Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın

Birikim Özgür

Önümüzdeki Cuma ölümünün 8. yılında anacağımız Özker Hoca, “Bir Türkiyelinin aydın olup olmadığını anlamak için Kürt sorunu, Ermeni meselesi ve Kıbrıs ile ilgili ne söylediğine bakmak gerekir” derdi. Devleti koruma bahanesi ile kendilerini devlet yerine koyanlar, insanları düşüncelerinden ötürü katlediyordu o yıllarda. Kürt sorununu, Ermeni meselesini ve Kıbrıs’ı düşünce özgürlüğü temelinde ele almak her babayiğidin harcı değildi.

Yakın dostu İnsan Hakları Derneği Başkanı Akın Birdal vurulduğunda Özker Hoca faillerin Kutlu Adalı’yı katledenlerle aynı olduğunu yazmıştı. Akın Birdal’ın erken iyileşmesini dilerken derin devletin Kıbrıs’taki örgütlenmesini deşifre ediyordu. Birilerinin bir yerlerde düğmeye bastığını ve Kıbrıs’ta da demokrasi için savaşım verenlerin tehlike altında olduğunu söylüyordu. O günlerde devletin başı hiç çekinmeden kameraların karşısına geçip barış karşıtı kanlı eylemlerde bulunanların sırtını sıvazlamaktaydı.

Hoca DP-CTP hükümetinde Hakkı Atun ile uyumlu çalışıyordu ancak Rauf Denktaş’ın ruhani liderliğini yaptığı partiyle koalisyonu içine sindirememişti. Bunun başlıca sebebi devlet içindeki devleti daha yakından gördükçe yaşadığı endişeydi. Derin devletin demokrasi güçlerini zayıflatmak için CTP’yi kullandığı düşüncesi beynini kemiriyordu. İşte bu kaygısı, daha güvenli bulduğu muhalif duruşa sarılmasındaki en büyük etkendi.

2000’li yıllarda Türkiye kabuk değiştirmeye başladı. Geçtiğimiz günlerde Diyarbakır’da gerçekleştirilen mitingde artık hiçbir kültürün, hiçbir kimliğin inkâr edilmeyeceği üzerinde durulması da Erdoğan’ın Başbakan olarak ilk kez Kürdistan bölgesinden söz etmesi ve orada yaşayanları selamlaması da göz ardı edilmemeli.

Tüm bu gelişmelerin ekonomi ile ilişkisini doğru kurmak gerekiyor.

2012’de dış ticaret açığı 83,9 milyar dolar olan Türkiye, enerji ithalatı için 60,1 milyar dolar harcamıştı. İhracatın ithalatı karşılama oranının %64,5 olduğu göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye’nin ihracatını artırmak için üretime yoğunlaşırken hem ekonomik büyümeye bağlı artan enerji ihtiyacını karşılayabilmek hem de ithalatını düşürmek için seferber olduğu anlaşılıyor. Nükleer santrallerin devreye girmesiyle doğal gaz ithalatının yılda 7,2 milyar dolar azaltılması öngörülüyor. Kaynak çeşitliliğini artırma, daha yakın kaynaklardan daha ucuza doğal gaz temin etme ve çeşitlilik arttıkça pazarlık imkânına kavuşup pahalı Rus doğal gazını daha uygun maliyetle satın alabilme hesapları yapılıyor ve Kürt sorunundaki açılımlarla siyasi istikrara bağlı olarak Kuzey Irak kaynaklarına erişimin önü açılıyor.

İsrail gazının Türkiye’ye ulaşması için kurulacak bir boru hattının Kıbrıs sorunu devam ederken 2,5 milyar dolara, Kıbrıs sorununun çözülmesi durumunda ise 1 milyar dolara mal olacağı biliniyor. Türkiye, Kıbrıs sorununun çözülmesini istiyor! Türkiye, ekonomi ile demokrasi arasındaki bağı doğru kurabildiği için büyüyor ve güçleniyor!
Biz Özker Hoca’nın birikimlerini yerinde kullanabiliyor muyuz?

Demokrasimizi ve ekonomimizi bir arada düşünüp toplumsal geleceğimizi kurgulayabiliyor muyuz?

Enerji maliyetlerimizi yarı yarıya düşürmek için arzımızı çeşitlendirmeye ve bu yolla ekonomik dışa bağımlılığımızı azaltarak kendi kararlarımızı artan oranda kendimizin alabileceği koşulları oluşturmaya odaklanabiliyor muyuz?
Egemen Bağış’ın “KKTC artık yavru vatan değil kardeş vatandır” tespitinin lafta kalmaması için doğru stratejilerle gelişimimize yön verebiliyor muyuz?

Geçtiğimiz hafta Özker Hoca’nın oğlu Birikim’e bu ideallerle siyasete katkı yapmayı deniyor diye en çirkin hakaretlerle saldıran basın bildirileri yayınlandı bu ülkede. Kimseden bir ses çıkmadı.
Birincil otorite olmaktan vazgeçtiğimiz için mi?
Ekonomi ile demokrasi arasındaki bağı doğru kuramadığımız için mi?
Yoksa artık bu ülkede siyaseti CTP değil meşhur kızıl elma ittifakı belirlediği için mi?
Kendim için bir şey istiyorsam namerdim!
Özker Hoca’nın dediği gibi, pilavdan dönenin kaşığı kırılsın...
Rahat uyusun…