Polis Genel Müdürünün saygınlığı önemli değil mi

İbrahim Özejder

Dolandırıcılıkla ilgili bir haberde isminin geçmesi, ünvansız, yetkisiz, herhangi bir kişi gibi, ünvan sahibi, yetkili, tanınmış bir kişinin de şeref ve haysiyetini olumsuz etkiler

Yetki ve güç kışkırtıcıdır. Gücün, kişisel, ailesel, grupsal çıkarlar için kullanması olasılığı yüksektir. Bu yüzden yukarıdan aşağıya tüm yetkililerin, medya gözetimini üzerlerinde hissetmeleri, sağlıklı bir demokrasi açısından çok önemlidir


KKTC Anayasası madde 14

(4)Kişinin şeref ve haysiyeti dokunulmazdır. Herkes buna saygı göstermek ve korumakla yükümlüdür.

Medya Etik Kurulu “Gazetecilik Meslek İlkeleri” madde 5:

‘Zanlıların, sanıkların ve mahkûmların yakınları, işlenen fiille açıkça ilgili bulunmadıkça ve olayın doğru anlaşılması için gerekli olmadıkça teşhir edilmemelidir.’

Geçen hafta gündemimizi meşgul eden haberlerde, dolandırıcılıkla suçlanan kişinin kayınvalidesinin Polis Genel Müdürü olduğunun açıklanması, anayasa ve medya etiğine aykırı değil mi?

Hayır...

Zanlı Yakınları ‘güçlü’ değilse

Önce şunu belirtelim; eğer zanlının yakınları arasında toplumsal konumundan dolayı güçlü bir kişi yoksa ve olayla herhangi bir bağlantısı bulunmuyorsa, ne kayınvalidesi ne kayınpederi ne kardeşi ne annesi ne babası ne de herhangi bir yakınının adı yazılamaz. Yazılırsa kişinin saygınlığı zedelenir, kişilik hakları saldırıya uğramış olur.  Gazetecinin buna hakkı yok.

Ancak, zanlının yakınları arasında üst düzey bir kamu görevlisi varsa, o kişinin adı haberde yazılabilir(her koşulda değil). Kaçınılmaz olarak, kişinin saygınlığı ‘yayın yoluyla’ zedelenmiş olur.

Dolandırıcılıkla ilgili bir haberde isminin geçmesi, ünvansız, yetkisiz, herhangi bir kişi gibi, ünvan sahibi, yetkili, tanınmış bir kişinin de şeref ve haysiyetini olumsuz etkiler. Nitekim, haberlerde adı geçen müdürün saygınlığının zarar görmediğini söyleyemeyiz. Burada, kamu yararının sağlanması adına kişilik haklarının zedelenmesinin göze alındığını görüyoruz. Çünkü hukukta kamu yararı, kişilik haklarından önde gelir.

Tersini düşünelim

Eğer, gerekçe ne olursa olsun, yetkililer veya güçlü kişilerin ismi, yakınları suç işlese de haberlerde yer almayacak olsaydı ne olurdu? Bu durumda devlet görevlileri ve güçlüler, ‘özel hayatın gizliliği’ ve ‘kişilik haklarının dokunulmazlığı’  arkasına saklanarak, ‘kamu zararına’ etkinliklerini daha rahat gerçekleştirmeyecekler miydi? Daha fazla yolsuzluk, daha fazla dolandırıcılık  yapılmayacak mıydı? Veya daha fazla rüşvet verilmeyecek miydi?

Kamu görevi hesap vermeyi gerektirir

Bütün kamu görevlileri, ellerindeki yetki ve gücü nasıl kullandıklarına dair hesap vermek zorundadırlar. Çünkü ellerindeki gücü, kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde kullanabilirler. Gücü bizzat kendileri kullanabildiği gibi, damat örneğinde olduğu gibi yakınları da kullanabilir. Polis Genel Müdürü’nün gücünün, sıradan bir kamu görevlisi gücü olmadığını da hesaba katmalıyız. Devletin en güçlü kişileri listesinde belki de ilk 20 arasında  yer alır.

‘Özel hayatın gizliliği’ ve ‘kişilik haklarını koruma’ gerekçeleriyle, yakınlarının yolsuzluk ve dolandırıcılık eylemlerinden, devletin güçlü kişilerin isimlerini arındırarak topluma haber sunmak, medya etiğini değil, medya özgürlüğünü sorunlu hale getirir.

Demokratik, şeffaf yönetim anlayışı yetkililerin, sadece devletin denetim kurullarına, sayıştaya,  yargıya değil, kamuoyuna da hesap vermesini gerektirir.

Medya, kamuoyu adına idari süreçleri gözetlemekle görevlidir. Devletin üst (ve alt) kademe yöneticilerinin, (özellikle de maddi kaynakların kullanımına yönelik) kararları, gazeteciler tarafından mercek altına alınmalıdır. Medya gözetimi iki işlevsel sonuç doğurur:
1. Varsa, yolsuzlukları ortaya çıkarır.
2. Yolsuzlukların yapılmasını engeller.

Yetki ve güç kışkırtıcıdır. Onu elinde bulunduranların, kişisel, ailesel, grupsal çıkarlar için kullanmaları olasılığını taşır. Bu yüzden yukarıdan aşağıya tüm yetkililerin, medya gözetimini üzerlerinde hissetmeleri, sağlıklı bir demokrasi açısından çok önemlidir.