Sağlıkta "tam mesai" krizini yazdığım günlerde, uzaklardan bir mektup aldım.
İsviçre'den!
"Çözüm kolay... İsteyen hekim istediği gibi çalışır; tam gün ya da yarım gün, hatta isterse haftada birkaç gün... Buna göre de ödenir..."
Baf doğumlu, 1976 Ankara Tıp Fakültesi mezunu, 92 gün Limasol'da esir kampında kaldığı için ihtisasını Türkiye'de yapamayan, bu nedenle Almanya'ya giden bir doktor Cemal Elmas... Almanya'da anestezi, yoğun bakım, ağrı tedavisi ve acil doktorluk ihtisasını tamamladıktan sonra İsviçre'ye yerleşmiş. Halen İsviçre'de bir hastanede aktif olarak çalışıyor.
Yarım asırdır kendi içine kapalı bir toplum için dünyanın en gelişmiş sağlık sistemlerinden birine sahip İsviçre deneyimi son derece önemli... Bu nedenle yazışıyoruz ve oradaki sağlık sistemini anlamaya çalışıyorum.
***
"İsviçre'de devlet; kamu ve özel tüm hastanelerin patronudur ve herkes temel sağlık sigortasına sahip" diyor Kıbrıs sevdalısı doktorumuz.
Genel sigorta zorunlu; kişi dilerse “özel” ya da “yarı özel” paketlerle kapsamını genişletebiliyor. Hasta, elindeki sigorta kartıyla kamu veya özel ayrımı gözetmeksizin hizmet alıyor.
En kritik nokta ise şu...
Hekim ile hasta arasında doğrudan "para ilişkisi" yok.
Hasta sigortasını ödüyor, hekim ise emeğinin karşılığını sigortadan alıyor.
Üstelik bu ücretler; ameliyattan basit bir pansumana kadar devletle yapılan anlaşmalarla önceden belirlenmiş durumda.
Bir önemli detay daha...
"Hastane ve kliniklerde yapılan her işlem merkezi sistemle bilgisayarda kayıtlı..."
***
Hasta nasıl hizmet alıyor peki?
"Hastalığı için önce ev doktoruna, vakit geçse nöbetçi özel doktora ya da hastane acil servisine gider. Hastaneler her hastaya, her saatte bakmak zorundadır. Özel ya da devlet hastanesi fark etmez, ücretler aynıdır ve parayı sigorta öder. Devlet de buna katkı sağlar. Devlet hastaneleri devletten baktıkları vaka sayısına göre ödenek alırlar. Hastane kendi kendine yeterli olabilmek için ekonomisinden sorumludur. Hedef, masrafları karşılamaktır."
***
Birkaç not daha...
• "İsviçre'de kadrolu doktor yok. Hepsi çalışma şartlarına göre sözleşmeli..."
• "Sağlıkta grev hakkı yok. Ancak hekimler kendi hakları ile ilgili gösteri yapabilirler. Eğer isteklerini halk benimserse - 100 bin imza toplamaları halinde - talepleri halkoyuna sunulur. Halk desteklerse hükümet veya ilgili bakan gerekli düzenlemeyi yapmak zorunda kalır."
"Yerinden yönetim" ilkesi dikkat çekici...
"Hastanelerin yönetimi, Sağlık Bakanlığı ve yerel yönetimler tarafından yürütülür. Her hastanenin işletme ve yönetim kurulu da seçimle göreve gelir. Hastaneler sigortalarla anlaşarak görev yapar."
***
Bu sistemde hekimlerin gelirlerini de merak ettim, sordum:
"Doktorların maaşları çok değişkendir. Kendileri ile hastane arasında belirlenir. Asistanlar yılda 70-90 bin İsviçre frangı kazanırlar, uzmanlar ise 100 bin ile 175 bin İsviçre frangı arasında yıllık gelir elde ederler. Bu rakamlar şeflerde yıllık 250 bin İsviçre frangına kadar çıkabilir. Rakamlar hastane ile yapılan sözleşmeye göre değişiyor."
Bir ilgimi çeken nokta da tüm hekimlerin, Tabipler Birliği'nin hazırladığı nöbet listelerine göre sistem içerisinde yer alması...
***
Dr. Elmas'ın kendi çalışma pratiğini de sordum...
"Ben devlet hastanesi sayılan bir vakıf hastanesinde çalışıyorum. Sabah saat 07.00'de işbaşı yapıyorum, akşam 18.00'de paydos... 8 gün içinde, ayda bir hafta sonu dahil sabaha kadar gece nöbetim var. Bu nöbetler maaşıma dahil. Bizim hastanemizde haftada bir ya da iki gün çalışan hekim arkadaşlarım da var. Sözleşmeleri buna göre ve o çalışma saatlerine göre de ücret alıyorlar."
İsviçre, kuşkusuz gelişmiş, zengin ve köklü bir federasyon. Kıbrıs’ın siyasal ve ekonomik gerçekliği elbette farklı. Ancak şu ilkeler evrensel...
• Herkes için zorunlu ve kapsayıcı sigorta...
• Kamu–özel ayrımını tek tarifede birleştiren düzenleme...
• Hekim ile hasta arasındaki doğrudan para ilişkisinin kaldırılması...
• Hekimin çalışma süresi ile ücret arasında açık, sözleşmeye dayalı bağ...
• Dijital ve merkezi kayıt sistemiyle şeffaflık, güvenlik, takip!
Şimdi biliyorum kimileri "İsviçre de neymiş" diyecek ya da "bizim kendi şartlarımız var" üzerinden başlayacak anlatmaya...
Nihayetinde İsviçre bir KKTC değil elbette (!)