Ruh sakatları cumhuriyeti

Neşe Yaşın

Hatırlayabilmek için unutmak zorundayız. Başka türlü başa çıkamayız bu süregelen kayıt düzeneğiyle. En büyük hatıra unutuştur diye yazmıştım bir şiirimde. Hatıralarımız masum değil. Çizgisel bir düzlemde hatırlamıyoruz. Farklı zamanlarda yaşanan benzer durumlar iç içe geçiyor öncelikle. Bir bağlam kuruyoruz ve buna uygun kayıtlarla boşlukları doldurup bazen de onları tahrif ederek oluşturuyoruz anlatıları. Geçmişten gelen bohça, bazı ön kabuller ve yargılar biçim veriyor anlatımıza. Oysa her şey hatıraya dair bu hayatta. Her an bir saniye sonra bir hatıra. Her türlü anlatıdan kuşku duymamız mı gerekiyor bu durumda?

Dediydim dediydi konuşmaları kadar beni geren bir şey yok. Kalbi kıran, can sıkan biri için kuruluyor bu anlatılar. Ben ona böyle dedim o bana şöyle cevap verdi şeklinde. Bunun telefon oyunu versiyonları daha problemli. İkinci ya da üçüncü elden anlatılar yani. X, Y’ye şöyle demiş o da ona şöyle cevap vermişin birkaç adım bile ötesi. Hele “senin için de şöyle demişler” kısmı birden başka bir kıvılcım çaktırıp kalbi paramparça edebiliyor. Bu tip konuşmalara muhatap olmamak için kendini yalnızlaştırmaya başlıyorsun.

Günümüzde farklı bir durum var. Artık konuşmalar büyük oranda kayıt altında. Kayıt altındaki konuşmalar ne kadar masum o da tartışılır ama. Dili kullanmak konusunda ne kadar yetenekli olduğumuz bir yana beden dili, yüz ifadesi ve ses tonu yoksun bu kayıtlarda. Kafa karıştıran emoljiler de cabası. Hiç sizin orada olmadığınızı düşünen birinin bir başkasıyla mikrofon açık halde konuşmasına tanık oldunuz mu? Siz oradayken üçüncü tekil şahıs olarak sizden bahsedilmesine yani. Felaket bir durumdur bu. Aynı kişinin size yazdığı mesajlara dönüp sağlamasını yapabilirsiniz. Yüze söylenmeyen çok rahat ifade ediliyor arkadan.

Hayatını başkalarının yanlışları ve ihanetlerine öfkelenerek geçiren insanlara acıyorum. Sürekli kendini yıpratmak demek bu. Ardından gelecek olan yalnızlaşma, mesafe koyma hali sonuçta. Bunu önceden yapmak da mümkün oysa.

İnsan içini acıtanı bir başkasıyla paylaşmak istiyor diğer yandan da. Birisinin size söylediği bir cümle içinizi paramparça ediyor, hatta bazen paralize bile oluyorsunuz bu cümlenin gölgeleriyle. Bir başkasına söylüyorsunuz filanca bana böyle dedi diye. O bazen başka bir boyuttan yaklaşıp durumu hafifletiyor bazen ise daha da güçlendiriyor iç kırıklığınızı. Paylaşmak istiyorsunuz ama bunu, içinizde dolaşan zehrin etkisini hafifletmek istiyorsunuz çünkü. Sizi kıranın yüzüne söyleyemiyorsunuz ne kadar kırıldığınızı. Daha da acımaktan ve ilişkinin karmaşıklaşmasından korkuyorsunuz kimi zaman. Yarayı sessizce kabullenmenin daha hayırlı olabileceğini düşünüyorsunuz. Zaman içinde bağışlıyorsunuz hatta. İki doğru bir yanlışı silebiliyor.

Bazı cümleler içinize saplanıp kalıyor, bazı yaralar hiç kabuk bağlayamıyor diğer yandan da. Ömür boyu taşıyacağım böyle cümleler var hayatımda. Bunu işiteceğime ölsem denebilecek cümleler. Zaman aşındırıyor elbet onların etkisini ama o kayıtlar kolay kolay unutuş zonuna giremiyor. Çok güçlü ve de henüz keşfedilmemiş bir panzehir gerekiyor kimileri için. Unutuş için ölüm gerekiyor belki de. Alzheimer’in bir nedeni de bu tür kayıtlar olabilir mi diye düşünmüşümdür çoğu zaman.

Bütün bunların en etkili tedavisi sanat ve edebiyatta. Gerçeğin kalbine yakın duran kurguda hatta. Gerçek kolay ele geçirilemeyen bir şeydir çünkü çoğu zaman. Metaforlar, alegoriler yardımcı olur ona yaklaşmamıza. Yanardöner bir şeydir kimi zaman gerçek, derinlerdedir ama sadece üstü kazımışızdır biz.

Bir başkasını anlamaya çalışırız, bir başkası adına üzülürüz, kimi zamansa utanç duyarız. Öfke duymaktan daha iyidir bunlar. Öfke yakıcı bir şeydir. Bazen dönüşümü gerçekleştirmek için işe yarar elbette. Şiddete evrilen öfke problemlidir ama.

Öyle çok kalp kırıklığı var ki dünyada. En kalabalık ülke Ruh Sakatları Cumhuriyeti belki de. İnsanın macerası karnından çıktığı annenin bir öteki olduğunu anlamasıyla başlıyor. Yalnızlığı başarabilenler daha sağlam basıyorlar yere. Gerisi ise güçlü bağlar kurabilmeye kalıyor. Yalnızız, bunu kabul etmek önemli öncelikle. Yalnızlar olarak kalabalığız ama. Bu da bir varoluş tesellisi.