Polis 7 Yasa İstemiş, İngiliz İpi olan Var mı?!…

Kutlay Erk


1972 yılı, Ankara… Sıkıyönetim döneminde bir gece… Üç arkadaş dolmuşa bindik… Şoförün yanında oturan yolcu bize baktı ve şoföre “karakola çek” dedi… Dolmuştaki diğer yolcular inmek istedi, aynı adam şoföre onları indirmesini söyledi…

Karakola vardık… Adam kapıdaki polisi çağırdı, onun nezaretinde dolmuştan indik, içeri karakol amirinin yanına götürüldük. Adam, amire “Ben muhbir vatandaşım, bunlardan şüphelendim, soruşturma için size getirdim. Adımı adresimi yazın… Ben yarın gene gelip ilgileneceğim, eğer bunlar aranan şahıslarsa, ödülüm için başvuru yapacağım.” dedi ve gitti… ‘Sıkıyönetim yöntemleri’ ile sorgulandık… Bizi aramıyorlarmış!.. Sabah serbest bıraktılar.  Karakol amiri, ödül avcısı muhbir vatandaşların ipsiz-sapsız ihbarlarından bıkmış usanmış ve uzun saçlarımızı kastederek, “ya saçlarınızı kesin, ya da buralarda dolaşmayın” dedi… Deniz Gezmişleri, Mahir Çayanları ihbar edenler de ‘ödülcü’ muhbirlerdi…

Mahir Kaynak… 1970’li yılların ‘efsane ajan provokatörü’… 1971 darbesi öncesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrenci hareketinin en eylemci isimlerinden, sol slogan üreticisi, sol öğrenci hareketine nerdeyse lider olacaktı ama MİT ajanı olduğu ortaya çıktı. Örgüt toplantılarına katılanların üstünü arardı ama dinleme cihazını kendisi taşıyordu! MİT’in örgütler içine yerleştirdiği ajan provokatörlerden biri idi… Bunların bazıları da hapisteki devrimciler arasına sokulur, hapishane odalarında devrimcilerin sohbetlerini ‘en devrimcisi’nden kışkırtarak, ‘en örgütcüsü’nden senaryolar yazarak diğerlerinden bilgi sızdırması ve sıkıyönetim yetkililerine aktarması sağlanırdı… Ve hatta bunların bazıları hücre arkadaşını sonradan işkence ile sorgulayan polis olarak ortaya çıkıyordu…

Ve mesela, Türkiye derin devletinin CTP içinde önemli görevler yapan iki kişi yerleştirdiği Ergenekon dosyalarında geçiyordu… Ve hazır CTP ile ilgili deneyimlere gelmişken, bir deneyimi daha paylaşalım…

Annan Planı döneminde yapılan Parti Meclisi ve MYK toplantılarına girişte, üyelerin cep telefonlarını kapatması, oda dışında tutması ve hatta cihazın pilinin de çıkartılması isteniyordu… Gezici dinleme aracı varmış, Parti binası çevresinde dolaşıyormuş, dinleniyormuşuz… Bir başka anımsatma… Başbakanlığı döneminde, Denktaş’a karşı Cumhurbaşkanı adayı olan Eroğlu’nun “MİT beni dinliyor, izliyor” çıkışı ve akabinde de can güvenliği olmadığı iması yaratarak cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turundan çekilmesi…
Bir başka deneyim… Bir köyde birisi yeni bir bakkaliye açtı ama kısa süre sonra hakkında ‘PKK sempatizanı’ ihbarı olduğu için yaka-paça sınır dışı edildi… Sonrasında, CTP hükümeti döneminde durum araştırılınca, ihbarı yapanın köydeki diğer bakkal olduğu anlaşıldı, belli ki rekabet derdi ile karalama yapmış… Sınır dışı edilen geri dönme hakkını kazandı… Benzeri durumlar TMT döneminde de yaşandığı hep hikaye edilir… Bazı TMT üyeleri, kişisel nedenlerle sorun yaşadığı ve husumet duyduğu insanları TMT’ye İngiliz veya Rum casusu olarak ihbar edermiş; TMT de icabına bakarmış… Öğretmenler sendikası, demokratik kitle örgütleri, CTP ve benzerleri kurulduğunda ve yıllarca ‘suç örgütü’ muamelesi gördüğü hafızalardadır; neler yaşandığını burada yeniden yazmaya Kıbrıslı Türklerin ve özellikle CTP’lilerin ihtiyacı yok…

Bütün bu ve benzeri deneyimlerden geçmiş CTP ve kadroları ve hele ki Türkiye’de sıkıyönetim dönemlerini yaşamış CTP kadroları, bunları ve daha nice benzer yaşanmışlıkları unutmuş olamaz… Bugünlere oralardan geçerek ve o rejimleri uygulayanlara karşı demokrasi kavgası vererek ve “daha fazla demokrasi – daha fazla özgürlük” diyerek ve böyle denildiği için de bedeller ödeyerek geldik. Bunlara rağmen, hiç kimse yanlış anlamasın ama CTP’nin büyük ortak olduğu mevcut hükümetin, polisin istediği yedi yasayı meclise sevk edecek olması, çok üzücü bir gelişmedir. Terör, şiddet, uyuşturucu, kadın ticareti, insan kaçakçılığı, organ ticareti gibi konulara karşı yasaları etkinleştirmek, güncellemek ve düzenlemek polisten önce ülkeyi yöneten siyasetin işidir; inisiyatif polisten gelmemeliydi ama neticede bir ihtiyaç canlandırılmış oldu.

Ancak, polisin getirdiği yasa önerilerinde esas sorun, kişileri gizlice dinleyebilmek ve dinlediğini veya gözetlediğini habersizce kayda almak, bu amaçla teknik cihazlarla donatılmış araçlar kullanmak, ‘suç örgütü’ diyerek örgütlenmeyi kısıtlayacak – caydıracak - pişman edecek gerekçeler yaratmak, örgütlere casuslar ve ajan-provokatörler yerleştirmek, muhbir kullanmak ve muhbirliği özendirmek amacıyla ödüllendirmek ile ilgili olanlardır. Ve can sıkan tarafı da bu yasaları CTP hükümetinin meclise aktaracağıdır… CTP hükümetinin yapması gereken, bu yasaları polise anında iade edip, “biraz daha ciddi olalım lütfen” demekti… CTP hükümetinin yapması gereken, polisin gayri resmi olarak yaptıklarını engelleyecek girişimler yapmaktı, resmileştirme girişimine vasıta olmak değil… “İnsan hakları açısından risk vardır” gibi açıklamalar da tatmin edici değildir… Ne riski?! Düpedüz faşist – baskıcı yasalar bunlar… Yaşadıklarımızı yaşamasaydık, bilmeseydik, görmeseydik, risk analizi yapalımdı… Bunca yaşananlar halen hafızlarda canlı iken, ‘risk’ yorumu yapmak fantezi kalıyor… Bir de mecliste ‘anavatan, asker’ muhibbi sağ oyların fazlalığı da göz önüne alınırsa, risk değil, ne ile karşı karşıya olduğumuzu anlamamak mümkün değil; bile bile lades…

Ve öyle anlaşılıyor ki, iş gene CTP Parti Meclisi’ne kalacak… İyi ki vardır… Yoksa, asılmak için en sağlam olarak bilinen ‘İngiliz ipi’ arayacaktık…