Popülizmin Gölgesinde Güney Kıbrıs Seçimleri

Asım Akansoy

Pazar günü Güney Kıbrıs’ta yapılacak seçimlerin, siyasi dengeleri köklü biçimde değiştirme kapasitesi sınırlı görünüyor. Ancak önceki tabloyla karşılaştırıldığında özellikle faşist ELAM’ın kısmi yükselişi dikkat çekiyor. Bunun yanında Doğrudan Demokrasi hareketi ile ALMA’nın öne çıkması da üzerinde durulması gereken önemli gelişmeler arasında yer alıyor.

İki merkez parti olan DİSİ ve AKEL’in bu seçimlerde oy kaybedeceği biliniyor. Özellikle Kliridis’in partisi DİSİ’nin yaklaşık yüzde on, AKEL’in ise yüzde dört civarında oy kaybetmesinin üzerinde durulması gerekir.

Popülizm çağı, kurumsal partilerde ciddi yıpranmaları beraberinde getiriyor. Belirsizliğin yarattığı siyasal alanın, örgütlü siyasi partileri önemli ölçüde etkileyebildiği bir gerçek. Bu yalnızca Kıbrıs’a özgü değil; dünya genelinde de yoğun biçimde tartışılan bir olgu. İdeolojik eksenden uzaklaşan siyasette, yolsuzluk ve göçmen karşıtlığı popülist partilerin en fazla beslendiği iki temel başlık haline geliyor.

Neoliberal dönemle birlikte eşitsizlik, yoksulluk ve istikrarsızlık kapitalizmin en belirgin karakteri haline geldi. Neoliberal politikalar yoksulluğu ve güvencesizliği derinleştirirken, toplumsal katmanlar arasındaki gelir adaletsizliğini büyüttü. Bugün dünyada yaşanan orta sınıf krizinin arkasındaki temel neden de budur. Gidişat, en üst yaklaşık yüzde onluk kesim ile toplumun geri kalanı arasında korkunç bir ekonomik uçurum yaratıyor. Bu durum yalnızca ekonomik bir veri olmaktan çıkıp, kapitalizmin toplumsal dayanağı olan orta sınıfı aşındıran yapısal bir çelişkiye dönüşüyor.

Öte yandan küresel kapitalizmin kontrolsüz sermaye ve emek hareketleri yerel toplumsal kesimleri olumsuz etkilerken, ucuz göçmen iş gücü birçok yerde yerli nüfus tarafından düşmanlık düzeyinde tepkiyle karşılanıyor. Farklı toplumsal tabakalar kimlik siyasetine sarılarak yabancı düşmanlığını ırkçılığa kadar vardırabiliyor. Aynı şekilde sistemin büyük ölçüde yolsuzluk ilişkileriyle şekillenmesi ve en üst yüzde onluk kesimin bu düzenden yoğun biçimde yararlanarak zenginleşmesi, yolsuzluk karşıtı toplumsal tepkiyi de büyütüyor.

Güney Kıbrıs seçimlerinde partilere baktığımızda, ALMA tamamen yolsuzluk karşıtı söylem üzerinden hareket ederken Kıbrıs sorunu ya da ekonomi gibi temel başlıklarda belirgin bir perspektif ortaya koymuyor; daha çok belirsizlikten besleniyor. Yine Fidias Panayiotou’nun Doğrudan Demokrasi hareketi de popülizmin merkezinde duruyor ve siyaseti belirli bir çerçeveye oturmuyor; hatta siyaset bile yapmıyor denebilir. Bu iki yapıdan daha önemli görülebilecek Volt Europa ise Avrupa Birliği eksenli bir siyaseti merkezine yerleştiriyor. Barajı geçmesi beklenen partilerden biridir.

Burada önemli bir algıyı da not etmek gerekiyor: Özellikle genç seçmenler arasında, “denenmemiş” yeni partilere fırsat verilmesi yönünde güçlü bir eğilim oluşmuş durumda. Faşist ELAM’ın gerçek oy potansiyelinin yüzde altı-yedi bandında olduğu düşünülse de, göçmen karşıtlığının yarattığı atmosfer nedeniyle bu seçimde oylarını yaklaşık yüzde beş artırması çok büyük sorun.

Güney Kıbrıs’ta her zaman düşük oy oranlarıyla siyaset üzerinde etkili olabilen DİKO ve özellikle EDEK’in bu seçimlerde erime yaşaması da dikkat çekicidir. EDEK’in baraj altına düşme riskiyle karşı karşıya olması, DİKO’nun ise yaklaşık yüzde dört oy kaybetmesi, siyasi sistemin dönüşen kurumsal dinamiklerini gösteriyor. Uzun yıllar sistemin küçük ortakları olan bu iki partinin gerilemesi, Vasos Lyssarides ve Spyros Kyprianou çizgisindeki geleneksel Makariosçu siyasetin daraldığı anlamına mı geliyor? Aslında tam olarak değil. Daha çok, bu siyasal hattın farklı partilere dağılmış olduğunu gösteriyor denebilir.

İçinde bulunduğumuz popülist momentte, popülist siyasi partilerdeki dalgalanmalar büyük iniş ve çıkışları beraberinde getirir. Siyasi partilerin birkaç yıl içinde hızlı yükselişler ya da sert düşüşler yaşaması artık olağan hale gelmiştir. Ancak siyasal modeli insan odaklılık, örgütsel kapasite ve demokratik kurumsallık üzerine kuran partiler, konjonktürel gerilemeler yaşasalar bile uzun vadede kalıcılıklarını koruyabilmektedir. Dünya örnekleri bunu açık biçimde göstermektedir.

Bu noktada özellikle vurgulamak gerekir ki popülizm, siyasi bir tercihtir ve bugüne kadar hiçbir yerde sürdürülebilir olmamıştır. Siyasal sistemler eninde sonunda yeniden kurumsal ve ilkesel değerlere; insanı, ilkeleri, katılımı, temsiliyeti ve örgütlü siyaseti merkeze alan yapılara yönelmektedir.

Güneydeki seçimlerde AKEL ile DİSİ’nin yine başa baş bir sonuçla sandıktan çıkması bekleniyor. Ancak eskiye kıyasla oy kaybetmiş olsalar bile, siyasal sorumluluğun ağırlığı yine büyük ölçüde onların omuzlarında olacaktır.