Sadece Bir Kimlik Meselesi Değil, Demokrasi Meselesi

Aslı Murat

Vatandaşlık meselesi bu ülkede uzun yıllardır tartışılıyor. Ama artık meseleye biraz daha derinden bakmamız gerekiyor. Çünkü konuştuğumuz şey sadece bir kimlik verme meselesi değil. Bir toplumun geleceğinin nasıl şekillendiği meselesidir.

Vatandaşlık dediğimiz şey, devletin dağıttığı sıradan bir belge değildir. Bir ülkenin siyasal yapısına, demokratik iradesine ve toplumsal geleceğine doğrudan etki eden çok ciddi bir hukuki statüdür.

Tam da bu yüzden hukuk devletlerinde söz konusu süreçler belirli kurallara bağlı olur, hatta sınava bağlanır. En temelde:

Şeffaf olması gerekir.

Denetlenebilir olması gerekir.

Objektif kriterlere dayanması gerekir.

Çünkü vatandaşlık keyfileştiği anda mesele sadece hukuk meselesi olmaktan çıkar. Demokrasi tartışmasına dönüşür. Kıbrıs’ın kuzeyinde yıllardır yaşanan tartışmanın özü de budur aslında.

***

İnsanlar sadece “kaç kişiye vatandaşlık verildiğini” tartışmıyor. Nasıl verildiğini, hangi ihtiyaçla verildiğini, hangi planlamayla yürütüldüğünü ve neden çoğu zaman siyasi tartışmaların merkezine oturduğunu sorguluyor.

Bu konu uzun zamandır sağlıklı bir nüfus politikası, toplumsal planlama ya da eşit yurttaşlık anlayışı üzerinden tartışılmıyor.

Daha çok siyasal saikler üzerinden tartışılıyor. İşte tam da bu yüzden toplumdaki güvensizlik büyüyor.

Çünkü vatandaşlık, bir toplumun kaderini belirleme hakkıyla doğrudan bağlantılıdır. Küçük toplumlarda ise bu mesele çok daha hassastır.

Vatandaşlığın plansız, denetimsiz ve siyasi hesaplarla dağıtılması, toplumdaki adalet duygusuna zarar verir, insanların yönetime ve seçimlere olan güvenini zedeler, bu ülkeye ait hissetmesini zayıflatır. Bu yüzden insanların kaygı duyması gayet anlaşılabilirdir.

Geçtiğimiz günlerde kamuoyuna yansıyan tablo, bu kaygıların ne denli haklı olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.

Hükümet, aralarında geçmişi tartışmalı isimlerin de bulunduğu iddia edilen yaklaşık yüz kişiye istisnai yollarla yurttaşlık verdi. "İstisnai" sözcüğü burada önemlidir. Çünkü istisna, hukukun çerçevesini zorlayan bir kapıdır.

Üstelik mesele sadece vatandaşlık verilen kişiler de değildir. Yıllardır burada yaşayan, emek veren, çocuk büyüten, bu toplumun bir parçası olmuş ama hâlâ hukuki belirsizlik yaşayan çok sayıda insan da var.

Bir tarafta gerçek anlamda hayatını burada kurmuş insanların yaşadığı belirsizlik sürerken, diğer tarafta çoğu zaman seçim yatırımı görüntüsü veren vatandaşlık uygulamaları toplumdaki adalet duygusunu daha da aşındırıyor.

İnsanlar eşitlik görmek istiyor.

Kural görmek istiyor.

Tutarlılık görmek istiyor.

Mevcut hükümetin tek tutarlı tarafı ise; keyfilik, yolsuzluk ve adaletsizlik.

***

Vatandaşlık aynı zamanda bir aidiyet ilişkisidir. Ama aidiyet dediğimiz şey sadece kimlik kartıyla kurulmaz. Ortak yaşamla kurulur. Toplumla bağ kurarak, sorumluluk alarak, birlikte yaşayabilme iradesi göstererek oluşur.

Bugün belki de en çok kaybettiğimiz şeylerden biri de budur:

Aktif yurttaşlık bilinci.

Çünkü gerçek yurttaşlık sadece seçim günü sandığa gitmek değildir.

Yaşadığı topluma karşı sorumluluk hissetmektir.

Kamusal meselelerle bağ kurmaktır.

Demokrasiye sahip çıkmaktır.

Eleştirebilmektir.

Hesap sorabilmektir.

Bir toplum ancak aktif yurttaşlarla güçlenebilir.

Ve yurttaşlık bilinci aşındığında geriye güçlü bir toplum kalmaz. Sadece yönlendirilen bir kalabalık kalır.

***

O yüzden meseleye sadece “kim vatandaş oldu” düzeyinde bakmak da yetmez. Yurttaşlık yasasında köklü bir reforma ihtiyaç var. Bu doğrultuda yürürlükteki mevzuatın keyfiliğe alan açan yapısı değiştirilmeli, somut kriterler ve denetlenebilir uygulamalar oluşturulmalıdır.

Ayrıca esas meseleden de kaçmamak gerekir:

Nasıl bir toplum olmak istiyoruz?

Kuralları olan bir hukuk devleti mi?

Yoksa siyasi ranta göre şekillenen çürümüş bir yapı mı?

Bu mesele artık çok daha açık, şeffaf ve demokratik bir zeminde konuşulmak zorunda.

Çünkü yurttaşlık duygusu zayıfladığında, ortak gelecek duygusu da zayıflar. Yurttaşlığın değersizleştiği yerde ise memleket fikri çözülmeye başlar.