“Plarku’yu kaçıran ekip, Sotiris’i de kaçırmış olabilir…”

Sevgül Uludağ

Pergama yöresinde “kayıp” edilen Sotiris Andrea Pilatu’nun ailesi, oğullarının akibetini bilmek istiyor…

Pergama yöresinde “kayıp” edilen Sotiris Andrea Pilatu’nun ailesi bizimle temasa geçerek, “kayıp” akrabalarının akibetini bilmek istediklerini belirttiler, bu konuda araştırma yapmamızı istediler.

“Kayıp” Sotiris’in bir yakını “Plarku’yu kaçıran ekip, Sotiris’i de kaçırmış olabilir. Bunların “kayıp” edilme tarihleri yakın yakındır” dediler.

Hatırlanacağı gibi Celyalı bazı Kıbrıslıtürkler, Andreas Plarku’yu İngiliz üsler bölgesinden alarak kendisini Alis Bar’a getirmişler ve buradan kaçırarak “kayıp” etmişlerdi. Plarku, bir Celyalı’dan satın almış olduğu bazı inekler için makbuz almak nedeniyle bazı Celyalılar’la buluşmak üzere Dikelya İngiliz Üsler Bölgesi’ne gitmişti – üzerinde 2-3 bin Kıbrıs Lirası kadar bir para vardı ve bir akrabasına ait Lancia marka yeni bir arabayla oraya gitmişti.

Plarku’yu Alis Bar’a götüren bazı Celyalı Kıbrıslıtürkler, daha sonra onu buradan kaçırmışlar ve “kayıp” etmişler, üstündeki parayı alarak arabasına da el koymuşlardı. Araba daha sonra Pergama’da görülmüştü.

Plarku’dan geride kalanlar daha sonra Kayıplar Komitesi’nin kazılarında Afanya’da bulunarak DNA testleriyle kimliği tespit edilmiş ve 2014 yılında defnedilmek üzere ailesine iade edilmişti…

Plarku’nun akibetini araştırırken, 1974’te Pergama-Pile yöresinde bazı Kıbrıslıtürkler’in bir “tim” kurarak bazı Kıbrıslırumlar’ı üsler bölgesinden kaçırmak için çeşitli girişimler yaptıkları yönünde söylentilere de rastlamıştık.

Sotiris Andrea Pilatu’nun bir akrabası bize göndermiş olduğu yazıda şöyle diyor:

“Sotiris Andrea Pilatu, 1974’te 386ncı piyade taburunda idi. 1974 yılının Ağustos ayı sonlarında Türk ordusu Aheridu, Galopsida ve Ahna köylerini işgal edince, Sotiris’in babası Andreas ile annesi Eleni Pilatu, kaldıkları Avgoru köyünden güvenlik nedeniyle ayrılarak, İngiliz Dikelya Üssü’ne gitmişlerdi. Sotiris’in babası Andreas, Kıbrıslıtürk köyü Pergama yakınlarında, Alis Bar’ın yanında Anzioüsstünde çalışmaktaydı.

Türk ordusunun ikinci işgali ardından ateşkes sağlanması sonrasında 7 Eylül 1974’te Sotiris, bir seferi olarak görev yapmakta olduğu piyade birliğinden bir günlük izin almıştı. Aynı birlikte asker olan Paralimnili Nikos Kiriaku, Sotiris’in arkadaşı idi – yanlarında başka arkadaşları olmak üzere o gün sabah saat 08.30-09.00 sularında onu arabasıyla Dikelya İngiliz Üsler Polisi’nin bulunduğu yerde bırakmıştı. Sotiris, izin süresi az olduğundan arkadaşına Antzio kampının nerede olduğunu bildiğini söylemiş ve kendisini oraya bırakacak birini bulacağını belirtmişti. Arkadaşları da kendisine akşamüstü saat 4’te kendisini arayacaklarını belirtmişlerdi. Akşamüstü gidip onu aradıklarında bulamamışlar ve askeri birliklerine geri dönmüşlerdi. O noktadan sonra Sotiris’in tüm izleri kayıptır.

Bir süre sonra Kıbrıs ordusu onun askeri terk etmiş olduğunu duyurdu. Böylece askeri mahkemeye çıkan Sotiris’in ana-babası ve arkadaşları, neler olduğu hakkında tanıklık ettiler. O günden sonra da Sotiris kayıp şahıslar listesine konuldu.

Gerek benim babam Kiriakos, gerek dedem Andreas, gerekse halamın kocası Mihail Skordu, İngiliz üslerinde çalışmaktaydı. Eniştem Mihail Skordu, İngiliz Üsler Bölgesi’nde bir teknisyen olarak çalışmaktaydı ve ısıtıcıları tamir etmekteydi – burada birlikte çalıştığı bazı Kıbrıslıtürkler’i de tanıyordu.

1975 yılında Haziran-Eylül arası bir dönemde iyi bir arkadaşı olan bir Kıbrıslıtürk’e Sotiris’in hikayesini anlattı ve eğer amcam Sotiris’i bulabilirse, ailenin kendisine bin Kıbrıs Liralık bir ödül vereceğini söyledi. Bu Kıbrıslıtürk de bir araştırma yaptıktan sonra eniştem Mihail’e, Sotiris’i bulduğunu, Timbu’da (Kırklar) H. adlı bir Kıbrıslıtürk’e ait bir tür mandrada kilitli tutulduğunu söyledi.

O zaman eniştem bu Kıbrıslıtürk’ün doğru söyleyip söylemediğini anlamak için kendisine o mandraya gitmesini, Sotiris’e bir kağıdın üstüne erkek kardeşlerinin isimlerini yazmasını, o zaman kendisine parayı vereceğini ve Birleşmiş Milletler’i bilgilendireceğini söyledi.

Sözkonusu Kıbrıslıtürk de kendisini kimse görmesin diye Timbu’ya geceleyin gideceğini, isimleri alacağını ve listeyi ertesi sabah kendisine getireceğini belirtti.

Ertesi günü eniştem Mihail işe gittiğinde Kıbrıslıtürk gelip kendisine listeyi getirmedi. Eniştem bu arkadaşını aradı ancak bulamadı. Ailelerimiz de bu Kıbrıslıtürk’ün öldürülmüş olmasından korktukları için kimseye bir şey söylemediler. Eniştem de kendi işinden korktuğu için bu Kıbrıslıtürk’ün kimliğini açıklamaktan kaçındı. Ne yazık ki eniştem Eylül 2001’de vefat etti ve hiçbir zaman bu Kıbrıslıtürk’ün kimliğini açıklamadı.

Amcam Dikelya yakınlarında “kayıp” edildiği zaman henüz 23 yaşındaydı ve bekardı… Lütfen onun akibetini öğrenmemiz için bize yardımcı olunuz.”

Bu konuda herhangi bir bilgisi olan okurlarımı isimli veya isimsiz olarak beni 0542 853 8436 numaralı telefondan aramaya davet ediyorum.

 


 

Atalassa Psikiyatri Hastanesi’ndeki toplu mezarda kazılara başlandı…

Lefkoşa’daki Atalassa Psikiyatri Hastanesi’nde gömülü bulunan 28’i Kıbrıslırum, 3’ü Kıbrıslıtürk, toplam 31 kişinin tespit edilmesine ilişkin kazıların toplu mezarda başladığı öğrenildi.

TAK Ajansı Rumca Haber Bülteni’ne göre Fileleftheros gazetesi ve diğer gazeteler, Atalassa Psikiyatri Hastanesi’ndeki “kayıp” kazılarının  başlaması haberine geniş bir şekilde yer verdiler.

Haberi “31 Unutulan İçin Kazılar-28 Kıbrıslırum ve 3 Kıbrıslıtürk Atalassa Hastanesi’ndeki Toplu Mezarda Aranıyor” başlıklarıyla veren Fileleftheros gazetesi, 20 Temmuz 1974’te, Türk savaş uçakları tarafından bombalanan Atalassa’daki Psikiyatri Hastanesi’nin bahçesinde gömülü olanların tespit edilmesi için, 43 yıl sonra, kazı çalışmalarına başlandığını yazdı.

O dönemin koşulları nedeniyle bombalama sırasında ölenlerin, orada, hatta bombaların neden olduğu kratere gömülmesine karar verildiğini yazan gazete, böylelikle toplu bir mezarın yaratılmış olduğunu  belirtti.

Bu noktada, 28’i Kıbrıslırum, 3’ü Kıbrıslıtürk olan toplam 31 kişinin gömülü olduğuna inanıldığını, bunlar arasında 7 kadının bulunduğunu belirten gazete, 20 Temmuz 1974’te, biri asker diğeri hemşire olan iki kişinin daha hayatını kaybettiğini ancak bunların, ailelerine teslim edilerek defnedildiğini yazdı.

Gazete bu iki kişinin neden ailelerine teslim edildiğini diğer ölen hastaların ise toplu mezara gömüldüğü sorusuna karşılık olarak belki de, “o dönemdeki toplumsal koşulların olayla alakalı olmadığı” yanıtını verdi.

Kazı çalışmalarının önceki gün başladığı noktada, kemik kalıntılarının bulunduğunun ilk baştaki araştırma kazılarında ortaya çıktığını anımsatan gazete dün ise, 4 haftaya kadar sürmesi mümkün olan sürecin başladığını, kemik kalıntılarının ise iyi durumda olduğunu belirtti.

FOTİU

Habere göre Kıbrıs Cumhurbaşkanlığı İnsani Konular Komiseri Fotis Fotiu, önceki gün kazı çalışmalarının başladığı noktayı ziyaret etti ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Fotiu, kazının zor olduğunu, bu alanda yapılan araştırma  kazılarının ardından, uzmanların, bölgede asbest tespit edilmesi nedeniyle tüm gerekli tedbirleri alarak, hazır olduğunu ifade etti.

Fotiu, kazıların, gömülü olanların yakınlarına yönelik ahlaki yükümlülük olduğunu, bununla birlikte (kazıları için) 43 yıl geç kalınmasının da utanç olduğunu, bu kazı çalışmalarının çok önceden yapılması gerektiğine dikkati çekti.

Alithia gazetesine göre, bölgedeki ilk değerlendirmede, kemik kalıntıları başka yere taşınan ve gömülen  bir hemşire ve bir askerin de bulunduğu 33 kişinin gömülü olduğunun belirtilmesine ilişkin bir soru üzerine Fotiu, bu kazıdan, kişi sayısının otuzdan fazla çıkıp çıkmayacağını bilmediğini, bunun kazı süreci çerçevesinde ortaya çıkacağını söyledi.

Söz konusu iki kişinin ise taşınıp başka yere gömüldüğünü ifade eden Fotiu, diğer insanları orada bırakmalarından dolayı bunun da kendilerini utandırması gerektiğini belirtti.      

KALLİS

Haravgi gazetesine göre kazı çalışmalarının başkanlığını yürüten Ksenofon Kallis ise açıklamasında bu kazının, devletin vatandaşları karşısındaki yükümlülükleri ayrıca Kıbrıs toplumunun kalitesiyle ilgili bazı mesajlar da gönderdiğini belirtti.

(TAK Ajansı Rumca Haber Bülteni’nden – 2.11.2017)

 


“Kayıp” Ertan Ali, bugün Lefke’de toprağa veriliyor…

Kayıp Şahıslar Komitesi’nin Koççinodrimitya’da sıra kuyularda yürüttüğü kazılarda kalıntılarına ulaşılan 7 Kıbrıslıtürk’ten biri olan “kayıp” Hüseyin Ertan Ali, bugün Lefke’de askeri törenle toprağa verilecek.

19 yaşındayken 6 Şubat 1964’te “kayıp” edilen Hüseyin Ertan Ali için, saat 10.00’da Lefke’de Şeyh Nazım Camii’nde (“Orta Cami”) cenaze namazı kılınacak, ardından Lefke Kemal Özalper Şehitliği’nde askeri törenle toprağa verilecek.

Lefke Kaymakamlığı’nın açıklamasına göre, törende “kayıp” Ertan Ali’nin yakını Fethi Akıncı konuşma yapacak. Saygı duruşunda bulunulacak, saygı atışı yapılacak ve defin işlemine geçilecek.

Ailesinin verdiği bilgiye göre, 6 Şubat 1964’te Rifat Salih’le birlikte Lefke’den ayrıldıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamayan Hüseyin Ertan Ali’den geride kalanlar, Kayıp Şahıslar Komitesi’nin kazılarıyla Koççinodrimitya’da bir kuyuda bulundu.

1945 doğumlu olan Hüseyin Ertan Ali, Lefkoşa Türk Lisesi’nde eğitim görüyordu. Kaybolduğu tarihte şubat tatili nedeniyle Lefke’de ailesinin yanında bulunan Hüseyin Ertan Ali, Rifat Salih’in kamyonuyla Mağusa’ya portakal götürmeye giderken, Ayvasıl köyü karşısındaki Koççinodrimitya’da bazı Kıbrıslırumlar tarafından alıkonulup öldürülmüş ve bir kuyuya atılarak “kayıp” edilmişti.

Bu konuda YENİDÜZEN olarak Koççinodrimitya’da “kayıp” edilen Kıbrıslıtürkler konusunda yoğun çalışmalar yapmış, bu konudaki bulgularımızı okurlarımızla bu sayfalarda paylaşmıştık… Elde ettiğimiz bilgileri Kayıplar Komitesi yetkilileriyle de paylaşmış ve 2008 yılında Koççinodrimitya’daki sıra kuyuların yerini bir Kıbrıslırum okurumuzla birlikte Kayıplar Komitesi yetkililerine göstermiştik. Kıbrıslırum okurumuz ayrıca, sıra kuyuların yerlerini gösteren bir haritayı bize vermiş, biz de bu haritayı Kayıplar Komitesi yetkililerine iletmiştik.

“Kayıp” Ertan Ali’nin cenaze törenine biz de katılarak ailesinin acısını paylaşacağız, artık bir kuyuda değil Lefke’de bir mezarda yatacak olan bu gencimizin mezarına bir demet çiçek de biz koyacağız…