Polis ve kaş-göz…

Mert Özdağ

 

“Polis sivile bağlayalım…”
Uzun yıllar konuşulmuş, hatta kimi zaman da 'sloganlaşmış' bir söylem…
Şimdiki hükümet programında da yer alıyor.
Sivilleşmenin en önemli ayağı sayılan polisin sivile bağlanması, yine gündemde…
Tam da polis terfilerinde haksızlık yapıldığına ilişkin iddiaların tavan yaptığı bir dönemde…
Özer İnsan’ın cenazesinde yaşananlar da polisin durumunu yeniden tartışmaya açtı.
                                                                               ***
Türkiye’de polis sivile bağlı…
Türkiye medyasında bir süredir bir konuyu tartışıyor.
Gezi Parkı olayları ile gündeme gelen 'polis şiddeti' nedeniyle ölümler yaşandı…
Hepimiz izledik.
Birçok kişi gözünden oldu, kalıcı sakatlıkla yaşama tutundu.
Ve bir polisin basına yaptığı yorum da yaşananları gözler önüne seriyordu.
Adı açıklanmayan kıdemli bir polis memuru sokaklardaki şiddet uygulayan çevik kuvvet polislerinin % 90’ının AKP iktidarı tarafından istihdam edilen, cemaate bağlı, 22-24 yaşlarında olduğunu söylüyordu…
Yani siyasi iktidarın emrinde, güdümünde bir kuvvetten söz ediyordu.
Bu yorum ile bizdeki partizanlığı yan yana koyduğumda korkunç bir manzara karşılıyor beni…
Yani biz, bu halimizle, polisi sivilleştireceksek vay halimize!
UBP’nin iktidar olduğunu düşünün!..
Poliste partizan atamalar, terfiler…
Aman Tanrım…
Düşünmek bile istemiyorum.
Polisi sivile bağlarken içine partizanlığın girmeyeceği bir yapıyı da oluşturmak zorundayız.
Yoksa kaş yaparken gözün çıkması kuvvetle ihtimaldir. 

***

Partiler ne alemde?

Seneye yerel seçim var…
Bu kez belediye başkanlarını seçmek için sandık başına gidecek yurttaş.
Pek de uzak değil…
3-4 ay sonra “kimler aday” şeklinde gündem oluşacak.
Siyasetin en dağınık olduğu dönemde, partiler yine bir seçim için yarışmak zorunda kalacak.
İktidarda yıpranan UBP belli ki bu seçimden de yenilgi ile çıkacak.
Geçen seçim devreye konan “DP ile ittifak” da bu kez mümkün görünmüyor.
Derviş Eroğlu’nun parti içindeki müdahalelerini de düşünürsek yine bir iç karışıklıkla seçime yürüyecek UBP…
Peki DP’ye ne demeli…
İçin için kaynıyor DP de…
Parti genel sekreteri Bengü Şonya’nın önceki gün bir internet sitesinde kaleme aldığı yazı çok tartışılacak cinsten…
“Hanedanlar sürsün, makamlar babadan oğla geçsin…” diyor Şonya yazısında…
Yani “hanedan” diyerek Eroğlu’na taş atıyor, “makamlar babadan oğla geçsin” diyerek Denktaşları eleştiriyor…
Hem de DP’nin genel sekreteri olarak…
UG ekibine gösterdiği tepki ile de bilinen Şonya’nın parti içinde büyük bir krizi ateşlediği aşikar…
Böyle bir hava ile yerel seçime adım adım yaklaşıyor DP…
Gelelim TDP’ye…
TDP da istifa etmiş bir başkan ve MYK var görevde…
Mehmet Çakıcı’nın TDP başkanlığına aday olarak “güven tazeleme” niyetinde olduğunu söyleyenler az değil…
Ancak böyle bir ihtimali zayıf görüyorum ben…
Büyük ihtimalle yeni bir başkanla yola devam edecek TDP…
Ve kurultayından 6 ay sonra da seçime girmek zorunda kalacak.
Genel seçimde aldığı büyük yenilgiyi hala içinde tartışan TDP’de henüz dağınık bir yapı var.
Ve gelelim CTP’ye…
Parti içi sorunların tartışılması diğer partilere inat CTP’ye yarar sağlıyor bence…
Özellikle facebook üzerinden bir süre 'hararetle' devam eden politik tartışmalar, şimdilik sakinleşmişe benziyor.
Ve böyle giderse de çok tantanalı bir kurultay beklemiyor CTP’yi…
Seçime en hazır parti konumunda CTP var yine.
Şimdilik nabız bu yönde… Seçim yaklaştıkça irdelemeye devam edeceğiz…