sahip olduğu tarihte de bilinmektedir.

“Kesinlikle, Galler’de yaşamak beni edebi anlamda çok besliyor. 1999 yılında Cardiff’ten buraya akademisyen olarak geldim. Aslında birkaç yıl kalmayı planlıyordum; ancak burada yaşamaya başladıktan sonra hayatım değişti. Galler’e odaklanan üç kitabım var: The Green Book, Mandeville ve Blizzard. Galler, doğası ve tarihiyle son derece zengin bir coğrafya. Bu ülke ve kültür, bana güçlü bir ilham kaynağı sundu. Günümüzde okurlarımın pek çoğu beni Gallerli sanıyor; bundan büyük bir gurur duyuyorum. Bu topraklardan besleniyorum. Ayrıca yalnızca şiir yazmıyorum; tarihsel romanlar da kaleme alıyorum. İngiltere İç Savaşı’nı ele aldığım, din ve siyaset ilişkilerini irdeleyen The Execution of the King of Naples adlı bir romanım da bulunuyor.”

Kültür & Sanat Haberleri