Sahi, biz ne ara?

Cenk Mutluyakalı

Polislerin göğüslerinde "isim" yazmıyor şimdi...
Kod var.
Numara...

Güneye geçerken kontrol noktasındaki kadın polise sebebini sordum.
"Tahmin et," dedi. 
"Talimat böyle herhalde," diye geçiştirdim.

"Takmıyorduk zaten... Çünkü sürekli sosyal medyadan taciz ediliyorduk..."

Hiç böyle düşünmemiştim.
Doğrusu polislerde değil yalnızca, mağazalarda ya da kafelerde de yaka kartlarını severim.
Çünkü karşınızdaki kişiye ismiyle hitap etme şansı sunuyor size....
Şeffaflık ve güven bu aynı zamanda...

Ama maalesef artık her yerde "samimiyet" değil de "güvenlik" kaygısı önde...

Bir yanda organize suç yapıları, diğer yanda derinleşen bir yozlaşma ve nezaketsizliğin yarattığı o büyük çürüme...

Düşünüyorum da bir polisin ismini aklında tutup onu taciz edecek noktaya gelmek nasıl bir ruh halidir?

Ne ara böyle olduk, sahi?

***
Bir restoranın bahçesindeyim, tasarımcı arkadaşımla çalışıyoruz.

Bebeğini yediriyor bir anne, henüz yaşını dahi almamış çocuk sanırım...

Bir elinde kaşık, diğerinde sigara....
Karşısında oturan da annesi muhtemelen...

İkisi de sigara içiyor ve çocuk ortalarında, duman içerisinde....
İnanamıyor insan...

"Gidip uyaralım" diyoruz...
"Çocuğun yanında içmeyiniz, yazıktır."

Cesaret edemiyoruz...
Bir karşı laf söyler, tartışırız, rezil oluruz.
Niyetleniyoruz ama huzurumuz kaçar diye sinip kalıyoruz. 

Kaç kez arabanın içinde sigara içenleri gördüm, çocukları da yanında...

Çünkü bu ülkede, kapalı mekanların neredeyse tümünde sigara içiliyor.
Bir de herkesin inandığı yalanlar var.
"Burası aslında açık mekan..."
Güya "açılır" çatılar var ya... 
İki parmak aralıklar....

Dedim ya....
Herkesin inanırmış gibi davrandığı "yalanlar"la meşhur bu "devlet..."
Kuralsızlık en önemli kural...

Toplumsal dokumuzun her noktasından sızan bu samimiyetsizlik ve vurdumduymazlık üzerine düşünüyorum da...

Sahi, biz ne ara bu hale geldik?